Türkiye'nin en iyi haber sitesi
EMRE AKÖZ

Mimarın adı yok

Ekranda bir National Geographic belgeseli açıktı. "Belgeselleri seviyorsun..." dedim berbere: "Devasa yapıları anlatan belgeseller var ya... Ben de onları severim."
Köprü, gökdelen, tünel derken konu Marmaray'a geldi. Bir site, Marmaray açılışından sonra, "İngilizler bizden bahsediyor" başlığıyla bir haber yapmıştı. "O haberi biliyorum abi" dedi berber.
Bence görgüsüzce bir başlıktı. Neden derseniz... Tamam Marmaray bizim.
Uzun vadeli de olsa, neticede 5 milyar doları aşan krediyi biz ödeyeceğiz.
Ancak Marmaray inşaat sektörümüzün sınırlarını da gösterdi. Eğer Japon teknolojisi ve bilgisi olmasaydı biz o treni Boğaz'ın altından geçiremezdik.
Eğer işin teknoloji ve bilgi kısmında, Japonlar değil de bizimkiler baskın olsaydı...
Japonya Başbakanı açılışa gelir miydi? (Unutmadan: Bir de nükleer santral için imzalaştık onlarla.) Boğaz'ın altından otomobil geçirecek olan Avrasya Tüneli'nde ise iki Güney Kore firmasının imzası var. Durum buysa, o böbürlenme neyin nesi?

Ona değil, buna yatırım

Halka açıldığı ilk gün Marmaray'a binmiştik...
İmdat koluna asılanlar yüzünden, Yenikapı İstasyonu'nda geciken treni bekliyoruz...
Yanıma bir bey yaklaştı. Konuşmaya başladık. Marmara İlahiyat Fakültesi'nde hocaymış... Fikrimi sordu. "Muhteşem..." dedim: "Ancak Japonların varlığı, bizim eksiklerimize işaret ediyor." Sonra, "acaba kabalık mı ediyorum" diye aklımdan geçirmeme rağmen, dayanamayıp şöyle devam ettim: "Bu da Türkiye'nin sizin alanınıza değil, bilim ve teknolojiye daha çok kaynak ayırmasını gerektiriyor. Daha fazla ve daha kaliteli mühendislere, mimarlara, doktorlara, bilgisayarcılara ihtiyacımız var."
Hocamız, "Ama ilahiyatçıya da ihtiyaç var" diye kıvırtmadı. Doğrudan, "Haklısınız" dedi.

"Beton dökmek..."
Yukarıdaki anekdotları anlatmama yine bir haber vesile oldu. Biliyorsunuz:
Azerbaycan'ın başkenti Bakü'ye, Haydar Aliyev adlı görkemli bir kültür merkezi yapıldı.
Merkezin projesini dünyaca ünlü Irak kökenli İngiliz mimar Zaha Hadid çizdi...
Bir Türk firması inşa etti.
Bizim medya, bu proje hakkında "Türk imzası... Türk damgası" filan diyor. Ah keşke öyle olsa...
Dünyada bu tip yapılar... Betonu dökenin adıyla değil, mimarın adıyla anılır.
O bina mimarlık âlemine "Bir Zaha Hadid tasarımı" olarak girdi. Artık böyle anılacak; kimse inşaatçıdan söz etmeyecek.
Bir inşaat şirketi, kentsel dönüşüm kapsamında bizim apartmana da talip olmuştu.
Toplantıya gittik. Şirketin başı olan mühendis, "Rusya'da şu kadar beton döktük...
Libya'da bu kadar beton döktük...
" diye övünüyordu. Mimardan söz eden yoktu.
Türkiye son yıllarda müthiş bir inşaat atağında... Peki, siz hiç mimarlardan söz edildiğini duyuyor musunuz? Varsa yoksa TOKİ, varsa yoksa müteahhit ve inşaat şirketi... Mimarın adı yok.
Niye olsun? Biz aynı Zaha Hadid'in çizdiği Kartal-Pendik projesini rafa kaldırma irade, cesaret ve gücünü göstermiş bir milletiz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA