Büyük şehir yaşamı nedir, nasıl bir cehennemdir? Bir gram şeker alabilmek için onun keçiboynuzunu nasıl çiğneriz?
Büyük şehir yaşamını nasıl içimize sindirir, o hoyrat atmosfere nasıl alışıp severiz?
Bu sorulara bin türlü cevap verilebilir, değil mi?
Kimisi sade suya tirit, kimisi derin entelektüel analizlere dayalı; kimisi ciddi, kimisi biraz dalgacı bin türlü cevap...
Ama bazen çok sade bir Ramazan günü metropolde yaşamanın gerçekte ne türden bir şey olduğunu çırılçıplak ortaya koyuverir.
Ötesine gitmeye gerek yoktur.

***

Mesela şöyle bir soru sorsam: Metropolde oruç tutulur mu, tutulursa ne olur?
Diyeceksiniz ki, o da soru mu, ne biçim laf!
Ama çıkın trafiğe de, bakalım...
Bir yerden bir yere gitmek zorunda kalın, bakalım...
Kim bilir, kaç öfke krizi kapınızı çalacak, kaç kez güne lanet etmenin eşiğine geleceksiniz!
Yemeyip içmemeyi becereceksiniz ama içten içe kendinizi kemireceksiniz!
O da bir yana...
İştesiniz, çalışıyorsunuz...
Dünyanın en normal şeyiymiş gibi, metropol yaşamının hızına, iş yaşamının çarkına uygun biçimde kim bilir kaç kez başkalarının hakkını yiyecek fakat sofraya oturmak için iftarı bekleyeceksiniz...
***

Ramazan ibadet ayı.
Oruç da bir diyet değil! Açlık hiç değil.
Oruç asıl olarak "ruhun açlığı"nı fark edip dindirme süreci...
Metropol yaşamında bir an durup geriye çekilmek mümkün mü ki, o sayede kavrulup kurumuş ruhlarımızla yüzleşebilelim.
Zaten modern Ramazanlar da bir garip!
İnsanlar tam bu kritik "an"a, bu derin iç dinleyiş imkânına erişecek gibi olduklarında...
Devreye hemen televizyon kanallarının "Ramazan hocaları" giriveriyor.
Dur durak yok!
Hep iddia, hep "o doğru, bu yanlış" vaazları...
Ruh nerede peki? O uykuya kaçmış!
Beden sahura kalkacak ama ruh hiiiç uyanmayacak gibi...
Hem şu "iftara yetişmek" denen şeyi de anlamıyorum!
Taşra şehirlerine bakıyorum, kasabalar bakıyorum. İftara bir saat kala tatlı bir sükûnet sarıyor etrafı.
Metropoller öyle mi ya...
Korkunç bir itiş kakış başlıyor. Sinirler gergin, huzur ise çok uzakta!
Sadece bir koşuşturmaca!
***

Dikkat!
Yanlış anlaşılmasın!
Elbette bu yazı oruç ve Ramazan üzerine bir yazı değildir.
Bu yazı metropol yaşamı üzerine çekilmiş bir fotoğraftır. Çekim Ramazan ayına rastlamıştır!
Bir gün önce...
Herkesin iftara "yetişmeye" çalıştığı bir saatte yazar, yollardadır.
Oruçlu olduğunu söyleyen bir belediye otobüsü şoförüyle, otobüsün bariyerlere sıkıştırdığı bir özel arabanın oruçlu olduğunu söyleyen şoförünün yumruk yumruğa kavgasına tanık olmuştur. İftara giden yüzlerce arabanın görgüsüz ve haksız biçimde kavşağı tıkayıp başkalarına geçiş hakkı vermediğini görmüştür.
Dahası...
Evine gittiğinde...
Sabah yemin billah öğlen tamire geleceğini söyleyen tesisatçının gelmediğini, mazeretinin de oruç olduğunu öğrenmiştir.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN