Pascal Nouma başlı başına bir fenomen. Neden bilinmez, Türk halkı, Beşiktaş taraftarı olsun olmasın, Pascal Nouma'yı deyim yerindeyse bağrına bastı. Sokakta onu tanımayan, tanıyıp yolunu kesmeyen yok gibi. Üstelik bu profile en yaşlısından en gencine kadınlar da dahil. Oysa ki, 2000'li yıllarda Beşiktaş'ta oynamaya başladığında, son derece sert, agresif bir oyuncuydu. Gece hayatında da mülayim olduğunu kimse iddia edemez. Hatta paparazzi dövüp karakolluk olacak derecede hırçındı. Yine de seviliyordu. Bir maçta elini şortunun içine götürüp, o unutulmaz hareketi yapınca Beşiktaş'tan uzaklaştırıldı. Haklıydı, haksızdı o ayrı bir tartışma konusu ama Pascal'ın içindeki Türkiye aşkı bir türlü geçmedi. Yıllar geçti, futbol hayatı bitti ama onun Türkiye'den gitmeye pek niyeti yok. Yorumculuğa başladı, www.1903radyo.com'da yorum yapıyor, Fotomaç'ta köşe yazıyor... Eskiden olduğu gibi gecelerde de aktif. Boğazın tüm mekân sahipleriyle tam anlamıyla 'kanka'... Gece Supper Clup'tan çıkıyor, Blackk'e gidiyor. O kadar Türkleşmiş ki, kebap yiyor, kulüplerde takılıyor, geceyi de Ferman Toprak'ta ya da Cengiz İmren'de arabesk dinleyerek bitiyor. Yani Pascal için hayat burada Paris'tekinden daha renkli. Biz de bu renkli hayatına taraftarın yıllarca diline dolanan sloganla tanıklık ettik ve 'Pascal bizi diskoya götür!' dedik. O da kırmadı, götürdü...
- 2000 yılında başlıyor macera. Türkiye'de bir ligde oynayacağınıza sevinmiş miydiniz?
- O sırada oynadığım kulüp yöneticim bana 'Sana Avrupa'nın büyük takımlarından birinden teklif var,' dedi. İnanılmaz heyecanlandım. 'Hangi ülkeden?' diye sorduğumda 'Türkiye,' dedi. Ben şoka girdim, 'Asla Türkiye'ye gitmem oradaki taraftar çılgın, insanların kafasına telefon, bıçak, su şişesi atıyorlar, mümkün değil kabul edemem,' diye direttim. Ama ikna olmadılar. 'Kulübün paraya ihtiyacı var, gitmen gerekiyor,' diye bastırdılar. Havaalanından Ortaköy'de bir otele gittik. Yöneticiler geldi, ben kendimi odaya kapattım. Beşiktaş'ı daha önce duymuştum ama hiç burada oynamak istemiyordum. Sonra imzalar atıldı. Eve döndüm, eski karıma İstanbul'da oynayacağımı söyledim. Çok mutsuz oldu. Ve geldim...
- Gelişiniz olay olmuştu yanlış hatırlamıyorsam?
- Zaten o bile korkuttu beni. Havaalanına indim, yüzlerce taraftar var. Benim gelişimi bekliyorlar. Bu nasıl bir şey diye algılamaya çalışıyordum, çünkü Fransa'da böyle değil yani Zidane belki bu muameleyi görüyordur ama ben kimim ki? Sadece beni görmeye bir sürü insan gelmişti. Paparazziler deli gibi peşimdeydi. Evde oturup oynayıp, perdeleri kapatıp oturuyordum. Bu bir yıl boyunca çok hırçınlaştım. Kafese konulmuş aslan gibiydim, tek özgür olduğum dakikalar haftada 90 dakikaydı. Maça çıktığımda özgür olduğumu hissediyordum, onun dışında kafeste gibiydim. Bu nedenle sahada çok agresif, disiplinsiz, hırçın olduğum düşünüldü.
- Bu arada bayağı futbolcuyu ve magazin muhabirini hırpaladınız...
- Evet çünkü hırçındım, mutsuzdum, özgür değildim. Bir akşam bir gece kulübünden çıktım, fotoğrafımı çekti biri, 'Gazeteci değilim,' dedi. O sırada Paris'e gidip geldim, ortalık karışmış. Benim fotoğrafım gazetelerde, olayın üstünden çok geçmeden, yine bir kulüp çıkışı bir sürü paparazzi fotoğrafımı çekmeye başladı. Ben arabaların üstünden atlıyorum, saklanıyorum, tam anlamıyla aksiyon filmi gibi sahneler yaşanıyor. Sonra yumruğu indirdim, hepsi saldırdı, ben üç dört adamı falan dövdüm orada, sonra karakolluk oldum tabii, iki gün yattım. Hâkim karşısına çıktım, hâkim 'Maçı alırsan tamam, alamazsan Bayrampaşa'da bulursun kendini,' dedi, maçı aldık neyse ki kurtuldum.
- Beşiktaş'a ikinci kez geldiğinizde neler değişti?
- Paparazziler daha sakindi. Ben onları onlar da beni anlamaya çalıştı bir süre. O zamandan şu ana kadar, burası benim için cennet gibi.
- Hayatınızın sonuna kadar burada mı yaşayacaksınız?
- Neden olmasın? Şimdi Türkçe öğrenmeye başlayacağım.
İNSANLAR BENİM KRAL OLDUĞUMU DÜŞÜNÜYORDU
- Ülkeni özlüyor musun?
- Hayır ama çocuklarımı özlüyorum. Ülkemi özlemiyorum çünkü Türkiye'yi tercih ediyorum.
- Bununla ilgili bir fikrim var: Paris'te yaşıyor olsaydınız burada elde ettiğiniz popülerliği elde etmeniz mümkün değildi. Bu ego yüzünden burayı tercih ediyor olabilir misiniz?
- Burada da ben normal biriyim, insanlar benim kral olduğumu düşünüyor.
- Siz de bir kral gibi hissetmekten memnun değil misiniz?
- Hayır değilim. Çünkü her zaman diyorum, ben kral değilim. Burada olmamın tek nedeni, bu başarı ve tanınmışlık hissini yaşamak için değil. Hatta İstanbul'a ilk geldiğimi yıl, Beşiktaş'ta oynadığım ilk sezon takım arkadaşlarıma 'Ben maskeyle oynayacağım,' diyordum, o kadar sıkılıyordum ilgiden. Ben sadece işimi yapıyordum, hayal bile edemezdim insanların beni bu kadar tanıyıp, seveceğini. Çünkü Fransa'da futbol oynarsın, gol atarsın ve işini yapmış olursun, orada biter her şey. Burada olmamın diğer bir nedeni de arkadaşlarım. Burada 10 yıl içinde çok iyi arkadaşlıklar kurdum. Tamam Fransa'da da arkadaşlarım var, onları görünce de çok mutlu oluyorum ama buradaki arkadaşlarımı da çok özlüyorum. Burada olmamın nedeni ego tatmini değil.
- Sokakta insanların ilgisinden yürüyemeyecek durumda olduğunuzu fark ettim. Ama hepsiyle fotoğraf çektirip, sohbet etmekten geri durmuyorsunuz. Bu ilgi hiç mi hoşunuza gitmiyor?
- Onları tersleyemem ki. Sokakta biri beni çevirdiğinde, bir sürü insan oraya toplanıyor ve ben de sıkılıyorum bu durumdan zaman zaman. Hatta elini verdin mi kolunu kaptırıyorsun burada. Ama yapabileceğim bir şey yok.
İSTANBUL'U TERCİH ETTİĞİM İÇİN BOŞANDIK
- Boşandınız, eski eşinizle uzak oldğunuz için boşandığınızı düşündünüz mü hiç?
- Elbette. Kesinlikle. Buraya geldiğinde, o bana 'Bir hafta kalırım daha çok değil,' dedi. Ben de 'İstanbul'u bırakamam,' dedim.
- Yani İstanbul'u karınıza mı tercih etiniz?
- Evet ama o, benimle burada yaşamayı tercih etmedi. Buraya ilk geldiğinde şoka girdi. Çünkü havalanına indiğinde onlarca paparazzi bekliyordu çekmek için. O şekilde bir hayatı istemedi. Ben de ona 'Fransa'ya dön,' dedim, sonra ilişki bu hale geldi.
- Jübileniz olmadı, yapacak mısınız?
- Büyük bir jübile yapmak çok zor. Zamana ihtiyaç var ama bunun üzerinde çalışıyoruz. Altı ay sonra yapmayı düşünüyoruz eğer tekrar futbola başlamazsam...
- Nasıl yani, tekrar futbola başlama ihtimaliniz mi var?
- (Türkçe konuşuyor) İnşallah. Çok istiyorum. Her hafta salı günleri halı saha maçı yapıyorum. Ben futbol oynamayı özledim, özellikle Türkiye'de (gözleri doluyor)...
