Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bu köşede daha önce çıkan birçok yazımın konusu, ABD'nin dış politikası idi. Son birkaç yıldır ABD dış politikasının en zayıf yanı; net, kapsamlı ve uzun dönemli bir stratejinin olmayışı. Bu tür bir stratejinin rehberliğinden yoksun kalan Washington, pek çok sorunla karşılaşıyor. Bunlar arasında, çeşitli müttefiklerle yaşadığı, öngörülemezliğinden ve operasyonlar ile taktiklerin güdümündeki dış politikasının gittikçe askerileşmesinden kaynaklanan iletişim sorunları da var. Gözlemcilerin sıklıkla altını çizdiği bir diğer sorun da, söylem ve eylem arasındaki uçurum. Eski Başkan Barack Obama'nın Suriye'de ihlal edilen "kırmızı çizgileri", bunun en önemli örneklerinden biriydi. Ancak yeni yönetimin şu ana kadar attığı adımlar bu konuda fazla bir şeyi değiştirmedi. Geçtiğimiz Ocak ayında, dönemin dışişleri bakanı Rex Tillerson Stanford Üniversitesi'nde ABD'nin yeni Suriye stratejisi hakkında bir konuşma yapmıştı. Her ne kadar ortada strateji olarak nitelenebilecek bir şey olmasa da, Washington'ın Suriye'yle ilgili yeni açıkladığı hedefler kimi gözlemciler tarafından yeni bir politika olarak kabul edildi. Fakat kısa süre sonra, bunun aslında politika bile olmadığı anlaşıldı. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı dışişleri bakanının açıkladığı hedeflerle açıkça çelişen şeyler söylerken, Beyaz Saray da Tillerson'ın açıklamalarıyla mutabık olduğu izlenimi vermedi.

Geçtiğimiz hafta, bu kez İran politikası hakkında yeni bir konuşmaya tanık olduk. Senato'dan yeni onay alan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, konuyla ilgili konuşmasında ABD'nin İran politikasına dair bir çerçeve çizdi. Tıpkı Tillerson'ın konuşmasında olduğu gibi burada da bir dizi hedef, ama daha da önemlisi İran'a yönelik bir dizi talep sıralandı. Bu talepler dört başlıkta incelenebilir. 12 maddelik listenin ilk kısmı, İran'ın nükleer programıyla ilgili konulara değiniyor. Bunlar arasında, tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na (IAEA) koşulsuz erişim sağlanması da var. İkinci gruptaki maddeler, İran'ın balistik füze programını hedef alıyor. Üçüncü gruptakiler, İran'ın Ortadoğu'daki faaliyetleriyle ilişkili. ABD İran'dan, tüm vekil grupları ve bölgedeki istikrar bozucu faaliyetlerini durdurmasını istiyor. Son olarak, İran'ın Ortadoğu ülkelerine yönelik bütün tehditkar davranışlarına son vermesi ve ülkede tutuklu bulunan ABD vatandaşlarını serbest bırakması isteniyor.

Bunlar İran hükümetiyle yeni müzakerelere başlamak için bir önkoşul niteliği taşıyor. Aynı Tillerson'ın konuşmasındaki gibi, bu hedeflerin uygulanabilirliğinden emin olmak yine zor. Birçok kişi bu şartların karşılanmasının mümkün olmadığını belirtti. Bu yüzden kimilerine göre, ABD İran'a kabulü imkânsız şartlar dayatmaya çalışıyor. Bütün bu talep ve istekler arasında eksik olan tek şeyin strateji olduğunu görmek önemli: ABD bu amaçlarını nasıl gerçekleştirecek? Washington'ın dış politikadaki yol haritası ne olacak? Cevapsız kalan o kadar soru var ki. Örneğin; ABD İran'ın bölgedeki etkisini kırmak için ne tür vasıtalar kullanmayı planlıyor? ABD'nin İran'a yönelik diplomatik, ekonomik ve askeri operasyonları nasıl yürüteceği konusunda da belirsizlik var. ABD tek taraflı bir yaklaşım mı benimseyecek yoksa müttefiklerini de denkleme katacak mı? AB ile P5+1 grubunun (BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ABD, Çin, Rusya, Fransa ve İngiltere'ye ilaveten Almanya) diğer üyelerinin İran'la yapılan nükleer anlaşmadan çekilmeye kesinlikle karşı oldukları iyi biliniyor. Pompeo konuşmasında ayrıca, ABD için İran konusunda tüm seçeneklerin masada olduğu izlenimini vermeye çalıştı. Ancak İran politikasının nasıl belirleneceği net değil. Ne tür bir kurumlar arası ekip oluşturulacak ve bu ekip hangi seçenekleri ele alacak?

ABD'nin ortakları ve müttefikleri son birkaç yılda yaşadıklarından şu dersi çıkardı: konu dış politika olduğunda, retoriğin ve konuşmaların çok da önemi olmayabilir. Pompeo'nun konuşması sonrasında bu konu bir kez daha gündemin ilk sırasında. Ancak yukarıdaki sorular cevaplanmadıkça, dünya bu talepleri ABD'nin yeni bir retoriksel eylemi olarak görecek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN