Uzaktan bakıldığında suyun üzerinde süzülen bir ulaşım aracı gibi görünür vapurlar. Oysa içlerinde sakladıkları şey sadece yolcu değil, bir ruh taşır. Vapurlar bekleyene kavuşma, sıkılana kaçış, bunalanlara sığınak oldular çoğu zaman.... Boğaz'a ulaşmak isteyen için bir kucak...
HEPSİNİN BİR DİLİ VAR
Herkes için başka bir anlam taşır vapurlar. Herkes için ayrı bir hikâye... Mesele, onu sadece bir ulaşım aracı olarak görmekten vazgeçmekte. Çünkü vapurun bir dili vardır. Ve o dili, ancak sesine kulak verenler anlayabilir. Peki nedir bu dil? Mesela bekleyiştir... Sabahın erken saatinde, karşı kıyıya geçmek için iskelede duran insanların sabırsızlığı...
TELAŞSIZ VE SAKIN
Mahmur gözlerin ufka takılıp kalışı... Ve vapur yanaştığında hissedilen o küçük kavuşma... Ama vapur telaşlı değildir. Aksine, dış dünyanın hızından uzak, kendine ait bir ritmi vardır.

ÇAY SİMİTSİZ OLMAZ
Suyun üzerinde nazlı nazlı süzülür. Bir süre sonra yolcularına da bulaşır bu sakinlik. Koşarak gelenler, vapura adım attıkları anda yavaşlar. Telaşlarını iskelede bırakır, kendilerini denizin ritmine teslim ederler. Çünkü vapur biraz da keyiftir... Sıcacık çayla gevrek bir simidin yan yana geldiği o sade ama eşsiz an... Boğaz'ın ortasında, rüzgârın saçlarınızı dağıttığı bir sabah... Dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan o küçük mutluluk hali...
MARTILAR KEYFİN ORTAĞI
Ve elbette o keyfe ortak olan martılar... Martılar, Boğaz'ın haylaz çocukları, vapurların en sadık yol arkadaşları... Önünde, arkasında, yanında... Sürekli onunla birlikte hareket eden beyaz kanatlı dostlar... Simidinize göz dikseler de, aslında o yolculuğun vazgeçilmez bir parçasıdırlar. Havada yaptıkları ani dönüşler, suya bıraktığınız bir parça simide yaptıkları pike... Ve onları izleyen bir çocuğun sevinci... İşte vapurun ruhu biraz da burada gizlidir.
TUZLU, FERAH...
Denizin tuzlu, yosunlu, ferah kokusu... Vapurların içine sinmiş, her köşesine işlemiş o tılsımlı hava... Güverteye çıkıp derin bir nefes aldığınızda, İstanbul'un en saf halini çekersiniz içinize. O an anlarsınız; vapur sadece bir araç değil, Boğaz'ın kendisidir biraz da. Sonra fark edersiniz... Vapur aslında bir kaçıştır. Kısa bir mola, küçük bir yalnızlık, bazen de kalabalığın içinde kendinle baş başa kalma hâli... Belki bir bakışta başlar her şey... Karşınızda oturan biriyle göz göze gelirsiniz. O an uzar, çoğalır, bir hikâyeye dönüşür. Yol bitmesin istersiniz. Vapur biraz da böyle anların mekânıdır. Ya da yorgunluğunuzu bırakırsınız ona... Gözleriniz kapanır, kısa bir uykuya dalarsınız. Uykuyla uyanıklık arasında gidip gelen o tatlı hâl... Sonra bir gazete ilişir gözünüze. Karşınızdaki okurken siz de satır aralarını takip edersiniz. Sessiz bir kütüphaneye dönüşür vapur. Okunamayan kitaplar, ertelenen sayfalar burada tamamlanır.
BİRAZ ŞİİR BİRAZ ROMAN
Ve bir süre sonra fark edersiniz: Vapur aslında bir romandır. Her yolcusu ayrı bir karakter... Her bakış, her suskunluk, her düşünce o romanın bir parçası... Kimi mutluluğunu bırakır orada, kimi hüznünü... Kimi içinden geçenleri sessizce döker denize... Ve bu hikâye her gün yeniden yazılır. Biraz da şiirdir vapurlar... Sunay Akın'ın dizelerinde, Nazım Hikmet'in özgürlük arayışında, Orhan Veli'nin martılarında, Cemal Süreya'nın akşamüstü ışığında... Her biri başka bir anlam yükler vapura. Çünkü vapurlar sadece insan değil, hayal de taşır.