Lille kentinden aslında bir ünlü tanıyoruz. Ünlü oyuncu Philippe Noiret... Paris'e 1990'ların başından itibaren VAL ve TGV sayesinde yani hızlı metro ve hızlı trenle bir saat uzaklıkta kalmayı başararak eskilerin tekstil ve maden şehri olmanın yarattığı ekonomik buhranı üzerinden atan, günün deyişiyle periferik kent Lille, Avrupa XXL, Lille3000 projesiyle "Doğu artık yeni Batı, Batı artık yeni Doğu'dur", diyor ve tüm kompleksini yenmiş görünüyor. Gustave Courbet'li, bir Manet'li, en az 10 Rodin'li bir güzel sanatlar müzesine sahip, bunun yanı sıra kocaman bir güncel sanat ve etkinlik merkezine de... Bu merkezin geniş bahçesinde çekirdek bir ailenin sığacağı sıcak su küvetlerine de... Şu anda ünlü Rus grup AES-F'in kentin garının önüne yaptığı devasa siyah milenyum Nypmh heykellerine de... Lille, Paris'e yaklaştıkça sanata yaklaşmış, Paris büyüdükçe Lille'i ve diğer ona yakın uzaklıkları kendine benzetme yoluna gitmiş. Avrupa XXL projesi, Fransa'daki Türkiye Mevsimi kapsamında Midi-Midi İstanbul başlığı altında Türkiye'den bir seri etkinliğe evsahipliği yapıyor. Bunların arasında Hüseyin Alptekin'in kişisel sergisi, Baba Zula, Burhan Öçal gibi müzisyenlerin konserleri, Nedim Gürsel'le edebiyat söyleşisi ve İstanbul Traversee sergisi bulunuyor.
FRANSIZ BASINININ YAKLAŞIMI
Lille güzel sanatlar müzesinde açılan İstanbul Traversee, çeviride kaybolmak şartıyla, 'Boydan boya İstanbul', İstanbul'dan güncel sanatçıları ağırlayarak göçten mağdur Paris'in, bir başka göç alan ve Avrupa'ya vermesinden epey korkulan İstanbul'u yakından tanıma çabasını içeriyor. Türkiye'nin AB üyeliğine en çok da bu nedenle fobik yaklaşan Fransız basını bu yüzden olsa gerek Lille'de açılan İstanbul Traversee sergisiyle ilgili değerlendirmesinde, sergiden ziyade, Türkiye'den Avrupa'ya kaç yılda kaç yüz bin kişi göç etti gibi istatistiklere yer vermeyi tercih ediyor. Fransız küratör Caroline Naphegyi, özenli bir seçkiyle, İstanbul'u, boydan boya, Bizans'tan bugüne değerlendirerek Doğu ile Batı arasında nazik dokunmuş bir halı gibi serme yoluna gitmiş. Belli tarihi kahramanları İstanbul'u tarifleyen önemli faktörler ve aktörler olarak düşünmüş. İsa'dan önce 7. yüzyılın Dorius'undan Fatih Sultan Mehmet'e ve oradan da Mustafa Kemal Atatürk'ün boydan boya şekillendirdiği bu psiko-coğrafyayı anlatması için de Hüseyin Alptekin, Sarkis, Osman Akın, İnci Eviner, Hüseyin Çağlayan, Haluk Akakçe, Serkan Özkaya, Şener Özmen, Bashir Borlakov, Erinç Seymen ve Burak Delier gibi isimlere başvurmuş. Naphegyi, sanatçıların işleri aracılığıyla "İstanbul gibi bir kentin sakinlerinin bu kentin gerçeğiyle ve tarihiyle nasıl yüzleştiklerini, kültürel, sosyal ve politik geçmişlerine ne kadar bağımlı olduklarını, bu geçmişle nasıl hesaplaştıklarını ya da özdeşleştiklerini göstermek," istemiş... Gerçekten de serginin katılımcıları, bizim çok iyi tanıdığımız 1990'lardan bugüne tarihlenen işleriyle İstanbul'a, kente, İstanbul'un temsil ettiklerine, büyük kentin temsil ettiklerine, kendi öznellikleriyle en çok da kendi tarihleriyle birlikte yaklaşan isimler... Bu anlamda serginin kalbinde Hüseyin Çağlayan'ın 2003 tarihli
Place to Passage'ı atıyor. İlk kez 2003 yılında Tribe Art tarafından komisyon edilerek Londra'da sergilenen ve daha sonra Proje4l'de gösterilen
Place to Passage, beş metrelik ekranlarda dairesel olarak serginin giriş katına yerleştirilmiş. Böylelikle Naphegyi, Londra'da bir yeraltı otoparkında başlayan ve yine orada biten filmin dairesel kurgusunu da vurgulamış. Çağlayan'ın bu Baudelaireyen filmi, dişi Flauner kahramanıyla sergiye çok yakışıyor. Hüseyin Alptekin'in atları da öyle... 'Kahramanlar ve Atlar' isimli 9. İstanbul Bienali'nde PGGSM'de sergilenen yerleştirme, dört at heykeli, ekranları, çinileri ve müziğiyle, kentlerin hangi kahramanları nasıl hatırlamak zorunda bırakılışlarının öyküsünü anlatıyor. Alptekin'in videolarında teker teker görülen farklı dinleri simgeleyen kubbeler ve at üzerindeki kahramanların imgeleri, dünyanın farklı ülkelerindeki tarihle ilişki kurma biçiminin aynılığına dikkat çekiyor.