DERBİDE HAKEM ÇOK HATA YAPTI
- İstanbul'da şu anda ne yapıyorsunuz? Nasıl geçiniyorsunuz?
- Burada bir işim var, www.1903radyo.com'da, www.oley.com'da yorumculuk yapıyorum. Fotomaç'ta köşe yazıyorum. Çeşitli kurumlar, kuruluşlar, üniversiteler çağırıyor oralara gidiyorum. Üniversitelerden para almıyorum. Bir-iki televizyon programı teklifi var ama bakıyorum. Fransa'da boşanma davası sonuçlanana kadar parama ve mallara el koyuldu, onun sonuçlanmasını bekliyorum.
- Son derbide Bilica'nın yaptığı harekete yorumunuz?
- Bana verilen cezanın onda biri kimseye verilmedi, sadece Bilica olayı değil... Aynı hareketi Keita yaptı, Fenerbahçeli Santos yaptı, hiç ceza almadılar.
Kanser tedavisi görürken, Beşiktaş taraftarı beni istedi
- Bir dönem kanser oldunuz ve tedavi gördünüz ama hiç konuşulmadı, şimdi konuşalım mı?
- Beşiktaş'ta oynadığım ilk sezon bittiğinde, 2000'de, Fransa'ya geri döndüm. Boynumda bir kitle hissettim. Biraz canım yandı. Gün geçtikçe bu kitle büyümeye başladı. O sırada Olimpik Marsilya ile kontrat imzalamıştım. O takım için fiziksel testlere girdim, testlerde bir sorun yoktu. O sırada boynumdaki kitlenin büyüklüğü golf topu kadar olmuştu. Doktorumla konuştum, operasyona girdim. Sonra kitle laboratuara gitti, üç hafta sonra, şubatta kas kanseri olduğumu öğrendim. Bunun anlamını bile bilmiyordum çünkü sağlıklı hissediyordum ama doktor bana radyoterapi ve kemoterapiye gireceğimi söyledi.
- Nasıl etkilendiniz?
- 'Hayır,' dedim, reddettim. 'Eğer hemen tedavi uygulamazsak çok hızlı ilerler ve altı ay sonra hayatta olmayabilirsin,' diyorlardı. Çok korktum. Hastaneye yattım, kemoterapi ve radyoterapiye başladım. Altı ay boyunca hastanedeydim, her sabah 08.00'de gidiyor, akşam 20.00'e kadar kalıyordum. O sırada Beşiktaş, benim kulübümle irtibata geçmişti, benim tekrar takıma geri dönmemi istiyorlardı. Doktora bu tedaviyi bir yıl uygulayamayacağımı, altı ay içinde tekrar antrenmana çıkmak istediğimi söyleyip duruyordum. Doktor bana artık futbol oynayamayacağımı söylüyordu. Tedavi çok ağır geçti. Bir hayvan gibiydim, mesela senin parfümünün kokusunu hissediyorum şu an, sen şimdi git, akşama ben buraya geleyim, senin burada olduğunu anlayabiliyordum. Ama hiçbir tadı hissetmiyordum. Boynuma hâkim olamıyordum, kendiliğinden düşüyordu. O zamanlar çok korkuyordum.
- Neden Beşiktaş takımı kanser olduğunu bildiği bir futbolcuyu transfer etmek istedi?
- Taraftarlar yüzünden çünkü Beşiktaş taraftarı beni istiyordu. Sekiz ay traş bile olmadım. Bu sevgi bana inanılmaz umut verdi. İnsanlar hep 'Neden senin başına geldi?' diye üzülüyorlardı. Ben biliyordum neden benim başıma geldiğini, çünkü ben siyahım, futbolcuyum, güzel bir evim var, harika bir karım var, çocuklarım var, param var... Tanrı bana bir sorun verdi, kendimi tartmam için. Bu Tanrı'ya hazırlık için bir basamaktı.
- Umudunu hiç kaybettin mi?
- Asla, hiçbir zaman. Hastaneye gittiğimde benden çok daha ağır kanserler geçiren bir sürü insan görüyordum. Küçük çocuklar bile vardı. §Ben tedavim boyunca alkol de aldım, sigara da içtim, gece dışarı da çıktım. Bana doktorlar süpermen diyordu. Çünkü bana altı ay öncesinde futbol hayatın bitti dediler ama ben oynamaya devam ettim Beşiktaş'ta. Öncekine göre düşük bir kapasiteyle ama... Spor beni yeniden iyileştirdi. Kafanda hasta hissetmezsen, hiçbir şey seni yenemez.