Bir düşünün... Vücudumuzda bizden kat kat fazla canlı yaşıyor ve belki de ruh hâlimizden iştahımıza, uykumuzdan korkularımıza kadar her şeyi onlar etkiliyor. Yıllardır "mikrop" diyerek savaş açtığımız bakterilerin aslında bizi hayatta tutan görünmez bir ordu olduğunu söyleseler ne düşünürdünüz?
Mikrobiyolog Ali Rıza Akın'ın Bakterin Kadar Yaşa İçimizdeki Evren: Mikrobiyota adlı kitabı tam da bu noktadan yola çıkıyor. Amerika'daki laboratuvarlarda geçen 25 yılı aşkın çalışma sürecini, kendi sağlık hikâyesini ve mikrobiyota üzerine yaptığı araştırmaları kitapta bir araya getiren Akın; bağırsak bakterilerinin sadece sindirim sistemiyle değil, bağışıklık, obezite, depresyon, uyku düzeni ve hatta davranışlar üzerinde bile etkili olduğunu anlatıyor.
Son dönemde sıkça gündeme gelen GLP-1 ilaçları ve zayıflama iğnelerine de değinen Akın'a göre modern yaşam insan bedeninin doğal sinyallerini bozmuş durumda. Kanser araştırmalarından bağımlılık davranışlarına kadar uzanan bu görünmez dünyayı anlatan Ali Rıza Akın'la, insan bedeninin bilinmeyen taraflarını konuştuk.

- Bakterin Kadar Yaşa fikri ilk nasıl ortaya çıktı?
- Bu kitap; gece gündüz laboratuvarda geçen yirmi beş yılı aşkın bir hayatın, binlerce deneyin, başarısızlığın, yeniden ayağa kalkışın ve gerçek bilimsel hayatın içinden çıktı. Yıllar boyunca Amerika'da laboratuvarlarda sabahladım. Dünyada ilk keşfedilen yeni nesil bakterilerin bulunduğu ekiplerin içinde yer aldım. Kanser üzerine yazılan uluslararası bilimsel kitaplarda araştırmacı yazar olarak yer aldım. ABD'de patent süreçlerine giren biyoteknoloji çalışmalarında bulundum. Bazı bakterilerin tümör hücrelerine saldırmasını özel görüntüleme sistemleriyle canlı olarak yani naklen izledim. Bu artık "teori" değil; laboratuvarda gözünüzle gördüğünüz bir gerçek oluyor. Kitapta da bakterilerin kanser tedavilerindeki potansiyeline ve bu alandaki çalışmalara özel bir bölüm ayrılıyor. Ve ben bakterileri bakterilerin içinde öğrendim. Doğru bakterinin insanı nasıl yeniden ayağa kaldırabildiğini laboratuvarda gördüm. Kendi bedenimde yaşadığım sağlık sorunları da bu yolculuğun bir parçasıydı. Ağır antibiyotik kullanımı sonrası yaşadığım sorunlar bana üzücü bir soru sordurdu: İnsan bedeni neden kendi kendine saldırır? Bu sorunun peşinden giderken mikrobiyotanın aslında bağışıklığın öğretmeni olduğunu gördüm.
- Kitabınızın ikinci baskısında GLP-1 çağını ayrıca ele almanızın nedeni ne oldu?
- Çünkü dünyada metabolizma çağının tabelası değişti. Ama ben buna sadece "zayıflama iğnesi çağı" demiyorum. Ben buna mikrobiyotası bozulmuş insanın çağı diyorum. GLP-1 sadece iştah hormonu değildir. Vücudun "yeter artık, doydun" dediği biyolojik frendir. Ama kritik soru şu: İnsan bedeni bu sinyali zaten üretebiliyordu. Ne oldu da dışarıdan iğneyle hatırlatmak zorunda kaldık? Cevap büyük ölçüde modern yaşamda saklı: İşlenmiş gıdalar, düşük lifli beslenme, stres, antibiyotikler, uykusuzluk ve mikrobiyota kaybı.

BAKTERİLERİ HASTALIK YAPAN MİKROP SANDIK
- Kitabı yazarken en çok şaşırtan gerçek ne oldu?
- Beni en çok şaşırtan şey: Bakteriler susmuyor, biz onları geç dinledik: Onlar sürekli bağışıklıkla, hormonlarla, beyinle, metabolizmayla konuşuyor. Kanser hücreleriyle bile savaşabilecek sinyaller üretebiliyor. Biz yıllarca bakterileri sadece hastalık yapan mikroplar sandık. Oysa içimizde bizi hayatta tutan bir iletişim ağı var. Laboratuvarda bir bakterinin metabolit salgısını gördüğünüzde, onun başka bir hücreye mesaj verdiğini anladığınızda insan bedenine bakışınız değişir. O an şunu fark edersiniz: İnsan bedeni sessiz değildir.
- Kitapta "insanın tokluğu unutması"ndan söz ediyorsunuz. Modern hayat bedenimize tam olarak ne yaptı?
- Modern hayat bedenin sesini susturdu. Eskiden insan doğayla temas hâlindeydi. Toprağa dokunuyordu. Gerçek gıda yiyordu. Güneş görüyordu. Hareket ediyordu. Bugün ise plastik içindeyiz, ekran içindeyiz, paketli gıda içindeyiz, antibiyotik içindeyiz, stres içindeyiz. Sonuç? Mikrobiyota fakirleşti. İnsan artık gerçekten aç olduğu için değil, biyolojik sinyalleri bozulduğu için yiyor. Bağırsak bakterileri azaldığında, lif tüketimi düştüğünde, kısa zincirli yağ asitleri üretimi bozulduğunda, GLP-1 gibi tokluk sinyalleri de zayıflayabiliyor. İnsan kendini suçluyor ama sistem çoktan bozulmuş oluyor.
- Obezite yıllarca bir "irade problemi" gibi anlatıldı. Bilim artık bu bakış açısını tamamen değiştirdi mi?
- Kesinlikle değiştirdi. Hâlâ obeziteyi sadece "az ye, çok yürü" diye açıklamak bilimi geriden takip etmektir. Elbette bireysel sorumluluk vardır. Ama iştahı, tokluğu, yağ depolamayı, insülin yanıtını, bağırsak sinyallerini, mikrobiyotayı ve modern gıda sistemini yok sayıp "sen iradesizsin" demek kolaycılıktır.

KİME ÂŞIK OLDUĞUMUZLA BİLE ALAKALI
- Mikrobiyotanın birçok alanda konuşulması sizce tıpta yeni bir dönemin başlangıcı mı?
- Tabii ki. Tıp artık organ merkezli çağdan ekosistem merkezli çağa geçiyor. Bu, modern tıbbın yerine başka bir şey koymak değildir. Tam tersine modern tıbbı daha akıllı, daha kişisel, daha bütüncül hâle getirmektir. Bugün mikrobiyota; kanserde, immünoterapide, depresyonda, bağımlılık davranışlarında, obezitede, GLP-1 sinyallerinde, yaşlanmada, cilt hastalıklarında, otoimmün hastalıklarda ve hatta kime aşık olduğumuzda bile karşımıza çıkıyor.
Bu cümle ilk duyulduğunda komik gelebilir ama bilim artık buraya geldi. Kanser tarafında en çarpıcı alanlardan biri immünoterapi. Çünkü immünoterapi dediğimiz şey aslında bağışıklık sistemini kanser hücresine karşı yeniden uyandırma işidir.
Peki bağışıklık sisteminin en büyük öğretmeni kim? Mikrobiyota. Bağırsak bakterileri iyi çalışıyorsa savunma sistemi daha akıllı cevap verebiliyor.
İŞLENMİŞ GIDALARA DİKKAT
- Kitabınızda modern yaşamın bağırsak ekosistemini bozduğunu anlatıyorsunuz. Günlük hayatta en büyük tehdit ne?
