15 Temmuz'un hafızası, FETÖ'cü darbe girişiminin karanlığına karşı bu milletin yazdığı direnişi yeniden hatırlatmak için İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde genç iletişimcilerin kaleminde can buldu; Basın İlan Kurumu'nun "Hafızayı Koru, Hakikati Yaz" atölyesinde öğrenciler, o gecenin haber refleksini gerçek bir haber merkezi disiplini içinde yeniden kurdu. Çalışmada, her manşet ve her sayfa, 15 Temmuz gecesi sokaklara çıkan ve şehadete yürüyen gençlerin hatırasıyla birleşerek hakikatin ağırlığını daha da görünür kıldı. 15 Temmuz'un 10. yılına yaklaşırken, o gecenin şehitleriyle bugünün genç gazetecileri aynı soruda buluştu: Hakikat nasıl diri tutulur?

Evet, milletin tanklara karşı iradesini, karanlığa karşı hakikati savunduğu 15 Temmuz'un üzerinden 10 yıl geçmek üzere. O gece sadece meydanlarda değil, haber merkezlerinde de tarihin en kritik nöbetlerinden biri tutuldu. Türkiye'deki iletişim fakültelerinde düzenlenen atölyenin İstanbul ayağı, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde gerçekleştirildi. Benim de katıldığım programda genç iletişimcilerle, darbe gecesinin manşetlerini yeniden düşündük; "O gece siz olsaydınız nasıl yazardınız?" sorusunun peşine düştük. Kimi öğrenciler "Millet Geçit Vermedi" dedi, kimi "Türkiye Sabaha Direnişle Uyandı" manşetini attı. Her cümlede yalnızca gazetecilik refleksi değil; hafızaya sahip çıkan bir vicdanın izi vardı. Çünkü 15 Temmuz, sadece bir darbe girişiminin değil; milletin iradesiyle yazdığı destanın adıydı. Ve o destanın hafızası, bugün genç gazetecilerin kaleminde yeniden diri tutuluyor.
15 Temmuz'da FETÖ'cü hainlerin tanklarla, silahlarla ve savaş uçaklarıyla milli iradeyi hedef aldığı o karanlık saatlerde; bu millet korkuya değil, iradesine yaslandı. Meydanlarda destan yazılırken haber merkezlerinde de başka bir mücadele veriliyordu: Hakikati diri tutma mücadelesi...

GENÇLER DİRENİŞ ŞUURUNU YAŞIYOR
Aradan geçen 10 yıla rağmen o gecenin hafızası hâlâ diri, sesi hâlâ genç kuşakların zihninde yankılanıyor. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'ndeki programda, yalnızca bir eğitim ortamının değil; hafızasını canlı tutmaya çalışan bir gençliğin heyecanına da tanıklık ettim.
Fakültenin koridorlarına daha ilk adımı attığım anda farklı bir atmosfer hissediliyordu. Sıradan bir atölye çalışmasının ötesinde, adeta geçmişin izini bugünün gazetecilik diliyle yeniden kurmaya çalışan bir ekip ruhu vardı. Öğrenciler daha etkinlik başlamadan kendi aralarında 15 Temmuz gecesine dair konuşuyor, o gece televizyonlardan gördüklerini, ailelerinden dinlediklerini birbirleriyle paylaşıyordu. Kimisi o gece çok küçüktü, kimisi yaşananları ekranlardan takip etmişti. Ama hepsinin ortak noktası şuydu: 15 Temmuz'u yalnızca bir tarih olarak değil, bu ülkenin demokrasi hafızasında açılmış büyük bir kırılma anı olarak görüyorlardı.

SINIFLAR YAZI İŞLERİ MASASI OLDU
Atölyenin en dikkat çekici bölümü ise öğrencilerin gruplara ayrılarak kendi gazetelerini hazırlaması oldu. Her grup, kendisini 15 Temmuz gecesinin içinde çalışan bir haber merkezi gibi konumlandırdı. Kimi editör koltuğuna oturdu, kimi muhabir oldu, kimi fotoğraf seçimi yaptı, kimi de sayfa tasarımını üstlendi. Sınıfın içinde kısa süre sonra gerçek bir gazete mutfağının temposu oluştu. Bir tarafta manşet tartışmaları yükselirken diğer tarafta "Bu fotoğraf daha güçlü", "Bu başlık duyguyu daha iyi veriyor" gibi cümleler duyuluyordu.