BİR VİZE BAŞVURUSU
Hale Tenger'in şu anda İstanbul Modern'in yeni koleksiyon sergisinde de gösterilen 1996 tarihli
Cross Section senkronik duble projeksiyon filminin hâlâ taze olduğunu görmek mümkün. Bir vize başvurusunda yaşadıklarını anlatan Tenger, AB sürecinde bu konuyla ilgili tavizsiz duran Fransa'ya aslında önemli siyasi bir mesaj vermiş oluyor. Sarkis, Ara Güler ve Turhan Selçuk'un da kendilerine has üsluplarıyla boydan boya İstanbul'u tarif ettikleri sergide, Selçuk'un karikatürleri Türkçe olarak sergileniyor. Sarkis'in İstanbul'un verdiği boyda değdiği zeminle ilgili yapıtı, mekânın nümizmatik koleksiyonunun yer aldığı bölümde sergileniyor. Neondan kutsal haçlarıyla Sarkis, İstanbul Marmaray projesi kapsamında ortaya çıkan Bizans dönemi limanını hatırlıyor. Metro hattının geçeceği güzergâhın kazılması, 33 gemi limanını, sur ve tüneli, 8 bin yıllık bir köyü, kral mezarını ortaya çıkarmıştı. Şehir adeta kendini, görmezden geldiğimiz Bizans tarihini kusmuştu... İşte bu batık gemilerin fotoğraflarından yola çıkarak Sarkis, her zamanki gibi mekâna yani müzeye müdahale ederek onun tarihiyle de yüzleşmesini arzuluyor. Ali Kazma'nın 2009 tarihli bu sergi ve daha sonra yine Türkiye mevsimi kapsamında yapacağı kişisel sergisi için ürettiği 'obstructions' serisi için çektiği son film de İstanbul Traversee'de yer alıyor. Saat tamircisi, mezbaha çalışanları, kot işçilerinden sonra Zeynep Tanbay ve dansçılarıyla çalışmış Ali Kazma. Tüm filmlerinde insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi temel alan Kazma, dansçılarla gerçekleştirdiği bu son filminde de kahramanına mesafeli durmuş. Onun kendisine, filmde örneğin Tanbay'ın kendi kendisine, bir canlı varlık olarak koyduğu mesafeyi ve mesafesizlikleri ortaya çıkarmayı başarmış.
BELEDİYE BAŞKANININ KONUŞMASI
Bugüne kadar içinden İstanbul geçen sergilerde olduğu gibi ne İstanbul'u egzotize eden ne de modernizmden paramparça ve yorgun gösteren bir İstanbul sergisi bu... Lille Belediye Başkanı, sosyalist kadın politikacı ve Türkiye'nin AB'ye görme konusunda yapması gereken zor ödevler olduğunu, serginin yemeğinde Türkiye'den gelen biz gazetecilere ifade eden Martine Aubry'nin sergi kataloğu için yazdığı yazıda kendi kendine sorduğu sorulara kulak verirsek... "Avrupa ne demek bugün? Avrupa büyümeye ve yapılanmaya nasıl devam eder? Avrupa'nın sınırları nerede başlar? Bunlar coğrafi, felsefi ve kültürel sınırlar mıdır?(..) Avrupalı olmanın ne demek olduğunu İstanbul'da sormazsak nerede sorabiliriz ki?"
FRANSA'NIN DEĞERLENDİRMESİ
Burak Delier, 10. İstanbul Bienali sırasında gerçekleştirdiği anlamlı projesi Parkalinç, yanmaz takım elbiseleri ve kendi Atatürk'e öykünen portresiyle; Erinç Seymen, gerçekten poligonda attığı kurşun mermilerle oluşturduğu Zeki Müren portresiyle; İnci Eviner, müzedeki Rodin'le, Chavennes'yle hesaplaşan bilgisayar animasyonu
Harem'de, Harem'i sanat tarihinin kendisiyle özdeşleştirmesiyle; Osman Bozkurt, göçü, ticareti, hayatı kolaylaştıran paket bantlarıyla yaptığı video ve mekân yerleştirmesiyle; Katya Eydel, Servet Koçyiğit, Camila Rocha, Superpool, Aksel Zeydan, Corey Mc Corkle, Kutluğ Ataman, Aydan Murtezaoğlu, Atom Egoyan, Cevdet Erek, Pınar Yolaçan, Şener Özmen, Erkan Özgen, Erik Gonrgrich, Deniz Gül, sergi boyunca, farklı ve kesinlikle toplumsal ve kişisel dinamik yaklaşımlarıyla; başkan Aubry'nin sorduğu tüm sorulara güçlü siyasi birer yanıt veriyorlar aslında... Özetle, bugüne kadar Balkanlar'daki sergilerde (1990'ların başında Manifesta gibi sergilerde) sık sık sorulan bu soruların Fransa'da 2009 yılı gelse dahi sorulması sevindirici... Türkiye mevsimi etkinliklerinin, her zaman kendine ait gündemi ve kendi diline tanıdığı büyük ehemmiyet ve torpille bilinen Fransa'ya bu anlamda katacağı çok önemli farkındalıklar var... Bu sergi de bunu yaratacak Fransızca olmayan bir dile sahip olması açısından önemli... Bu anlamda Fransa'nın hazır Türkiye mevsimi gelmiş de çatmış, bir an önce, kent kavramının şekillendirdiği ve hatta dinamitlediği modernite tanımı üzerinden evrenselliği yeniden tanımlaması ve bu muhtemelen belirsiz çıkacak tanım üzerinden Avrupalı kimliğini inşa etmesi ya da inşa etmekten vazgeçmesi bir zorunluluk gibi görünüyor...