Almanya ve Hollanda gibi devler erken veda ederken; Paraguay, Fas ve ev sahibi ülkeler turnuvanın göz alıcı hikayelerine imza attı. ABD'nin saçma uygulamalarının gölgesindeki kupa, her şeye rağmen kendi öyküsünü yazıyor
Her Dünya Kupası'nın hikayesi farklıdır. Turnuva biterken ikinciler, skandallar, hatalı kararlar unutulur ama tarih yazanlar unutulmaz... Son 16 ülke arasına arasına kalamayan Almanya ve Hollanda'nın başarısızlığından çok Fas ve Paraguay'ın elde ettiği büyük başarı konuşuluyor. Messi stadyum önünde potansiyel bir suçlu gibi aranırken, ezeli rakibi Ronaldo 6 farklı Dünya Kupası'nda oynayan ve tamamında gol atmayı başaran ilk futbolcu olarak tarihe geçiyordu. 2018 senesine dönelim. Büyük futbol efsanesi Diego Armando Maradona, Rusya'daki Dünya Kupası'nda FIFA'nın 2026'nın ABD'de düzenleneceğini duymuş, "Turnuvayı 48 takıma çıkarmak ticari bir panayırdır. Kanada sadece buz hokeyi bilir, Amerikalılar stadyum doldurur ama futboldan anlamaz!" demişti. Açıkçası ilk günlerde ben de aynı kanaatteydim ama grup maçların bitip devasa beyzbol stadyumlarının çılgınca dolduğuna şahit olunca anda kalmaya karar verdim. 2026 Dünya Kupası, futbol tarihinin en büyük seyirci rekorlarını kırarak ilerliyor. ABD'deki stadyumlar, mimarisi ve devasa kapasiteleriyle herkese büyük heyecan yaşatıyor. Dallas'taki AT&T Stadyumu ve Mexico City'deki tarihi Azteka Stadyumu'nun tribünlerindeki inanılmaz kalabalıklar, Maradona'nın panayır dediği turnuvayı tarihin en büyük, en görkemli şölenine çevirdi.

GÖÇMEN ÇOCUĞUNUN ASALETİNE DESCHAMPS BİLE HAYRAN
Futbolun toplumsal sınırları nasıl aştığının bir diğer çarpıcı örneği de Fransa Milli Takımı'nda yaşandı. Fransa'da aşırı sağın yükseldiği, göçmenlerin ve banliyö çocuklarının siyasi malzeme yapıldığı bir dönemde, yeşil saha yine gerçeği haykırdı. Fransa'nın dünya çapındaki süper yeteneği, göçmen bir ailenin çocuğu olan Kylian Mbappe, kritik eleme maçındaki muazzam oyununun ardından maçtan çıkarken turnuva tarihine geçecek bir an yaşandı. Fransa futbolunun yaşayan en büyük efsanelerinden biri olan, hem futbolcu hem de teknik direktör olarak Dünya Kupası kaldırmış Didier Deschamps, saha kenarına gelen Mbappe'nin önünde eğilerek onu selamladı. Bu duruş, ülkedeki tüm ayrılıkçı, ırkçı söylemleri yerle bir eden bir saygı duruşuydu. Deschamps, bir göçmen çocuğunun yeteneği ve karakteri önünde eğilirken, dünyaya futbolun birleştirici gücünün hiçbir siyasi propagandaya kurban edilemeyeceğini gösteriyordu.

EV SAHİPLERİNİN SESSİZ DEVRİMİ
Turnuvanın üç ev sahibi; ABD, Meksika ve Kanada, futbol otoritelerini şaşkına çeviren bir performansla adlarını Son 16 turuna yazdırmayı başardı. Futbol bilmez denilen Kanada, Amerikalı teknik adam Jesse Marsch'ın modern ön alan baskısı, bitmek bilmeyen enerjisi ve yüksek atletizmiyle sahada fırtınalar estiriyor. Meksika, Azteka'nın o mistik, insanı boğan havasıyla rakiplerini adeta nefessiz bırakıyor; ABD ise rasyonel oyunuyla elitlerin arasına sızdı. Amerika kıtası, futbolun coğrafi merkezini Avrupa ve Güney Amerika'nın yüzyıllık tekelinden söküp alıyor. Futbol artık sadece eski dünyanın oyunu olmadığını, yeni kıtada da bir ihtilal yaratabileceğini kanıtlıyor.