KRİTİK GECE YENİDEN YAŞANDI
Öğrencilere yönelttiğimiz temel soru şuydu: "O gece siz haber merkezinde olsaydınız, nasıl bir manşet atardınız?" İşte tam o anda sınıfın havası değişti. Çünkü mesele yalnızca teknik bir gazetecilik çalışması olmaktan çıktı; gençler bir milletin yaşadığı en kritik gecelerden birini anlamaya ve anlatmaya çalışıyordu. Hazırlanan manşetlerde ortak bir ruh vardı. Kimisi "Millet Geçit Vermedi" dedi, kimisi "Türkiye Sabaha Direnişle Uyandı" başlığını kullandı. Bazı öğrenciler demokrasi vurgusunu öne çıkarırken bazıları şehitlerin fedakârlığını merkeze aldı. Ancak bütün sayfalarda hissedilen ortak duygu; milli iradeye sahip çıkan bir milletin hikâyesiydi. Atölyenin en etkileyici yanlarından biri de gençlerin olaylara yaklaşımındaki bilinç düzeyiydi. 15 Temmuz'u yaşamamış bir kuşağın, o geceyi anlamak için bu kadar yoğun çaba göstermesi dikkat çekiciydi. Soruları yalnızca gazetecilik tekniğine dair değildi.
"O gece doğru bilgiye nasıl ulaşıldı?", "Haber merkezlerinde panik yönetimi nasıl yapıldı?", "Manipülasyonla mücadelede editörün rolü neydi?" gibi sorular, onların meseleye ne kadar derin baktığını gösteriyordu.
Öğrencilerin hazırladığı gazete sayfaları da bu bilinçle şekillendi. Sayfa tasarımında profesyonel isimlerin desteği ise çalışmaya ayrı bir güç kattı. SABAH Gazetesi'nden Osman Çıracı'nın öğrencilere yaptığı yönlendirmeler özellikle dikkat çekiciydi. Bir manşetin yalnızca büyük harflerden ibaret olmadığını; fotoğrafın, boşluğun, punto tercihinin ve görsel akışın da haberin duygusunu taşıdığını anlattığında öğrenciler büyük bir dikkatle dinledi. Kimi zaman bir başlığın yerini değiştirdi, kimi zaman bir fotoğrafın daha güçlü kullanılabileceğini anlattı.
O anlarda sınıf, bir üniversite amfisinden çok gerçek bir gazete merkezine dönüştü. O gün İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde sadece bir atölye yapılmadı. Aynı zamanda bir milletin hafızasına sahip çıkmanın, hakikati savunmanın ve tarihe doğru not düşmenin neden önemli olduğu genç bir kuşağın zihninde yeniden karşılık buldu. Ve ben oradan ayrılırken şuna bir kez daha inandım: Bu ülkenin hafızası, hakikatin peşinden yürümeye devam eden genç kalemlerle yaşamayı sürdürecek.

HAFIZAYI KORU HAKİKATİ YAZ
BİK Genel Müdürü Abdulkadir Çay, atölye çalışması sonrası, SABAH'ın, darbe teşebbüsü için attığı, 'FETÖ'cü darbeye milli irade tokadı' manşetini hatırlatarak, "15 Temmuz darbe girişiminin 10. yıl dönümü münasebetiyle 'Hafızayı Koru, Hakikati Yaz' temasıyla Türkiye genelinde yürüttüğümüz atölye çalışmamız; genç iletişimcilerimizin tarihsel bir olay üzerinden mesleki reflekslerini yeniden değerlendirme imkânı vermiş oldu. Darbe ve savaş gibi kriz anları, gazeteciliğin en zorlu sınavlarıdır. Bugün bu atölyede öğrencilerimize de ilham olacak; değil 10 yıl, asırlar geçse unutulmayacak manşetler atıldı. Devletin bekası adına yaygın ve yerel yüzlerce gazetemizi 'Darbeye Geçit Yok", 'FETÖ'cü Darbeye Milli İrade Tokadı', 'Vatan Hainleri' gibi manşetler attıkları ve dimdik durdukları için bir kez daha tebrik ediyorum" ifadelerini kullandı.