- Tek kelimeyle: İşlenmiş gıda. Paketli ürünler sadece kalori taşımaz. Mikrobiyotaya yanlış sinyal taşır. Raf ömrü uzasın diye tasarlanan ürünlerin, insan ömrünü uzatacağını sanmak büyük saflık. Şeker, yapay tatlandırıcılar, emülgatörler, katkı maddeleri, endüstriyel yağlar, düşük lifli içerikler... Bunların çoğu bağırsak ekosistemine darbe vuruyor. İyi bakteriler lif ister.
Modern gıda sistemi ise lifsiz, cansız, plastikleşmiş kalori veriyor. Sonra insan şişiyor, yoruluyor, kabız oluyor, uykusu bozuluyor, ruh hâli değişiyor ve "Bende ne var?" diye soruyor. Cevap bazen çok basit: Market sepetin mikrobiyotanı öldürüyor. Benim cümlem sert ama net: Mikrobiyotanın mezarlığı market raflarında başlıyor.

BİLİM DOĞANIN DİLİNİ ÖĞRENMELİ
- Son dönemde zayıflama iğneleri büyük bir popülerlik kazandı. Sizce bu gerçekten bir sağlık devrimi mi, yoksa yeni bir tüketim trendi mi?
- Doğru hastada, doğru hekim takibiyle kullanılırsa bu gerçekten bir devrimdir. Ama sosyal medya oyuncağına dönüşürse çok tehlikeli bir tüketim trendine de dönüşebilir. GLP-1 ilaçları sadece kilo verdiren iğneler değil. Mesele bunun çok ötesine geçti. Bugün görüyoruz ki GLP-1 temelli tedaviler depresyon kötüleşmesini azaltma, kardiyovasküler riski düşürme, bağımlılık davranışlarını etkileme ve preklinik hayvan çalışmalarında bazı kanser modellerinde tümör gelişimini baskılama gibi çok daha geniş biyolojik alanlarda araştırılıyor. Bu çok büyük bir biyolojik değişim. Çünkü GLP-1 sadece iştah hormonu değil; beynin ödül sistemine, inflamasyona, damar sağlığına, enerji kullanımına ve metabolik sinyallere dokunan büyük bir ağın parçası. Ama burada insanların kaçırdığı çok kritik bir nokta var: GLP-1 sinyal verir. Sistemi ise mikrobiyota yönetir.
- GLP-1 ilaçlarının bir çöl kertenkelesinden ilhamla geliştirilmesi oldukça dikkat çekici. Bilim bugün doğadan ne öğreniyor?
- Bir çöl kertenkelesi bize metabolizma öğretiyor. Bu tek başına insanın bilimsel egosunu sarsmaya yeter. Doğa milyonlarca yıldır molekül geliştiriyor. Biz laboratuvarda yeni keşfettik sandığımız birçok şeyi doğa zaten sessizce yapıyordu. Bakteriler, mantarlar, bitkiler, deniz canlıları, toprak, hayvanlar... Hepsi dev bir biyolojik kütüphane. İnsanlık o kütüphanenin birkaç rafını yeni açtı. Ben bakterilere bu yüzden "Tanrının Görünmez Orduları" diyorum. Çünkü doğa bizim sandığımızdan çok daha zeki, çok daha eski ve çok daha üretken. Bilim doğayı yenmeye çalışmamalı. Bilim doğanın dilini öğrenmeli.
- Zayıflama iğnelerinin bilinçsiz kullanımı gelecekte yeni sağlık sorunları çıkarabilir mi?
- Kesinlikle çıkarabilir. Bu ilaçlar oyuncak değil. Hekim kontrolü dışında kullanılmamalıdır. Kas kaybı, beslenme bozukluğu, bağırsak dengesinde değişimler, psikolojik bağımlılık, kontrolsüz doz kullanımı ve ilacı bıraktıktan sonra eski döngüye dönüş... Bunların hepsi ciddi riskler. Kilo vermek tek başına sağlık değildir. Kişi biyolojik olarak daha kırılgan hâle gelebilir. Ben GLP-1 karşıtı değilim. Bilinçsiz kullanım karşıtıyım. Bilimsel tedavi başka şeydir. Sosyal medya hevesi başka şeydir.