HOLLANDA'DAKİ ŞOVMENE FAS'IN CEVABI SERT OLDU
Turnuva öncesinde ve sırasında, Hollandalı aşırı sağcı ve İslam düşmanı siyasetçisi Geert Wilders, sosyal medya hesaplarından çirkin, provokatif ve incitici ifadelerine devam etti. Futbolun adaleti ise, Son 32 turunda Hollanda ile Fas'ı karşı karşıya getirdi. Bu maç sadece iki milli takım arasında yeşil sahada oynanmadı. Bugün Hollanda'da yaşayan 430 binden fazla Faslı göçmenin kalbi; Amsterdam, Rotterdam, Utrecht ve Lahey sokaklarından fırlayıp tribünlere taşınmıştı. Sahadaki taktik savaşı, tribünlerdeki bu göçmen çocuklarının aidiyet tutkusuyla birleşti. Maç penaltılara gittiğinde, kibirli Hollanda kadrosu Fas kalecisi Yassine Bono'nun psikolojik duvarına çarptı. Hollanda üç penaltı birden kaçırarak turnuvaya veda etti. Hollanda altyapısından yetişen ama köklerini unutmayan göçmen çocuklarının sahanın ortasında yükselen o sessiz secde fotoğrafı, turnuva tarihinin en güçlü, en anlamlı cevabı olarak hafızalara kazındı. Nefret kaybetti, alın teri kazandı.

RONALDO'NUN ÖLÜMSÜZLÜĞÜ
Hırvatistan'ı 2-1 yenen Portekiz, son 16 turuna yükselirken gollerden birinde yine Cristiano Ronaldo'nun imzası vardı. Efsanevi futbolcu, bu turnuvada süre alıp gol atarak futbol tarihinde 6 farklı Dünya Kupası'nda oynayan ve bu turnuvaların tamamında gol atmayı başaran ilk futbolcu olarak tarihe geçti. 41 yaşında, herkesin artık emekli olmalı, bitti dediği bir dönemde kırılan bu rekor; insan iradesinin, çalışmanın ve adanmışlığın yeşil sahadaki en büyük anıtı oldu. Ronaldo zamana meydan okuyan bir isim olduğunu tüm dünyaya gösterdi.

BİZ BURAYA KIZIL TOPRAKLARDAN GELDİK
Almanya gibi bir dünya devini, turnuvanın mutlak favorilerinden Panzerleri penaltı atışlarıyla turnuvanın dışına iten Paraguay, pazar günü Son 16 turunda kader maçına çıkıyor. Bu pazar kahvaltısında onların hikayesini okurken, takımın başındaki dahi teknik adam Gustavo Alfaro'nun şu sözleri kulaklarınızda çınlasın: "Biz buraya Avrupa'nın lüks akademilerinden, milyar dolarlık konforlu tesislerinden, kusursuz sahalarından gelmedik. Biz Chaco'nun, Asuncion'un o tozlu, kızıl topraklarından geldik. Çocuklarımın ayaklarında, ruhlarında o kızıl toprağın izi var. Bizim kaybedecek hiçbir şeyimiz yok, ama kazanacak devasa bir tarihimiz var." Paraguay'ın bizim gruptan çıktığını hatırlamak minik bir teselli oluyor.

KUZEYLİ CANAVAR HAALAND
Modern futbol artık tamamen sistemlerin, pas organizasyonlarının ve kusursuz işleyen taktik tahtalarının esiri olmuş durumda. Ancak bazen biri çıkıyor, futbol efsanesi Fatih Terim'in dediği gibi, "Taktik maktik yok, bam bam bam" diyor. Bu turnuvada o futbolcu Erling Haaland oldu. Fildişi Sahili karşısındaki Son 32 turu maçında Norveç çökmüş, pozisyona bile girememişti. Maç 1-1 giderken Haaaland attığı golle ülkesini Son 16'ya taşıdı.
