Çocukların dünyasını anlamanın en güçlü yollarından biri hâlâ kitaplardan geçiyor. Bir hikâye bazen bir çocuğun ilk kez başka birinin gözünden dünyaya bakmasını sağlıyor, bazen de kendi duygularına isim vermesine yardımcı oluyor. Üstelik bunu yalnızca metinlerle değil, sayfaların arasındaki çizgiler, renkler ve karakterlerle yapıyor. Bugün ekranların hayatımızın merkezine yerleştiği, dikkat sürelerinin giderek kısaldığı bir dönemde çocuk kitaplarının rolü de yeniden konumlanıyor.
Biz de çocuk edebiyatının dünyadaki önemli isimleriyle bir araya gelerek bu değişimi konuştuk. IBBY (Uluslararası Çocuk ve Gençlik Kurulu) Yürütücü Direktörü Carolina Ballester, Hans Christian Andersen Ödülü Jüri Başkanı Shereen Kreidieh ve ünlü Brezilyalı yazar-çizer Roger Mello ile yaptığımız özel röportajlarda çocukların neden kitaplara ihtiyaç duyduğunu, çizimlerin anlatımdaki gücünü, kitapların iyileştirici yönünü ve farklı kültürleri birbirine bağlayan hikâyeleri konuştuk. Özellikle savaşın gölgesinde büyüyen çocuklardan kitapların bibliyoterapi olarak kullanımına kadar uzanan sohbetimizde, çocuk edebiyatının yalnızca bir yayıncılık alanı değil, aynı zamanda çocukların dünyayı anlamalarına yardımcı olan güçlü bir araç olduğu vurgulandı. Rami Kütüphanesi'nde görkemli ve şenlikli ambiyasında düzenlenen Rami Çocuk ve Sanat Bienali kapsamında gerçekleştirdiğimiz buluşmada ortak mesaj çok netti: Bir çocuk kendini bir kitabın içinde görebildiğinde, o hikâye sadece okunmuş olmuyor, hayatına da dokunuyor.

- Bu bienalde olmak size hissettiriyor?
- Carolina Ballester: Çok heyecan verici. Çocuk kitaplarının yeni platformlarda görünür hale gelmesi bizi her zaman çok heyecanlandırıyor. Çok emek verilmiş bir proje ve bir parçası olmaktan dolayı çok mutluyuz.
- Shereen Kreidieh
11 yıldan fazladır Türkiye'ye çocuk edebiyatıyla ilgili çalışmalar yapmaya geliyorum. Gelişmeyi görebiliyorum, çok büyük bir gelişme var.
- Gelişmeyi biraz açabilir misiniz?
- C.B: Shereen kadar değil ama ben de 10-15 yıldır sürekli Türk yayıncılarla iletişim halindeyim. Değişimi çok net görebiliyorum. Kısa bir bienal turu yaptım. Gezdiğim kısımda bile yeni sanatçıların özellikle hem Türkiye'ye ait sanatsal yönleri hem de dünyanın geri kalanından aldıkları sanatsal yönleri birleştirebildiğini ve yeni çok çeşitli bir alan oluşturabildiğini gördüm. Sanatsal anlamda çok gelişmiş. Özellikle çizimler aynı zamanda kitap kalitelerini de çok beğendim.

- S.K: Çeşitlilik ve kalite çok arttı. Kitaplar daha kapsayıcı hale geldi. Türkiye'nin çocuk edebiyatında ki hızlı gelişiminde en önemli şey kendi kültürünü de uluslararası gelişimin bir parçası haline getirmesi. Yani kitaplardan Türk kültürüne dair imgeler toplayabiliyorsunuz. Sadece uluslararası bakış açısı yok. Kıymetli olan şey bu.
İNSANI BECERİLERİNİZİ GELİŞTİRİYORSUNUZ
- Çocukların gelecekte mutlu bireyler olabilmelerinde kitapların en büyük rolü nedir?
- C.B: Sadece mutlu yapıyor demek çok yüzeysel kalır. Çünkü kitap dediğin şey yetişkin için de çocuk için de okurken kendini gerçek dünyadan soyutladığın, hayal dünyasıyla imgelerle, karakterlerle tanıştığın bir yer. O yüzden kitapla ilişkiye girdiğinizde insan olmaya dair tüm becerilerinizi daha fazla geliştiriyorsunuz. Duygularla kurduğunuz bağı gelişiyorsunuz. Ben büyük bir laf etmek istersem; okuduğunuzda kitap sizi daha iyi bir insan yapacak.

- S.K: Beyrut'ta üniversitede çocuk edebiyatı dersi veriyorum. Kitaplardan çok fazla fayda sağlıyoruz. Mesela akademik olarak özellikle ebeveynler, çocukların bir şey öğrenmesini istiyor kitaplardan, kendilerine yeni bir beceri katmak istiyor. Ama çocuk dünyaya kendi perspektifinden baktığı için, ilk kez başka birinin gözünden bakmaya başlıyor. Bunun bir yanı da sanatla kurduğu bağ ve sanata dair yeni bir göz geliştirmesi. Ne kadar çok kitap okursan o kadar çok hem sanata dair hem içindeki dünyaya dair çok fazla şey öğreniyorsun. Aynı zamanda kitapları bibliyoterapi olarak kullanıyoruz. Kitapların duygu durumlarını da iyileştirici bir tarafı var.
- Travmatik bir durum yaşamış bir çocuğun kitaptan bu durumu öğrenebileceğini söylüyorsunuz...
- S.K: Örneğin anne babası kavga eden bir çocuğun kitabı okuduğunda bu durumu başkalarında yaşadığını görüyor. Biz kitabın içine sadece sorunu koymuyoruz aynı zamanda bununla nasıl baş edilebileceğini ve nasıl bir yöntemin işe yarayacağını da koyuyoruz. O yüzden çocuk için kitabın içinde bir cevap da var. Bu da iyileştirici bir yön. Bibliyoterapi, oyun terapisinin bir alt dalı. Bunun kullanmamızın sebebi, çocuklar bizim gibi sözlerle duygularını ifade edemiyorlar. O duygularla hayatlarında ilk kez karşılaştıkları için hangi duyguya denk geldiğini dahi ifade etme güçleri yok.

ÇİZİMLERDEKİ TÜM DETAYLAR ANALİZ EDİLİYOR
- Çizimlerin önemi nedir?
- C.B: Kitaplar, çocukların girdiği ilk sanat müzesi. Sanatla bağlarını da güçlendiren bir şey. Travmatik bir durumu düzeltiyorsanız tabi görselin desteği çok büyük. Ama aynı zamanda oyun terapisinde de boyaları kullanır, resim çizdirirsin, kendi yaşadığı şeyi kâğıda döker bunu yapmasının sebebi aslında çocuğun özünde renklere, çizime dair istek ve yönelim var. Çizim bazen anlatıdan daha önemlidir. Çocuğun bu etkileşime ihtiyacı vardır. - S.K: Çizim dediğiniz şey sadece olayı anlatmıyor aslında. Biz o çizimin tüm detaylarını analiz ediyoruz. Çocuk çok stres anında çizdiği şeyde daha fazla düz çizgi oluyorsa, kitabında stresli bir an anlatılıyorsa onun da çizimin de daha fazla düz çizgi oluyor. Bu bağı kurmayla ilgili çocuklar için gördükleri tüm detayları analiz ediyoruz. Siz çocuğa ne kadar çok detay anlatmak isterseniz o kadar çok cümle kurmanız gerekecek, bu da bir süre sonra çocuğun ilgisini çekmeyecek. Çizimler bunu aktarabilmenin yolu. Karakterin boyutu, şekli, nereye konumlandığı bunların hepsi bizim baktığımız, konuştuğumuz çocuğun kendisini de anlamasını sağlayan detaylar.
Shereen Kreidieh
BEYRUT'TA BÜYÜMEK BENİ GÜÇLÜ BİRİ YAPTI
- Beyrut, Türkiye'de birçok insan için çok özel bir şehir. Orada sıkıntı olduğunda bizim kalbimiz sızlıyor. Orada çocuk olmak, büyümek nasıldı? - S.K: Tabii ki çok zordu. Bir masaya oturduğumda, diğer insanların söyleyemeyeceği şeyi söyleyebilirim, onların hiç bilmediği bir deneyime sahibim. Daha önce okulda sıraların altına saklanmak zorunda da kaldım, bombalara da maruz kaldım, kendi odamda uyumaya da korktum. Ama bunları kendimi acındıracak bir yerden görmüyorum. Eğer savaş varsa bu seni farklı biri yapar ve hayatta kalmak zorundasındır. O yüzden zordu ve Beyrut'ta büyümek bizi daha güçlü, daha farklı yaptı.
Roger Mello
UTANGAÇ VE İÇİNE KAPANIK BİR ÇOCUKTUM
Çocuk edebiyatının Nobel'i sayılan Hans Christian Andersen Ödülü'nün sahibi Brezilyalı yazar ve çizer Roger Mello, Rami Çocuk ve Sanat Bienali kapsamında İstanbul'daydı. Röportajımıza Türk bayraklı tişörtüyle gelen Mello, çocukluk yıllarından bugünün çocuklarına, kitaplardan futbola uzanan düşüncelerini anlattı. Brezilya'daki askeri diktatörlük döneminde doğduğunu söyleyen Mello, hayatındaki en büyük şansın kitaplarla iç içe büyümek olduğunu belirtti. "Çok utangaç ve içine kapanık bir çocuktum. İnsanlarla değil, daha çok hayvanlarla ve nesnelerle ilişki kurabiliyordum. Büyüdükçe değiştim ama sanatçı olmak yine de kolay değildi. Çünkü sanatçı olmak sürekli insanlarla iletişim kurmayı gerektiriyor. Tasarım okudum, tiyatroyla ilgilendim, resim yaptım. Kendimi birçok alanda denedim. Fakat içimdeki eksiklik hissini yalnızca sanat üreterek giderebildim." İstanbul'da bulunmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyleyen sanatçı, özellikle Rami Kütüphanesi'nin atmosferinden etkilendiğini vurguladı: Teknolojinin çocukların hayal gücünü yok ettiği düşüncesine katılmadığını belirten Mello, asıl tehlikenin hayal kurma cesaretinin azalması olduğunu söyledi: "Portekizce'de çocuk kelimesinin kökeninde 'yaratan kişi' anlamı vardır. Çocukların doğasında üretmek vardır. Sorun teknoloji değil. Sorun, çocukların çok pragmatik bir dünyada büyümeleri. Bu yüzden onların en çok ihtiyaç duyduğu şey çılgın hikâyeler. Çünkü bugün gerçek dediğimiz birçok şey, geçmişte birilerinin hayal gücünün ürünüydü." Mello'ya göre günümüz çocuklarının en büyük sorunlarından biri de somut dünyadan uzaklaşmaları: "Biz nesnelerle, malzemelerle büyüdük. Bugünün çocukları ise çok daha soyut bir dünyanın içinde yaşıyor. Bu durum bazen korku yaratıyor. Oysa teknolojiyle birlikte somut dünyaya da ihtiyaç var. Kitapların hâlâ bu kadar sevilmesinin nedeni de bu. Kitap yalnızca bir hikâye değil; dokunulabilen, hissedilebilen bir nesne."