Türkiye'nin savunma sanayiindeki bugünkü yükselişi, aslında yıllar önce atılan ama yarım bırakılan büyük hayallerin devamı niteliğinde... Cumhuriyet'in ilk yıllarında yerli ve milli üretim için yola çıkan öncü isimler; fabrikalar kurdu, uçaklar üretti, mühimmat geliştirdi. Ancak bu hamlelerin bir kısmı şüpheli patlamalarla, bir kısmı ekonomik baskılarla, bir kısmı ise siyasi ve bürokratik engellerle akamete uğradı. Bugün göklere çıkan yerli savunma projeleri konuşulurken, geçmişte engellenen Nuri Killigil, Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ gibi isimlerin hikâyeleri yeniden gündeme geliyor.

Bugün insansız hava araçlarıyla dünya gündemine oturan Türkiye'nin geçmişinde, hangarlarında çürümeye terk edilen uçaklar, siparişleri iptal edilen fabrikalar ve destek göremediği için kapanan üretim tesisleri bulunuyor. Cumhuriyetin ilk havacılarından Vecihi Hürkuş, kendi imkânlarıyla ürettiği uçağa sertifika alamayınca çareyi yurt dışına gitmekte buldu. Yerli savunma sanayiinin öncü isimlerinden Nuri Killigil ise silah ve mühimmat üreten fabrikasını büyütmeye çalışırken gizemli bir patlamada öldü.
İlk milli sanayi hamleler, yalnızca ekonomik meselelerle değil, dönemin dünya düzeni ve Türkiye'nin yönünü belirleyen siyasi kararlarla doğrudan bağlantılıydı. Onlarca yılın ardından bugün KAAN'dan Bayraktar'a, TCG Anadolu'dan yerli füze sistemlerine uzanan savunma hamleleri, geçmişte yarım bırakılan hikâyeleri yeniden gündeme taşıyor. Tarihin tozlu sayfalarındaki o isimler ise yalnızca birer mucit değil; "Türkiye kendi savunmasını neden geç kurdu?" sorusunun da sembolü olarak görülüyor.

NURİ DEMİRAĞ'IN HAYALİ
Savunma ve havacılık alanında yarım kalan hikâyelerden biri de Nuri Demirağ'a aitti. Cumhuriyetin ilk büyük sanayicilerinden biri olan Demirağ, "Zafer artık süngüyle değil uçakla kazanılır" diyerek havacılık yatırımlarına yöneldi.
1930'lu yıllarda İstanbul Beşiktaş'ta uçak fabrikası kurdu. Nu.D-36 eğitim uçağı ve Nu.D-38 yolcu uçağı projeleri geliştirildi. Yeşilköy'de büyük bir uçuş sahası ve eğitim merkezi oluşturuldu. Dönemin gazetelerinde "Türkler kendi yolcu uçağını yaptı" manşetleri yer aldı.
Ancak projelerin önü kısa süre sonra kesildi. Türk Hava Kurumu tarafından verilen siparişler iptal edildi. En büyük kırılma ise test uçuşlarından birinde yaşanan kaza oldu. Kazanın ardından devlet desteği tamamen çekildi. Demirağ'ın fabrikası ekonomik olarak ayakta kalamadı.
Nuri Demirağ yıllar sonra verdiği röportajlarda, asıl problemin teknik meselelerden çok zihniyet olduğunu savunacaktı. Ona göre Türkiye, kendi sanayicisine güvenmek yerine dışarıdan alımı tercih etmişti. Bugün Yeşilköy'deki bazı alanların daha sonra farklı amaçlarla kullanılması, birçok tarihçi tarafından "kaçırılmış büyük fırsat" olarak yorumlanıyor.

SİLAH FABRİKASINDAKİ GİZEMLİ PATLAMA
Türkiye'nin savunma sanayii tarihindeki en dramatik hikâyelerden biri ise Nuri Killigil'e ait. Enver Paşa'nın kardeşi olan Killigil, askerlik kariyerinin ardından sanayi yatırımlarına yöneldi. İstanbul Sütlüce'de kurduğu fabrikada silah, havan ve mühimmat üretimi yapıyordu.
Özellikle II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'nin yerli savunma kapasitesini artırmak için önemli çalışmalar yürüttü. Yurt dışına mühimmat ihracatı yaptığı da biliniyordu. Ancak 2 Mart 1949'da fabrikada büyük bir patlama meydana geldi. Patlamada Nuri Killigil dahil çok sayıda kişi hayatını kaybetti.
Olayın nedeni hiçbir zaman tam anlamıyla netleşmedi. Resmi kayıtlarda "kaza" denildi ancak yıllar boyunca sabotaj iddiaları gündemden düşmedi. Dönemin uluslararası dengeleri düşünüldüğünde, Türkiye'nin bağımsız savunma sanayi girişimlerinden rahatsız olan çevrelerin olabileceği yönünde yorumlar yapıldı.
Tarihçiler arasında hâlâ tartışılan bu olay, yerli savunma sanayii tarihinin en karanlık sayfalarından biri olarak görülüyor.

