Türkiye bu yıl uzun zaman sonra yağmurun bereketini hissetti. Kış ve ilkbahar aylarında etkili olan yoğun yağışlarla birlikte birçok dere yeniden akmaya başladı, baraj doluluk oranları yükseldi, tarım alanları nefes aldı. Ancak aynı dönemde Avrupa'nın birçok bölgesinde mevsim normallerinin çok üzerine çıkan sıcaklıklar, azalan su kaynakları ve büyüyen yangın riski dikkat çekti.
Dünyanın farklı bölgelerinde aynı anda yaşanan zıt hava olayları, "İklim sistemi değişiyor mu?" sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Uzmanlar, artık yalnızca sıcaklıkların değil; sel, dolu, kuraklık ve ani fırtına gibi ekstrem hava olaylarının da küresel iklim krizinin bir parçası olduğuna dikkat çekerken, 'iklim manipülasyonu', HAARP ve hava mühendisliği iddiaları da yeniden mercek altına alındı. Yaşananları Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Su Kaynakları Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ceyhun Özçelik konuyu bilimsel mercek altına aldık.

TEMEL KAYNAK GÜNEŞ
- Yaşananlar doğal iklim döngülerinin bir sonucu mu, yoksa küresel iklim değişikliğinin yeni bir yansıması mı?
- İklimleri oluşturan temel kaynak güneştir. Karaları, denizleri, atmosferi barındıran bu kompleks mekanizma içerisindeki ısı dengesi; yağışlara, rüzgarlara ve sıcak hava hareketlerine yol açarak iklimleri meydana getirir. Bu doğal mekanizmadaki ani değişiklikler, iklimsel değişkenlikleri oluşturur. Güneş patlamaları (solar maksimum/minimum), okyanusların aşırı ısındığı El Nino ve La Nina olayları, buzul erimeleri iklimdeki değişikliklerin önemli göstergeleridir. Çoğu doğal olan bu süreçlerin doğrudan kontrol edilmesi imkansızdır ancak insan faaliyetleri sonucu ortaya çıkan suni değişimleri kontrol edebiliriz. Sanayileşmenin getirdiği sera gazları nedeniyle, atmosferin ısı tutma kapasitesinde 2050 yılına kadar 2.5°C bir sıcaklık artışı olmasını bekliyoruz. Bu değeri ne kadar düşük tutabilirsek, ekstrem atmosferik olayları da insan kaynaklı etkilerden o ölçüde arındırabiliriz. Küresel ısınma; özellikle 2015 yılından sonra taşkın, kuraklık ve hortum gibi olayların artmasıyla gözle görülür hale gelmiştir. Ülkemizde son yıllarda görülen şiddetli kuraklık döneminin ardından, 2026 su yılında 66 yılın en yüksek yağışını almamız bu değişkenliğin önemli bir göstergesidir. Yerküredeki ısı dengesi gereği, bir bölgedeki ısınma bir başka bölgedeki soğumayı; bir bölgedeki kuraklık başka bir bölgedeki sağanak ve taşkınları beraberinde getirmektedir.

KOMPLO TEORİLERİ ASILSIZ
- Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen 'iklim manipülasyonu' iddiaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Özellikle ABD ve İsrail gibi ülkelerin bölgesel iklim üzerinde müdahalede bulunduğu yönündeki söylemlerin bilimsel bir karşılığı var mı?
- ABD ve İsrail gibi ülkelerin yüksek teknoloji kullanarak hava olaylarını yönlendirdiği iddiaları çoğunlukla HAARP teknolojisine atıfla dile getirilmektedir. 1990'larda Alaska'da başlatılmış bir araştırma projesi olan HAARP, yüksek frekanslı radyo dalgalarının İyonosfer tabakası ile etkileşimini incelemeyi amaçlamaktadır. Ancak hava olaylarının gerçekleştiği tabaka olan troposfer, yerküreden itibaren yaklaşık 10-15 km'yi kapsar ve İyonosfer'den onlarca kilometre aşağıda yer alır. Uydu iletişiminde kullanılan frekanslarla mikrodalga fırın, cep telefonu, wifi gibi teknolojilerin benzer aralıklarda olması spekülasyonların sebebi olabilir. Mikrodalga fırınlar ortalama 1000 watt'lık bir güçle su moleküllerini titreştirerek ısıtabilir. Teorik olarak elektromanyetik ışınımlar atmosferik parçacıklar üzerinde etkiler oluşturabilir. Ancak hava olaylarının oluştuğu atmosfer hacminin büyüklüğü ve gereken devasa güç miktarı düşünüldüğünde, mevcut teknolojilerle iklimleri değiştirme kabiliyetine ilişkin iddialar laboratuvar ölçeği dışında, pratikte gerçeklikten uzaktır. Günümüz teknolojisiyle hava olaylarını kısa sürede kontrollü şekilde değiştirmek mümkün değildir.

