"Soğuk Savaş'ta cephe ülkesi olan Türkiye, bugün NATO'nun yön veren ülkelerinden biri haline geldi. Artık NATO'nun güney kanadını ayakta tutan en önemli askeri güç Türkiye'dir. 74 yılda değişen tek şey Türkiye'nin NATO'daki ağırlığı oldu; her krizde rolü büyüdü."
Dünyada güvenlik dengelerinin yeniden şekillendiği, savaşların sınırları aşarak küresel krizlere dönüştüğü, savunma politikalarının yeniden yazıldığı tarihi bir dönemde gözler bir kez daha Türkiye'ye çevrildi. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) en önemli üyelerinden biri olan Türkiye, yalnızca coğrafi konumu nedeniyle değil askeri kapasitesi, diplomatik girişimleri ve bölgesel krizlerde üstlendiği dengeleyici rol sayesinde de ittifakın vazgeçilmez ülkeleri arasında gösteriliyor. 1952 yılında Kore Savaşı'nda gösterdiği fedakârlığın ardından NATO ailesine katılan Türkiye, geçen 74 yılda ittifakın hemen her kritik dönemecinde ön saflarda yer aldı; Balkanlar'dan Afganistan'a, Kosova'dan Akdeniz'e kadar pek çok görevde aktif sorumluluk üstlendi. Bugün ise dünya bambaşka bir güvenlik ikliminden geçiyor. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Avrupa'da oluşturduğu yeni güvenlik mimarisi, Karadeniz'de artan askeri hareketlilik, Orta Doğu'da derinleşen istikrarsızlık, düzensiz göç, enerji güvenliği, siber saldırılar ve hibrit tehditler; NATO'nun önceliklerini yeniden şekillendirirken, bu yeni denklemde Türkiye'nin rolü her zamankinden daha kritik hale geliyor. İttifakın güney kanadının en güçlü ülkesi olarak öne çıkan Türkiye, askeri gücü ve diplomatik ağırlığıyla NATO'nun geleceğine yön veren aktörlerden biri olmayı sürdürüyor.

İHTİYAÇTAN GİRİLEN BİRLİĞİN GÜVENLİĞİ EMİN ELLERDE
- NATO, nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? O dönem dünyada nasıl bir siyasi durum vardı?
- NATO, 2. Dünya savaşının akabinde soğuk savaşın başlamasının ardından çıktı. Sovyetlerin, 2. Dünya savaşından sonra Batı ülkelerine tehdit olarak görülmesi, Batı bloğunda askeri bir ittifakın oluşturulması gerekliliğini ortaya çıkardı. 1 ve 2. Dünya Savaşı'ndan alınan derslerle, yeniden savaş olmaması için bir güvenlik bloğu oluşturulmak istendi. Sovyetlerin olası bir yayılmacılığına karşı bu birlik ortaya çıktı. Dünya siyasetindeki konjonktür, Batı devletleri arasında ABD'nin kendi gücünü konsolide etmesi olarak da görüldü.
-Türkiye NATO'ya neden ve nasıl girdi?
- Türkiye'nin NATO'ya üye olmasının birçok sebebi vardı. 1945'te 2. Dünya Savaşı bittiğinde Türkiye henüz demokrasiye tam olarak geçmemişti. 1950'de çok partili hayata geçip, demokratik seçimleri yapmayı başardı. Ama 45'ten sonra güvenlik ihtiyaçları, jeopolitik öncelikleri, Batı ile müttefiklik ilişkisi kurmasının daha önemli olduğu yönünde bir devlet aklı, stratejik bir bakış açısı söz konusuydu. Dolayısıyla Türkiye kendini Batı'nın bir parçası olarak ortaya koyabilmek istedi. Aynı zamanda Sovyetler Birliği'nin Türkiye'ye yönelik, özellikle 1945'te daha net ortaya çıkan yaklaşımını da dengelemek açısından NATO'ya girildi. Türkiye böylelikle Batı devletler sistematiğinin askeri ve savunma anlamında bir parçası oldu. Hem de bunun ortaya çıkardığı askeri güç parametrelerini geliştirme fırsatı yakaladı. Hem de Sovyetler Birliği'ne karşı caydırıcılık oluşturmak bakımından eline büyük bir koz geçmiş oldu. NATO'nun soğuk savaş döneminde cephe ülkelerinden biri oldu.

