'Öyle, genel...' diye açıklanabilecek kadar içselleştirilmiş bir can sıkıntısı ve de aleni 'dışavurum'u, Türk insanının yaygın hayat pratiklerinden biri sayılır. Farklı çıkış noktası ve hedeflerle de olsa bu ruh halinin çeşitlemelerini oluşturan epey bir yerli kısa ve uzun metrajın yapılmasına da, şaşmamak lazım.
Bahtı Kara'nın, kasvete gönül veren birçok yerli yapımdan farkı, insanların susarak değil de konuşarak sıkıntıya düştükleri, bir ton konuşma denemesine rağmen çaresiz kaldıkları bir film olması. Filmi yazıp yöneten (ve müziklerini ve kısmen kurgusunu yapan) Theron Patterson, hayatın hiçbir yerinde dikiş tutturamayan Adnan'a (Reha Özcan) karşı neredeyse polisiye bir çabaya girişmiş. Bulut Film'in (
Tatil Kitabı) ikinci yapımı
Bahtı Kara, kimse için özür yerine geçmeyen bahanelerin adamı olan Adnan'ın kısa bir zaman zarfında yol açtıklarını, bir 'vaka incelemesi' gibi ele alıyor.
BELGESEL DETAYCILIĞIYLA ÇEKİLMİŞ
Filmde şehir manzaraları ile ağaç hışırtıları, hayatın hem akıp gittiği hem de durduğu izlenimini veren, gündelik olanın katı döngüsü dışında bir tür 'paralel gerçeklik' gibi (ya da olmaya aday şekilde) zaman zaman beliriyor. Ama
Bahtı Kara'nın yönünü belirleyen, bu atmosfer arayışı olmuyor. Hikâye, olayları gelişim süreci ve muhatapların görüşleriyle aktaran bir belgeselin detaycılığıyla ilerliyor. Filmin İngilizce adı
Dark Cloud / Kara Bulut'un bire bir tasviri yanında, orijinal ismi
Bahtı Kara, 'alaycı' sayılabilir. Zira Adnan'ın sıkışmışlığı, başına gelen irili ufaklı şanssızlıklardan çok, var olma biçimine dair 'öyle, genel...' bir sorunla ilgili görünüyor. Patterson yine de filmin sonlarına doğru vurguyu birtakım kısmetsizliklere çekip, sebep-sonuç ilişkilerini öne çıkarmış. Eniştesinin (Haktan Pak) deyimiyle 'hiçbir işe yaramayan' bir adam olan Adnan'la 'kronik memnuniyetsizlik'te kesişen ve ne mesleği elektrikçiliğe ne de karısıyla (Binnur Kaya) oğluna yaramayan Celal'in hikâyesini (Engin Günaydın), geçen sene
Vavien'de izlemiştik. Başına gelenleri bir dinleyen olsa haklı bulunacağını uman Adnan'dan farklı olarak, en iyisini hak etme sanrısından hiç sıyrılmayan Celal, paçayı her daim üçkâğıtla kurtarmayı deniyordu. Hem kendisine hem de çevresine bir hayrının dokunmamasında ısrarcı olan, sıkıntıya odaklanmış bir başka karakterle önümüzdeki hafta Tayfun Pirselimoğlu'nun
Pus'unda karşılaşacak ve ne
Vavien'deki kara mizaha ne de
Bahtı Kara'daki melankoliye rastlamayacaksınız. Kimsenin kolay kolay bir kelime sarf etmediği
Pus'ta, pusun belirsizliğinden ziyade zifiri karanlık var. Öyle ki bir noktada ana karakterin, motivasyonunu tamamen sözlerle açıklaması gerekiyor. Pirselimoğlu, son derece kişisel sorunların gerisinde, işsizlik gibi sosyal sıkıntılara dikkat çekmiş.
Bahtı Kara'da geçmişe ait bir travma,
Vavien'de bir 'akıl gidip gelmesi',
Pus'ta sosyal çarpıklıklar. 'Yaşayamamak' sıkıntısı karakter üzerinden eşelenirken durum kaderin sebep ve sonuçlarıyla çözüme kavuştuğunda, seyirci olarak 'öyle, genel...' bir burukluk hissetmemek zor.