GÖKLERE SEVDALI BİR ADAM
Türk havacılık tarihinin en dikkat çekici isimlerinden biri olan Vecihi Hürkuş, daha Osmanlı döneminde havacılığa ilgi duymaya başladı. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında pilotluk yapan Hürkuş, Kurtuluş Savaşı'nın da en önemli hava kahramanları arasında yer aldı. Ancak onu tarihe geçiren asıl mesele yalnızca savaş pilotluğu değil, "Türkler kendi uçağını yapabilir" düşüncesine olan inancıydı.
1925 yılında tamamen kendi bilgi ve imkânlarıyla Vecihi K-VI isimli uçağı üretmeyi başardı. Bu, Türkiye'de tasarlanıp üretilen ilk yerli uçaklardan biriydi. Ancak asıl kırılma bundan sonra yaşandı. Uçağın uçuş sertifikası alması gerekiyordu. Dönemin sivil havacılık altyapısı yetersizdi ve teknik inceleme yapacak resmi heyet bulunmuyordu. Hürkuş'a göre mesele yalnızca teknik eksiklik değildi; ciddi bir bürokratik direnç de vardı.

Uzun süre izin alamayan Vecihi Hürkuş, sonunda uçağını izinsiz şekilde havalandırdı. Bu olay tarihe "İlk Türk uçağına uçuş izni verilmedi" şeklinde geçti. Daha sonra sertifika almak için Çekoslovakya'ya giden Hürkuş, oradan gerekli belgeleri aldı ancak Türkiye'ye döndüğünde beklediği desteği bulamadı. Yıllar sonra kurduğu Vecihi Sivil Tayyare Mektebi de maddi imkânsızlıklar nedeniyle kapanacaktı.
Oysa aynı dönemde dünya havacılığı büyük bir dönüşüm yaşıyor, devletler kendi hava sanayilerine milyarlarca yatırım yapıyordu. Türkiye'de ise öncü isimler çoğu zaman yalnız bırakılıyordu.

KENDİ SİLAHIMIZI ÜRETTİRMEDİLER
II. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye'nin Batı blokuna yaklaşmasıyla birlikte Amerikan askeri yardımları hız kazandı. Marshall Planı ve NATO süreciyle birlikte dışarıdan hazır savunma sistemleri almak daha "kolay ve ucuz" görülmeye başlandı. Bu durum yerli üretim girişimlerinin geri planda kalmasına yol açtı.
süreçte Türkiye'nin kendi uçağını ve silahını üretme konusundaki iradesi tam anlamıyla kurumsallaşamadı. Kişisel girişimlerle başlayan projeler devlet politikası haline dönüşemeyince sürdürülebilirlik sağlanamadı.

SAVUNMA SANAYİİ AYAĞA KALKTI
Son yıllarda Türkiye'nin savunma sanayiinde yakaladığı ivme, geçmişin yarım kalan hikâyelerini yeniden gündeme taşıdı. Bayraktar TB2'lerin savaş sahalarında gösterdiği başarı, KAAN'ın ilk uçuşu, yerli füze sistemleri ve milli gemi projeleri; kamuoyunda sık sık "Eğer Vecihi Hürkuş ve Nuri Demirağ desteklenseydi bugün çok farklı bir yerde olur muyduk?" sorusunu gündeme getiriyor.
Savunma sanayiindeki bugünkü başarıların arkasında yalnızca teknolojik gelişmeler değil, geçmişten çıkarılan derslerin de olduğu belirtiliyor. Devlet destekli uzun vadeli stratejiler, özel sektör yatırımları ve mühendislik ekosisteminin büyümesiyle birlikte Türkiye, bir dönem yarım kalan hayalleri yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyor.
Bir zamanlar uçuş izni verilmeyen uçakların ülkesi olan Türkiye, bugün kendi savaş uçağını üretmeye hazırlanıyor. Hangarlarda çürümeye terk edilen projelerin ardından artık yerli İHA'lar dünya tarafından konuşuluyor. Ve belki de en önemlisi, yıllarca "olmaz" denilen birçok şey artık birer gerçeğe dönüşüyor.