Hani bir ülke vardı, Yugoslavya... Çok uzak değil, bundan 10-15 yıl önce, hiç değilse yılda bir kez, adını duyardık Eurovision şarkı yarışması bahanesiyle. Bugün o topraklarda yedi farklı ülke var: Sırbistan, Hırvatistan, Bosna Hersek, Makedonya, Slovenya, Karadağ ve Kosova. Çocukluk hatıralarınızda bir tanecik ülkeden ibaret olan bu toprakların, Nasrettin Hoca'nın kazanı misali doğurup yedi ülkeye dönüşmesi, keşke o fıkradaki kadar masum bir hikâyeyle gerçekleşmiş olsa... Sekiz sene boyunca (1991-1999) birbirini yiyip bitiren Yugoslavya halkının hangi gruplardan oluştuğunu, kimin kime düşman olduğunu, kimin nereyi niye bombaladığını, kimin kimi bombalarken ona kimin destek olduğunu bulup çıkarmak, karmaşık bir bulmaca çözmek kadar zor. Bir gün yandaş olanlar, bir sonraki gün düşman kesilebilmiş savaşın gölgesinde. O toprakları gezmeye niyetliyseniz, tatiliniz boyunca yukarıdaki sorulara cevap aramaya hazırlıklı olun. "Ben tarihi eserleri, doğal güzellikleri görür gelirim," diyen tursitlere göre değil bu diyarlar. Çünkü bu ülkelerin hangisine giderseniz gidin, 10 sene önce sonlanan savaşın izleri beklemediğiniz anlarda karşınıza çıkıveriyor. Ardından hayat dolu bir mekânla yüz yüze gelebiliyorsunuz aynı hızla. Hüzünle neşenin el ele yürüdüğü bu yediliden ikisini geziyoruz: Bosna Hersek ve Hırvatistan. Goran Bregoviç'in topraklarında, onun müziğinin tınıları kulaklarımızda, Sezen Aksu'nun o müziğe yazdığı sözler dilimizde: Acı ektim yerine, Aşk yeşerecek, Başka bahara...
SARAYBOSNA
Bir buçuk saatlik uçuşun ardından şehir sizi, merkeze giden yolun iki yanında yükselen bahçeli evlerle dolu yeşil tepeleriyle karşılıyor. Şehrin biraz daha içine girince Mareşal Tito Bulvarı'nda karanlık yüzlü ve maalesef havan topu izlerini hâlâ barındıran apartmanlar görünüyor. Bunlar Tito döneminden kalma binalar. Şehrin kronolojik olarak son katmanı. Bir alt katman, bulvarın bitiminde başlayan Ferhadiye Caddesi boyunca sıralanmış: Avusturya-Macaristan döneminin haşmetli ve süslü binaları. En alttaki katman ise Başçarşı'nın podima taşı döşeli dar sokaklarına yerleşmiş; 400 yıl bu toprakları egemenliği altında tutan Osmanlı'nın zarif ve mütevazı mimarisi. Buraya adımınızı atana dek bir Orta Avrupa ülkesinde dolaştığınızı sanabilirsiniz; belki Salzburg, belki Prag... Fakat döndüğünüz bir köşe, sizi bir minareyle yüz yüze bıraktığı anda hiç beklemediğiniz bir yerde eski bir dostla karşılaşmış gibi hissediyorsunuz, "Senin burada ne işin var?" diye sorasınız geliyor. Saraybosna'yı gezerken mutlaka uğramanız gereken birkaç durak var. İlki Osmanlı Mahallesi Başçarşı. İki katlı binaların sıralandığı, hediyelik eşya dükkânlarıyla dolu bu mahallede dolaşırken, 1551'de Bursa ipeğinin satışı için yaptırılmış Bursa bedesteni Brusa-Bezistan'a ve Gazi Hüsrev Bey Camisi'ne uğramayı unutmayın. Başçarşı'dan çıkınca ilk durak Latinska Köprüsü. Şehir boyunca akan Milyaçka Nehri üzerindeki bu köprü, I. Dünya Savaşı'nın başlamasına yol açan, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahtının bir Sırp öğrenci tarafından öldürülmesine sahne olmuş. Nehir kenarında ilerlerken uğranması gereken bir başka önemli nokta, Avusturyalılar tarafından Emevi stiliyle yaptırılan ve 1951'de Milli Kütüphane'ye dönüştürülen Belediye Binası. Son olarak, savaş boyunca kuşatılmış şehrin dış dünyayla ilişkisini sağlayan 800 metrelik tüneli de görmek isteyebilirsiniz. Eni 1 metre, boyu 1.60 metre olan bu tünelden şehre ilaç, yiyecek ve cephane taşınmış.