SOVYETLER SONRASI TÜRKİYE, GENİŞLEME ALANININ PARÇASI OLDU
- NATO'ya üye ülkeler nasıl belirlendi?
- İlk başta örgütün kurulması sınırlı sayıda ülkelerin bir araya gelmesiyle oldu. Daha sonrasında soğuk savaşın içerisinde çeşitli değişimler ortaya çıktı. Böylece NATO'ya üye olmak isteyen ülkelerin sayısı arttı. Kimse NATO'ya üye olmak konusunda zorlanmadı. Her ülke kendi isteğiyle oldu. Bu bağlamda NATO'nun genişlemesi denilen süreç başladı. Soğuk savaş döneminde de çok ciddi genişlemeler gerçekleşti. Soğuk savaş bittikten sonra ise NATO'nun fonksiyonunu yitirdiği düşünüldü. Çünkü Sovyetler Birliği dağıldı. Ancak Balkanlarda ortaya çıkan krizler ve soğuk savaş sonrasının belirsizlikleri ve Amerikan hegemonyasının daha da belirginleşmesi NATO'nun genişlemesini kolaylaştırdı. Böylece ülkeler hem kendi askeri yapılarını güçlendiriyor hem de bir garanti sağlamış oluyorlar. Hem de bu kulübün içine girerek bir prestij kazanıyorlardı. Özellikle Sovyetlerin dağılmasından sonra ortaya çıkan yeni devletler NATO'nun genişleme alanının bir parçası olarak görüldü.

BALKANLARDA GELENEKSEL ROLE DÖNÜŞ BÖLGEYİ RAHATLATTI
- NATO'ya girdikten sonra Türkiye'de neler değişti?
- NATO askeri açıdan Türkiye'nin bir savunma garantisi sağlamasını beraberinde getirdi. Türkiye askeri gücünü daha kaliteli hale getiren, savunma imkan ve olanaklarını da genişleten bir kabiliyet kazanmış oldu. Ancak soğuk savaş sonrasında, Türkiye'nin NATO'ya katkısı daha belirgin hale gelmeye başladı. Balkanlardaki krizlerde, 2000'ler sonrası NATO'nun uluslararası misyonlarını da çok ciddi bir katkı veren ülke konumuna geldi. NATO'ya girmek demek belirli ölçülerde bir standardizasyon anlamına da geliyor. Hem siz ondan, hem o sizden faydalanıyor. Dolayısıyla Soğuk savaş boyunca erken dönemlerde, Türkiye'nin dış politikasını ve güvenlik siyasetini belirleyen temel kurumlarından bir tanesi NATO oldu. Bu da Türk dış politikasının yönelimini Batı ile Avrupa Topluluğuyla olan ittifakını şekillendiren bütüncül bir etki ortaya koyduğunu söyleyebiliriz.

SİYASET ÜZERİNDEKİ ETKİSİ SON 20 YILDA GERİLEDİ
- NATO'ya girişimizin çok partili hayata ve demokratikleşmeye etkisi oldu mu?
- Bu her zaman tartışmalı bir konu olmuştur. Çünkü NATO darbelerin Türkiye'de gerçekleşmesini engelleyemedi. Askerin elbette NATO üyesi bir ordunun askeri olarak elini çok güçlendirdi. Siyaset üzerinde bir etki oluşturmasını uzun yıllar sürdürdü. Ta ki 2002 yılında AK Parti'nin iktidara geldiği sürece kadar. O dönemle birlikte sivil asker ilişkilerinde uzunca yıllar sürecek bir mücadele başladı. Ama bu mücadele de sivilleşme adına bir başarı elde edildi. Bu da Türkiye'nin demokratikleşmesini adına son derece kritik bir husus olarak ön plana çıktı.

İNGİLİZ VE FRANSIZLAR EN BAŞTA TÜRKİYE'DEN ÇEKİNİYORDU
Türkiye'nin o dönem NATO'ya girişine direnenler, karşı çıkanlar oldu mu?
- Başlangıçta en güçlü çekinceler İngiltere ve Fransa tarafından dile getirildi. Bu ülkeler NATO'nun Kuzey Atlantik merkezli bir savunma örgütü olarak kalmasını istediler. Türkiye'nin, ittifaka çok ağır bir yük getireceğini düşünüyorlardı. Özellikle İngiliz stratejisinde, Türkiye'nin NATO yerine planlanan Ortadoğu komutanlığı içinde değerlendirilmesi fikri vardı. ABD, ilk aşamada sıcak bakmadı. Kore savaşı sonrası stratejik değerlendirmeleri ise tamamen değişti. ABD, Türkiye'nin üyeliğinin en güçlü savunucusu hale geldi. Diğer müttefikleri de ikna etmek için yoğun çaba sarf etti. Bugün düşünülenin aksine Yunanistan da üyeliğe karşı çıkmadı. Tam tersine iki ülke birlikte NATO'ya davet edildi. Hiçbir NATO ülkesi nihai aşamada Türkiye'nin üyeliğini veto etmedi.

KORE'DE YAZILAN DESTAN
Türkiye, 1950 yılında Birleşmiş Milletler çağrısı üzerine Kore Savaşı'na asker göndererek uluslararası alanda kritik bir adım attı. Türk Tugayı'nın savaşta gösterdiği üstün başarı ve fedakârlık, Ankara'nın Batı dünyasıyla ilişkilerini güçlendirirken, Türkiye'nin güvenilir bir müttefik olarak öne çıkmasını sağladı. Bu süreç, Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin Batı ittifakına entegrasyonunu hızlandırdı ve 18 Şubat 1952'de resmen NATO'ya üye olmasıyla sonuçlandı. Böylece Türkiye, güvenlik ve dış politika ekseninde Batı bloğunun ayrılmaz bir parçası haline geldi.