Mide kanserinin midenin iç yüzeyini döşeyen mukozadan gelişen kötü huylu bir tümör olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hakan Uzunoğlu, hastalığın en sık görülen tipinin adenokanser (bez hücrelerinden gelişen kanser türü) olduğunu ve tüm mide kanserlerinin yaklaşık yüzde 95'ini oluşturduğunu söyledi.

"HAREKETSİZ YAŞAM VE İŞLENMİŞ GIDA TÜKETİMİ ARTIŞTA ROL OYNADI"
Son yıllarda genç yaş grubunda mide kanseri vakalarında artış gözlendiğine dikkat çeken Doç. Dr. Uzunoğlu, "Epidemiyolojik çalışmalar, özellikle 50 yaş altı bireylerde mide kanseri görülme sıklığında az da olsa artış olduğunu göstermektedir. Stresli ve hareketsiz yaşam tarzı, işlenmiş hazır gıdaların fazla tüketilmesi, sebze ve meyve tüketiminin azalması, obezite ve diyabet gibi metabolik hastalıkların erken yaşta görülmesi ile Helicobacter pylori enfeksiyonlarının yaygınlığı bu artışta etkili faktörler arasında yer almaktadır" diye konuştu.
Endoskopi ve gelişmiş görüntüleme yöntemlerinin daha sık kullanılmasının da tanı oranlarını artırdığını vurgulayan Doç. Dr. Uzunoğlu, "Bu durum erken evrede tanı koyma ve hastalığın fark edilmesini sağladığı için olumlu bir gelişmedir. Erken evrede yakalanan mide kanserinde kür şansı belirgin şekilde artmaktadır" dedi.
"BELİRTİLER ERKEN DÖNEMDE SİNSİ SEYREDİYOR"
Mide kanserinin erken evrede genellikle belirti vermediğini ifade eden Doç. Dr. Uzunoğlu, "Hastalık başlangıç döneminde hazımsızlık, bulantı, şişkinlik ve mide ağrısı gibi gastrit ve dispepsiye benzeyen şikâyetlerle ortaya çıkabilir. Bu nedenle çoğu hasta bu belirtileri önemsememekte ve tanı gecikebilmektedir" şeklinde konuştu.

"UZUN SÜREN HAZIMSIZLIK UYARI İŞARETİ OLABİLİR"
Uzun süre devam eden mide ağrısı ve hazımsızlığın önemsenmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Uzunoğlu, "Bu şikâyetler çoğu zaman gastrit gibi iyi huylu hastalıklara bağlıdır. Ancak 3-4 haftadan uzun sürmesi, istemsiz kilo kaybı, kansızlık, yutma güçlüğü ve sürekli kusma gibi alarm bulgularının eşlik etmesi durumunda mutlaka ileri tetkik yapılmalıdır" ifadelerini kullandı.
Özellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkan yeni mide şikâyetlerinin endoskopik olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Uzunoğlu, "Ailesinde mide kanseri öyküsü bulunan veya tedaviye rağmen şikâyetleri geçmeyen hastalarda endoskopik inceleme geciktirilmemelidir" dedi.

"TANI KONMA SÜRECİ"
Gastroskopinin mide kanserinde tanı ve taramada altın standart yöntem olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Uzunoğlu, "Gastroskopi sayesinde mide iç yüzeyi doğrudan görülmekte ve şüpheli alanlardan biyopsi alınarak kesin tanı konulabilmektedir. Ayrıca tümörün yerinin belirlenmesi cerrahi planlama açısından da büyük önem taşımaktadır. Yüksek riskli bireylerde tarama amaçlı gastroskopinin erken tanıyı mümkün kılar. Premalign dediğimiz henüz kansere dönüşmemiş lezyonlar bile bu sayede saptanabilmekte ve tedavi edilebilmektedir" dedi.

"CERRAHİ SEÇENEKLER"
Mide kanserinde kür sağlayan tek tedavi yönteminin cerrahi olduğunu söyleyen Doç. Dr. Uzunoğlu, şu bilgileri paylaştı:
"Hastalık mide ile sınırlıysa ve uzak organlara yayılım yoksa küratif cerrahi uygulanır. Bu durumda tümör ve çevresindeki lenf nodları temiz cerrahi sınırlarla çıkarılır. Lokal ileri evre hastalarda önce kemoterapi uygulanır. Kemoterapiden sonra hastalıkta gerileme sağlanan olgularda cerrahi tedavi uygulanması sağkalımı uzatmaktadır. Metastatik durumlarda ise cerrahinin amacı değişir. Uzak yayılım bulunan hastalarda kanama, delinme ve tıkanıklık gibi komplikasyonları önlemek ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla palyatif cerrahi yapılabilmektedir."

"KAPALI CERRAHİ DAHA HIZLI İYİLEŞME SAĞLIYOR"
Laparoskopik yöntemlerin mide kanseri cerrahisinde giderek daha sık kullanıldığını kaydeden Doç. Dr. Uzunoğlu, "Kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarda daha küçük kesilerle işlem yapılmaktadır. Böylece hastalarda daha az ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi ve günlük yaşama daha hızlı dönüş sağlanmaktadır. Bu yöntem enfeksiyon ve kesi yeri fıtığı riskini de azaltır. Ayrıca daha iyi kozmetik sonuçlar elde edilmektedir" diye konuştu.

"AMELİYAT SONRASI BESLENME HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR"
Ameliyat sonrası beslenmenin tedavinin önemli bir parçası olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Uzunoğlu "İlk hafta sıvı gıdalarla başlanır, daha sonra püre ve katı gıdaya geçilir. Midenin büyük bölümü veya tamamı alındığı için az ve sık öğünler tercih edilmeli, yiyecekler iyi çiğnenmeli ve sıvı ile katı gıdalar aynı anda tüketilmemelidir. Basit şekerlerden kaçınılmalı ve protein ağırlıklı beslenilmelidir. Demir, folat ve B12 vitamini eksikliği açısından hastalar düzenli aralıklarla kan tahlilleriyle izlenmelidir" dedi.

"RİSKİ AZALTMAK MÜMKÜN"
Mide kanserinin tamamen önlenebilir bir hastalık olmadığını belirten Doç. Dr. Uzunoğlu, şunları söyledi:
"Ancak Helicobacter pylori enfeksiyonunun tedavi edilmesi, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması, sigara ve alkol kullanımından uzak durulması ve obezitenin kontrol altına alınması riski önemli ölçüde azaltmaktadır. Risk grubundaki bireylerin düzenli tarama yaptırması önemlidir. Ailesinde mide kanseri öyküsü bulunanlar, atrofik gastrit, intestinal metaplazi ve displazisi olanlar ile daha önce mide ameliyatı geçirmiş kişiler düzenli endoskopik kontrollerini aksatmamalıdır" dedi.

"YENİ TEDAVİ YÖNTEMLERİ UMUT VERİYOR"
Son yıllarda mide kanseri tedavisinde önemli gelişmeler yaşandığını anlatan Doç. Dr. Uzunoğlu, "Klasik cerrahi, kemoterapi ve radyoterapiye ek olarak hedefe yönelik akıllı ilaçlar, immünoterapi, minimal invaziv cerrahi teknikler ve genetik testler sayesinde hastaya özel tedavi planlaması yapılabilmektedir" dedi.