SARAYBOSNA'DAN AYRILMADAN ÖNCE...
1) Fatih Terim ve Mustafa Denizli'yle takım arkadaşı olarak Galatasaray'da top koşturmuş Tarık Hodzic'in et lokantası Sur Galatasaray'da köfte yemeyi,
2) Buregdzinica Bosna'da Boşnak böreğinin tadına bakmayı,
3) Prinçeva'da tepeden şehir manzarası eşliğinde tatlı yemeyi,
4) Sarajevska Pivera isimli bira fabrikasının restoranında bira içmeyi,
5) Sit-com dizisi
Cheers'ın geçtiği Boston'daki barın şubesinde bir akşamüzeri içkinizi yudumlamayı ...ihmal etmeyin.
DUBROVNIK
Dubrovnik'e ulaşmadan önce Blagaj'daki Sarı Saltuk Tekkesi'ne uğrayıp, Buna Nehri kıyısında, Osmanlı Evi'nin yalçın kayalıklara zarifçe yerleşmiş görüntüsü ve su şırıltıları eşliğinde meditatif bir süre geçirip, Mostar Köprüsü'nün başına gelenlerden ötürü üstünüze sinen ruh halinden arınmakta fayda var. Çünkü Dalmaçya Sahili'ne yaklaştıkça savaşın şehirler üzerinde bıraktığı etki azalıyor sanki. Bu da deniz-güneş- kum tatili havasına bürünmenizi kolaylaştırıyor. Sahile inmeden önce son durak, UNESCO dünya mirası kapsamındaki Poçiteli. Ne yazık ki böylesine iyi korunmuş bir Osmanlı köyünü ülkemizde bile bulmak güç. Bosna-Hırvatistan sınırını geçtikten kısa bir süre sonra deniz, mavi sularıyla sizi karşılıyor. Deniz tatili yapmak isteyenler için Dubrovnik-Split arası birçok sevimli kasabayla dolu: Makarska, Gradac, Neum, Ston, Cavtat... Her birinde uzun plajlar, berrak bir su ve keyifli balıkçı restoranları bulmak mümkün. Ada düşkünleri Hvar, Korçula ve Elefiti Adaları'na muhakkak uğramalı. Fakat hepsi bir yana, bu mevsimde, bu ülkede vaktinizi nar ağaçlarının başrolü oynadığı Dubrovnik'te harcamalısınız. 1400'lerde vebadan korunmak için şehre giren herkesi yıkadıkları Onofrio Çeşmesi'ni, bugün belki de gelen turistlerin karşılaştıkları görüntü karşısında yaşadıkları şaşkınlıktan arındırmak için kullanmalılar. Çünkü her giren bir an donup kalıyor; karşınıza çıkan Stradum Caddesi gözalıcı. Caddenin pırıl pırıl parlayan zemininde yansıyan binalar, yeraltında gizli bir şehir varmış hissi uyandırıyor. Bu masalsı şehirde yapılacak en iyi şey, önce sokaklarında avare adımlarla dolaşmak. Sonra da şehir duvarlarına çıkıp yazdığınız gizemli masalı yukarıdan izlemek. Şehir duvarlarından gördüğünüz binaların pencerelerinde örgü ören bir teyze ya da bilgisayarının başında bir genç çıkarsa karşınıza şaşırmayın. Hiçbiri aktör değil, onlar şehrin sakinleri. Her şey o kadar mükemmel, her detay o kadar olması gerektiği gibi ki, burada insanların gerçek hayatlar sürdüğüne inanmak güç.
DUBROVNIK'TEN AYRILMADAN ÖNCE...
1) Yıllar boyu İtalyan etkisinde kalmış şehrin en iyi pizzacısı Mea Culpa'da pizza yemeyi,
2) Şehir duvarlarında gezerken bile kızarmış balık kokuları yayılan şehrin en otantik balıkçısı Lokanda Peskarija'da bin bir çeşit deniz mahsulü yemeyi,
3) Troubadour'da caz dinlemeyi,
4) Yarım saat uzaklıktaki Karadağ'a gidip, haşmetli dağlar arasına sıkışmış Kotor Körfezi'ni ve Budva'yı ziyaret etmeyi, dönüşte de Stari Mlini'de yemek yemeyi ...ihmal etmeyin.
MOSTAR
Saraybosna-Mostar yolu bir tünelle ikiye bölünüyor. Bu tünel aynı zamanda Bosna ile Hersek'i birbirinden ayırıyor. Tüneli geçtiğiniz anda sizi bambaşka bir iklim karşılıyor; daha aydınlık, daha sıcak, daha keyifli... Bu iklimle beraber Neretva Nehri yolunuza eşlik etmeye başlıyor. Fıstık yeşili, Nil yeşili, kaz başı yeşili, petrol yeşili... Hiçbiri Neretva'nın muhteşem rengini tarif etmeye yetmiyor; bu Neretva yeşili! Nehir manzarasının tadını çıkarmak için yol üstündeki Restoran Zdrava Voda'da kuzu çevirmenin tadına bakmadan yoluna devam edene pek rastlanmıyor. İç savaştan en çok yara alan şehirlerden biri olan Mostar'a ulaşınca, sakın doğruca Mostar Köprüsü'ne gitmeye kalkışmayın. Bu mimari şaheserle ilk karşılaşmanızı en doğru açıdan yaşamak istiyorsanız ilk durağınız Mimar Sinan'ın öğrencisi Mimar Hayrettin tarafından yapılmış Koski Mehmet Paşa Cami olmalı. Caminin avlusundan köprüyü izlemek için ayırdığınız süre asla sınırlı olmasın. Çünkü Neretva'nın üzerine büyülü bir edayla yerleşmiş bu yapının görüntüsü, sizi tahmininizden uzun süre esir alabilir. Köprünün üstüne ulaştığınızda ise sizi ilginç bir gösteri karşılayacak; yani yine tahminizin ötesinde zamana ihtiyacınız var. Neden mi? Eski günlerde erkekler nişanlılarına aşklarını ispatlamak için 24 metre yüksekliğindeki köprüden nehre atlarmış. Bugün de tursitlerin kalbini kazanmak isteyen ve aynı zamanda üç-beş kuruş da bahşiş peşinde olan Mostarlı gençler, kırmızı slip mayolarıyla estetik atlayışlarını sergiliyorlar. Bu gülümseten gösteriden sonra köprünün girişindeki şehir galerisinde izleyeceğiniz kısa film ise yüzünüzdeki gülümsemeyi anında silip atıyor. Sırpların ateşiyle harap olan köprünün, Hırvat topçularının ateşiyle yıkılıp nehrin sularına karışmasını izlemek yüreğinizi burkuyor. Bugün gördüğümüz, köprünün, AB, Türkiye ve çeşitli kuruluşların çalışması sonucu orjinaline sadık kalarak yenilenmiş hali.
MOSTAR'DAN AYRILMADAN ÖNCE...
1) Özenle restore edilmiş iki katlı binaların uzandığı, parke taşlı sokakları rengârenk tezgâhlarıyla süsleyen dondurmacılardan dondurma almayı,
2) Kulluk Restoran'da yemek yemeyi,
3) Nehrin kıyısından yükselen tepelere kartal yuvası misali yerleşmiş binalardaki restoranlardan birinde, akşam içkinizi yudumlarken köprünün akşam ışıklandırılmış görüntüsü karşısında hipnotize olmayı ihmal etmeyin.
OTELLER
Saraybosna Hotel Europa www.hoteleuropa.ba Hotel Astra www.astra-garni.com.ba
Mostar
Motel Emen www.motel-emen.com
Dubrovnik
Pucic Palace www.thepucicpalace.com Villa Busovina www.villa-busovina.com