BARAJLAR İÇİN FARKLI SENARYOLAR ŞART
Türkiye açısından bakıldığında bu yılki yoğun yağışlar tarım, su kaynakları ve enerji üretimi açısından nasıl okunmalı? Bu tablo kalıcı bir rahatlama mı yoksa geçici bir dönem mi?
Yağışların bol olması baraj havzaları için sevindirici. Uzun süreli ve düşük şiddetli yağışlar yeraltı sularımızın artmasına yol açtı. Ancak şiddetli sağanaklar hazırlıksız bölgelerde taşkın etkilerini de beraberinde getirdi. Barajlarımız susuzluğun olduğu kadar fazla suyun da sigortasıdır. Yeşilırmak havzasında Almus ve Kılıçkaya barajlarının dolması sonucu ortaya çıkan taşkın riski, bizlere barajlarımızın taşkın denetim hacimlerini etkin kullanmamız gerektiğini ortaya koydu. Barajların tamamen dolu olması enerji üretimini artırırken taşkın riskini de beraberinde getiriyor. Baraj işletme protokollerini iklim değişikliğinin etkilerini göz önüne alarak, farklı senaryolar altında yenilememiz gerekiyor. Böylece taşkınlara ve kurumaya yol açmadan optimum kullanımı sağlayabiliriz.

BULUT TOHUMLAMAYLA YAĞIŞI TAŞIMANIZ MÜMKÜN DEĞİL
"İklim mühendisliği" ya da "hava modifikasyonu" olarak bilinen teknolojiler bugün hangi seviyede? Gerçekten yağmur yağdırmak ya da hava sistemlerini yönlendirmek teknik olarak mümkün mü?
İklim modifikasyonu yapabilme kabiliyeti oldukça sınırlı. Bulut Tohumlama başta olmak üzere Güneş Işığı ve Karbon Hareketlerini yönetmeye yönelik çalışmalar olsa da bilimsel etkinlikleri düşüktür. En çok bilinen yöntem olan Bulut Tohumlamada, var olan bulutun kapasitesinin etkin kullanılması hedeflenir. Gümüş iyodür veya kuru buz gibi parçacıklar marifetiyle su buharının yoğunlaşarak yağışa dönüşmesi sağlanır. Ancak bulut tohumlamayla yağışı başka bir bölgeye taşımanız, konumunu ve zamanını önemli miktarda değiştirmeniz mümkün değildir.
Diğer bir yöntem olan Güneş Işığı Yönetimi ile atmosfere salınan parçacıklarla güneş ışığı yansıtılarak hedef bölgenin soğuması amaçlanır ancak pratikte etkinliği kanıtlanmamıştır. Karbon Hareketlerinin Yönetimi ise atmosferdeki $CO_2$ azaltımını hedefler fakat yüksek enerji gereksinimi ve maliyeti nedeniyle deneysel kullanım dışında uygulaması sınırlıdır.

SÜPER EL NİNO BEKLENİYOR
Son yıllarda dünyada bir bölgede sel yaşanırken başka bir bölgede kuraklık ve orman yangınlarının görülmesi neyin göstergesi? Küresel iklim sistemi artık daha mı dengesiz hale geldi?
Hidrolojik döngü gereği yerküredeki su miktarı sabittir. Su bir yerde fazla olduğunda, başka bir yerde az olacaktır. Küresel ısınma atmosferdeki su miktarını değiştirerek suyun zamansal ve konumsal hareketini şekillendiriyor. Bir konumda azalan yağış kuraklığı getirirken, azalan nem orman yangınları için elverişli ortam hazırlıyor. Uzun süre düşmeyen yağışlar kısa süreli şiddetli sağanaklar halinde akışa geçince seller oluşuyor. Bir tür türbülans yaşanıyor. Yanan ormanların bıraktığı çıplak havza üzerinde toprak taşıyarak akan sular taşkınları şiddetlendiriyor.
Büyük Okyanus'ta olağan dışı ısınmayı ifade eden "Süper El Nino" bekleniyor. Bu da bize atmosferdeki hareketliliğin daha da değişken bir hal alabileceğini gösteriyor. Burada bize düşen, insan kaynaklı etkileri minimize etmek, doğanın kendini dengelemesini engelleyecek faaliyetlerden uzak durmaktır. Kentlerimizi ve teknik altyapımızı hazırlıklı hale getirerek su kaynaklarımızı etkin kullanacak yönetim stratejileri geliştirmeliyiz.

İNSAN FAALİYETLERİ ATMOSFER YAPISINI OLUMSUZ ETKİLİYOR
"Yerküre oluşurken buzul çağları boyunca iklimsel dalgalanmalar yaşandığını biliyoruz. Ancak günümüzdeki değişim büyük oranda insan faaliyetleri sonucu atmosferin ısı tutma kapasitesindeki artış ile meydana geliyor. Bu artış hızlı ve yoğun gerçekleşiyor; yani iklimlerdeki değişimi sadece tarihsel doğal döngülerle açıklamak mümkün değil. Hidrolojik süreçlerin doğasında trend ile beraber periyodiklik, iç bağımlılık bulunmakta. Artış veya azalış trendi küresel ısınma ile olabileceği gibi orman yangınları, bitki örtüsündeki değişim, baraj inşası gibi faktörlerle de lokal olarak gerçekleşebilir."
KURAKLIĞA KUTSAL KİTAPLARDA VURGU VAR
"Kutsal kitaplarda da geçen '7 yıl bolluk ardından gelecek 7 yıl kuraklık' vurguları vardır. İklim değişikliği, yalın olarak sürekli artan veya azalan bir süreç olarak algılanmamalıdır. Bu durum bize sürekli bir kuraklık veya bol yağış beklemek yerine, içerisinde farklı periyotlarla artış ve azalış dönemlerinin bulunduğu anlık değişimleri içeren bir süreci işaret etmektedir. Bu sürecin ne kadar süreceğine ilişkin uzun süreli tahminler yapmak oldukça zordur."