Küresel sosyal medya platformlarındaki olumsuz, kontrolsüz ve topluma tehdit niteliğinde içeriklere karşı başta AB olmak üzere ülkeler tek tek önlem seti geliştiriyor. Dijital yayıncılık alanındaki bu eko-sistem günden güne büyürken, her ülke milli-manevi değerlerini korumak adına geleneksel medyayı koruyacak ve büyütecek adımlar atıyor.
TEHLİKEYE KARŞI SABAH.COM.TR ISRARLI HABERLERİYLE UYARIYOR!
Instagram, TikTok, X, Telegram, Facebook ve diğer platformlarda müstehcenlik, çocuk istismarı, aileye-dine hakaret, suç örgütlerini övücü içerikler kol gezerken sabah.com.tr ise bu tuzağa karşı ısrarlı haberleriyle toplumu bilinçlendirerek, kamuoyuna önemli uyarılarda bulunuyor.

KÜRESEL/KARANLIK LOBİLERİN TOPLUMSAL DEĞERLERİ AŞINDIRMA PLANI
Bağımlılık yaratan algoritmaların devreye girmesi ve 7/24 kesintisiz online etkileşim çocukların ve gençlerin ruhsal dünyasını zehirlerken, toplumların DNA'sı ile oynamayı amaçlayan küresel/karanlık lobiler dijital medya platformları ile eş güdümlü biçimde hareket ediyor.

YERLİ VE MİLLİ YAYINCILARA SERT TUTUM
Bu noktada ise başta Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) olmak üzere kurumlara önemli görevler düşüyor. Dijital medyada denetimsizlik ve kuralsızlık kol gezerken, yerli ve milli medyanın daha da kıskaca alınmaya çalışıldığını gösteren kararlar sıkça tartışılıyor.
Özellikle; RTÜK'ün yayınlanan bir program üzerinden ATV'ye verdiği ceza; "RTÜK'ün son dönemde yerli yayıncılara karşı olumsuz tutumunun arkasında ne var?" sorusunu akıllara getirdi.

Netflix, Disney+ ve Amazon Prime Video gibi dijital platformlarda yayınlanan dizi ve filmler de ülkemizin dini değerlerini ve toplumsal hassasiyetini hedef alıyor. Bu platformlarda yayınlanan içeriklerde özellikle eş cinsellik parlatılırken, örnek aile yapısı bilinçli olarak değersizleştiriliyor. Özellikle gençler tarafından yakından takip edilen bu platformlara yapılan denetimler de kimi zaman yetersiz kalıyor. Dizilerdeki müstehcen sahneler çocukların ve gençlerin kolaylıkla eriştiği sosyal medya mecralarında hızla yayılıyor.
KÜRESEL DİJİTAL DEVLER KARŞISINDA YERLİ MEDYA NASIL KORUNACAK?
SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, dijital medya düzenine ilişkin değerlendirmelerinde; küresel platformların vergilendirilmesinden haber içeriklerinin teliflendirilmesine, algoritmik şeffaflıktan Ofcom modeline, kullanıcı alışkanlıklarından yerli medyanın karşı karşıya kaldığı problemlere kadar çarpıcı ifadelere yer verdi. Eraslan, "Yerli yayıncıdan beklediğimiz sorumluluğu küresel platformdan da beklemeliyiz" dedi.

"KURAL HERKES İÇİN AYNI OLMALIDIR"
Levent Eraslan, "Yerli yayıncı ile küresel platform arasındaki en önemli sorunlardan biri ekonomik eşitsizliktir. Türkiye'de faaliyet gösteren bir medya kuruluşunun çok sayıda vergi ve yasal yükümlülüğü bulunuyor. Çalışan istihdam ediyor, sosyal güvenlik ödemeleri yapıyor, telif ödüyor ve içerik üretmek için ciddi maliyetlere katlanıyor. Buna karşılık küresel platformlar çok daha büyük ekonomik güce sahip. Bu nedenle vergilendirmede temel ilke açık olmalıdır: Türkiye'den gelir elde eden ve Türkiye'deki kullanıcıların oluşturduğu ekonomik değerden yararlanan şirketler, bu ekonomik faaliyetin karşılığında Türkiye'ye adil bir katkı sağlamalıdır. Reklam piyasasında da benzer bir durum söz konusu. Dijital reklam pastasının çok büyük bir bölümü birkaç küresel platformun kontrolünde. Bu durum yalnızca medya kuruluşlarını değil, reklam verenleri de ilgilendiriyor. Programatik reklamcılık sisteminin daha şeffaf hale getirilmesi ve yerli yayıncıların reklam gelirlerinden hak ettikleri payı alabilmeleri için Rekabet Kurumu başta olmak üzere ilgili kurumların daha güçlü incelemeler yapması gerekiyor. Aynı şekilde tüketici hakları, çocukların korunması, kişisel verilerin kullanılması ve reklam standartları konusunda da yerli ve yabancı şirketler arasında farklı uygulamalar olmamalıdır. Kural herkes için aynı olmalıdır." ifadelerini kullandı.
"YERLİ YAYINCIDAN BEKLEDİĞİMİZ SORUMLULUĞU KÜRESEL PLATFORMDAN DA BEKLEMELİYİZ"
Öte yandan kritik değerlendirmelerde bulunan Eraslan, "Türkiye'nin önündeki mesele yalnızca sosyal medyayı veya dijital platformları denetlemek değildir. Asıl mesele, değişen medya düzeninde yerli yayıncıyı korurken vatandaşın haber alma hakkını, ifade özgürlüğünü, çocukların güvenliğini ve dijital ekonominin gelişimini birlikte sağlayabilmektir. Küresel platformlar elbette Türkiye'de faaliyet gösterebilir ve göstermelidir. Ancak Türkiye'de faaliyet gösteren herkesin Türkiye'nin hukukuna, ekonomik düzenine ve toplumsal sorumluluklarına uyması gerekir." ifadelerini kullandı.
Eraslan, "Yerli yayıncıdan beklediğimiz sorumluluğu küresel platformdan da beklemeliyiz. Bence önümüzdeki dönemin temel yaklaşımı şu olmalıdır: Dijitalleşmeye karşı çıkmak değil, dijitalleşmenin kurallarını Türkiye'nin medya ekosistemini koruyacak şekilde yeniden belirlemek. Çünkü güçlü bir dijital medya düzeni, yalnızca güçlü platformlarla değil; ayakta kalabilen, üretebilen ve özgürce yayın yapabilen yerli medya kuruluşlarıyla mümkündür. Ayrıca yerli medyanın örgütlenmesinde de bazı problemler olduğuna vurgu yapmak lazım hiç gazetecilik ile ilgisi olmayan internette sadece tweet atan kişilerin basın emekçilerin halkını savunuyor gibi görünmeleri de sivil toplum bağlamında oldukça olumsuz bir görüntü vermektedir." dedi.

İNGİLTERE'NİN OFCOM ÜZERİNDEN DİJİTAL PLATFORMLARI DENETLEME SÜRECİ NASIL GELİŞTİ?
Levent Eraslan, "İngiltere'nin burada önemli bir deneyimi var. Ancak bu deneyimin en önemli tarafı Ofcom'un bir anda bütün dijital dünyayı denetleyen bir kuruma dönüştürülmesi değil, yetkilerin zaman içerisinde genişletilmesidir. Önce video paylaşım platformları konusunda adımlar atıldı. Ardından 2023 yılında Online Safety Act ile sosyal medya platformları ve arama motorlarına yönelik daha kapsamlı sorumluluklar getirildi. Bu süreçte çocukların korunması, yasa dışı içeriklerle mücadele, platformların risk değerlendirmesi yapması ve kullanıcı güvenliği önemli başlıklar haline geldi. Ardından yeni medya düzenlemeleriyle Netflix, Amazon Prime Video ve Disney+ gibi büyük dijital yayın platformlarının da belirli yayıncılık kurallarına tabi olması yönünde adımlar atıldı. Buradan Türkiye'nin çıkaracağı önemli bir ders var: Dijital medya alanında düzenleme yapmak mümkündür. Ancak bunun için önce doğru mevzuatın oluşturulması, ardından güçlü ve uzman bir denetim mekanizmasının kurulması gerekir." dedi.
TÜRKİYE BENZER BİR DENETİM MODELİNİ UYGULAYABİLİR Mİ?
Levent Eraslan, "Dijital dünyayı yalnızca geleneksel mevzuat mantığıyla denetlemek artık mümkün değildir." vurgusunu yaparak 'Türkiye'de de benzer bir model uygulanabilir mi?' sorusunu yanıtladı.
Eraslan şunları kaydetti:
Bence mümkündür. Ancak burada doğrudan İngiltere'deki modeli kopyalamak doğru olmaz. Türkiye'nin kendi medya yapısına, kültürüne ve ihtiyaçlarına uygun bir model geliştirmesi gerekir. Bugün RTÜK, BTK ve Rekabet Kurumu farklı alanlarda önemli görevler yürütüyor. Ancak dijitalleşmeyle birlikte televizyon, internet, sosyal medya, haber platformları ve mobil uygulamalar arasındaki sınırlar büyük ölçüde ortadan kalktı. Artık televizyon ayrı, internet ayrı, sosyal medya ayrı düşünülerek medya düzenlemesi yapılamaz. Geçen günlerde de Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek internet gazetecilerine dönük bir yasal düzenleme gerekliliğine vurgu yapmıştı bunu önemsiyorum. Bu nedenle uzun vadede medya, iletişim, dijital platformlar ve rekabet alanlarını birlikte ele alan daha güçlü bir koordinasyon mekanizmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Buradaki en önemli konu ise bağımsızlık ve uzmanlıktır. Böyle bir yapı kurulacaksa yalnızca hukukçulardan veya bürokratlardan oluşmamalıdır. İletişimciler, gazeteciler, akademisyenler, bilişim uzmanları, veri uzmanları ve siber güvenlik konusunda çalışan kişiler de bu yapının içerisinde yer almalıdır. Çünkü dijital dünyayı yalnızca geleneksel mevzuat mantığıyla denetlemek artık mümkün değildir.

"TÜRKİYE ACİLEN ALGORİTMİK ŞEFFAFLIĞI SAĞLAMALI"
Dijital platformların içerik, algoritma ve reklam politikalarının denetlenmesi konusunda Türkiye'de mevcut mekanizmaların yeterliliğine ilişkin konuşan Levent Eraslan, "Türkiye'nin önümüzdeki dönemde algoritmik şeffaflık konusunu ciddi biçimde ele alması gerekiyor." dedi.
Levent Eraslan şunları söyledi:
Dijital platformların hızına ve algoritmik gücüne mevcut denetim mekanizmalarının yetişmekte zorlandığını belirten SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, asıl gücün içeriğin kime, ne zaman ve hangi sırayla gösterileceğini belirleyen algoritmalarda olduğunu vurgulayan Eraslan; Türkiye'nin acilen algoritmik şeffaflığı sağlaması, reklam politikalarını denetlemesi ve çözümü sadece erişim engellemede aramayıp para cezası ile düzeltme yükümlülüğü gibi çeşitli yaptırım araçlarını devreye sokması gerektiğini ifade etti.
Bugünkü sistemin önemli görevleri var ancak dijital dünyanın hızına yetişmekte zorlandığı da açık. Bugün platformların asıl gücü yalnızca yayınladıkları içerikte değil, o içeriği kime, ne zaman ve hangi sırayla gösterdiklerinde ortaya çıkıyor. Burada algoritmalar devreye giriyor. Bir haberin milyonlarca kişiye ulaşması veya hiç kimsenin karşısına çıkmaması artık yalnızca editörün kararına bağlı değil. Platformun algoritması bu konuda çok büyük bir güç sahibi. Bu nedenle Türkiye'nin önümüzdeki dönemde algoritmik şeffaflık konusunu ciddi biçimde ele alması gerekiyor. Platformların kullanıcıya hangi içeriği neden gösterdiği, reklamların hangi yöntemlerle hedeflendiği ve siyasi reklamların nasıl dağıtıldığı konusunda daha fazla şeffaflık sağlanmalıdır.
Ayrıca yaptırım sistemi de çeşitlendirilmelidir. Her sorunun çözümü erişim engellemek olmamalıdır. İhlalin niteliğine göre para cezası, reklam faaliyetlerine yönelik yaptırımlar, düzeltme yükümlülüğü ve platformların belirli sorumlulukları yerine getirmesini zorunlu kılan farklı araçlar kullanılabilir.
YERLİ YAYINCI İLE KÜRESEL PLATFORMLAR GERÇEKTEN AYNI ŞARTLARDA MI REKABET EDİYOR?
Dijital platformlar, medya sektöründe yalnızca yayıncılık anlayışını değil, rekabetin kurallarını da değiştirdi. Google, Meta ve benzeri küresel teknoloji şirketleri, kullanıcıların haber ve içerik tüketim alışkanlıklarında belirleyici bir konuma gelirken, Türkiye'de içerik üreten yerli medya kuruluşları vergi, istihdam, telif ve içerik üretim maliyetleri gibi çok sayıda yükümlülükle faaliyet gösteriyor. Ortaya çıkan bu tablo, "Yerli yayıncı ile küresel platformlar gerçekten aynı şartlarda mı rekabet ediyor?" sorusunu gündeme getiriyor.
"YENİ TELİF VE LİSANSLAMA SİSTEMİ GEREKLİ"
SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan, dijital medya ekosistemindeki dönüşümü değerlendirirken Türkiye'nin önceliğinin küresel platformları dışlamak değil, Türkiye'de faaliyet gösteren tüm aktörler için adil ve eşit bir rekabet zemini oluşturmak olduğunu belirtiyor.
"GERÇEK ANLAMDA REKABETTEN BAHSETMEK MÜMKÜN DEĞİL"
SODİMER Başkanı Prof. Dr. Levent Eraslan küresel dijital platformlar ile milli yayıncılar arasındaki rekabet hakkında konuşarak, "Küresel dijital platformların büyümesi, medya sektöründe ciddi bir dönüşüm yarattı. Ancak bu dönüşüm beraberinde önemli bir sorunu da getirdi: Aynı ülkede faaliyet gösteren yerli yayıncılarla küresel platformlar aynı kurallara tabi değilse, burada gerçek anlamda bir rekabetten söz etmek mümkün değildir." dedi.
Eraslan şunları söyledi:
Bugün Türkiye açısından temel mesele yalnızca dijital platformların denetlenmesi değildir. Asıl mesele, yerli medya kuruluşlarının ayakta kalabileceği, içerik üretiminin sürdürülebileceği ve vatandaşın doğru bilgiye ulaşabileceği adil bir medya düzeninin kurulmasıdır. Ayrıca yerli kullanıcının alışkanlıkları ve rutinleri var. Ayrıca sosyal medya ekosisteminde her birey farklı özellikler taşıyor bu ekosistem içerisinde eğer birey kendisini yalnız hissediyorsa dijital göç yerine mevcut platformlarda kalmayı tercih ediyor bunun bir çok örneğini gördük. Dünyada bu konuda en muhafazakar ülke Almanlar uzun yıllar kendi sosyal medya platformlarına sadık kaldılar." ifadelerini kullandı.
DİJİTAL MEDYA VE GELİR EŞİTSİZLİĞİ...
"Küresel dijital platformlar karşısında milli yayıncıların haksız rekabete uğramaması için Türkiye'nin acilen atması gereken adımlar nelerdir?" sorusunu yanıtlayan Levent Eraslan dikkat çeken ifadelere yer verdi.
Eraslan, "Öncelikle dijital platformlarla geleneksel medya ve yerli dijital yayıncılar arasında kurallar bakımından bir denge oluşturulmalıdır. Yerli yayıncı vergi ödüyor, istihdam sağlıyor, telif ödüyor, içerik üretim maliyetlerini üstleniyor. Küresel platformların Türkiye'deki faaliyetleri de bu sorumluluklardan bağımsız düşünülemez. Türkiye'den milyon dolarlar kazanıp vergiyi İrlanda'da ödüyormuş gibi göstermek elbette büyük bir eşitsizlik yaratmaktadır." dedi.
Eraslan şunları kaydetti:
Özellikle haber ve özgün içerik üreten yerli kuruluşların ekonomik olarak desteklenmesi gerekiyor. Google, Meta gibi büyük platformlar Türkiye'de üretilen haber ve içeriklerden önemli ölçüde yararlanıyor. Bu içeriklerin üretim maliyetleri ise büyük ölçüde yayıncıların üzerinde kalıyor. Dolayısıyla haber ve içerik üreticilerinin haklarını koruyacak yeni bir telif ve lisanslama sistemi kurulması artık ertelenmemelidir. Küresel Gazeteciler Konseyi olarak bizler bu duruma sürekli karşı çıkmaktayız. Çok zor şartlarda haber üreten yerel medya bütün ürettiği içerikleri bu büyük tekellere kaptırmaktadır, bunun yasal olarak düzenlenmesi oldukça önemlidir.
Bir diğer konu vergilendirmedir. Türkiye'den gelir elde eden küresel platformların, Türkiye'deki medya ekosistemine de katkı sağlaması gerekir. Dijital hizmetlerden elde edilen vergilerin belirli bir bölümünün yerli içerik üretimini, gazeteciliği, sinema ve televizyon sektörünü destekleyecek fonlara aktarılması değerlendirilebilir.
Özellikle film ve dizi platformlarında yerli içerik üretimini teşvik edecek bir sistem de kurulabilir. Burada amaç platformları Türkiye'den uzaklaştırmak değil; Türkiye'de kazanan platformların Türkiye'nin kültür ve içerik ekonomisine de yatırım yapmasını sağlamaktır.