BİLGİ KİRLİLİĞİYLE MÜCADELE EDİLMELİ
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hatun Boztepe Taşkıran ise "İletişim Fakültesi olarak öğrencilerimize yalnızca haber yazmayı, içerik üretmeyi ya da sayfa tasarlamayı öğretmekle sorumlu olmadığımızın bilincindeyiz. Bizler aynı zamanda; doğru bilgiye bağlı, etik değerlere duyarlı, toplumsal sorumluluk bilinci gelişmiş iletişimciler yetiştirmekle yükümlü olduğumuzun da farkındayız. 15 Temmuz gecesi, ülkemizin siyasal ve toplumsal yapısına olumsuz etkilerinin yanı sıra medya açısından da son derece kritik bir deneyim alanı olmuştur. O gece ve sonraki süreçte gazeteciler yalnızca haber aktarmamış; aynı zamanda bilgi kirliliğiyle mücadele etmiş, doğrulanmış bilgiyi kamuoyuna ulaştırmaya çalışmış ve çok zor koşullar altında yayıncılık faaliyetlerini sürdürmüştür. Bu nedenle kriz haberciliği, günümüz iletişim eğitiminin en önemli başlıklarından biri haline gelmiştir" diye konuştu.

KAHRAMANLARI UNUTMAMAK GEREK
O gün İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nin sınıflarında dolaşırken bir gerçeği yeniden düşündüm: 15 Temmuz gecesi bu ülkenin kaderine yön verenlerin büyük bölümü gençlerdi. Kimi üniversite öğrencisiydi, kimi hayata yeni atılmıştı, kimi ise henüz geleceğe dair hayaller kuruyordu. FETÖ'cü hainlerin darbe girişimi karşısında sokağa çıkan o gençler, tankların önünde yalnızca bedenleriyle değil; inançlarıyla, cesaretleriyle ve vatan sevgileriyle durdu. Bugün üniversite sıralarında gazetecilik eğitimi alan gençlerin, o gecenin hafızasını anlamaya çalışması bu yüzden çok kıymetliydi. Çünkü 15 Temmuz'un destanı yalnızca meydanlarda değil, genç yüreklerde yazıldı.
Atölye boyunca manşet hazırlayan, gazete sayfaları tasarlayan öğrencileri izlerken; bir yanda geleceğin gazetecilerini, diğer yanda ise bu ülkenin bağımsızlığı uğruna genç yaşta şehadete yürüyen kahramanları düşündüm. Şimdi onların hikayelerini anlatmak, yalnızca bir vefa değil; hafızayı diri tutmanın da en güçlü yollarından biri...
ÇOCUK YAŞTA TOPRAĞA DÜŞTÜLER
İhanetin namlularına karşı göğüslerini siper eden vatan evlatları, o tarihi gecede yaşlarına bakılmaksızın ölümsüzlük şerbetini içti. 15 Temmuz Şehitleri resmi kayıtlarına göre o karanlık geceyi kanlarıyla aydınlatan en genç yiğitlerden Halil İbrahim Yıldırım (15) Boğaziçi Köprüsü'nde ilk kurşunla toprağa düşerken, aynı köprüde babasının yanı başında duran Abdullah Tayyip Olçok (17) istiklal aşkıyla şehadete yürüdü. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde çelikten iradesiyle devleşen Mutlu Can Kılıç (18) Genelkurmay önünde helikopter ateşine meydan okuyan Özgür Mustafa Karasakal (17) ile havalimanı işgalinde sırtından vurularak ilk şehit düşenlerden olan Mahir Ayabak (16), 1999 doğumlu körpe bir fidan olarak tekbirlere sarılıp şehadet mertebesine erişti.