Bugün "Pazar notları" yok.
Açıkça söyleyeyim...
Geçen hafta içinde tuttuğum notları baştan okudum. Aklımdan geçenleri, okuduklarımın bende bıraktığı izleri, seyrettiğim filmlerden çıkardığım notları gözden geçirdim.
Bir teki bile içime taş gibi çöreklenen o ağırlığın altına elini sokmuyor. Bir teki bile yaşananların bende kalan ağrısına deva olmuyor.
Vazgeçtim.
Şairlere, şiirlere döndüm.
Şiirleri dizelerine bölüp ayırmak belki doğru değil ama bazı dizeler var ki, onları sizinle paylaşmak istedim.

***

Çengel'de oturmuş Selahattin'le (Yusuf) laflıyorduk.Yok, yan yana susuyorduk demek daha doğru.
Sonra aynı anda İsmet Özel'i andık.
Onun sevdiğimiz bazı şiirlerini hızla sevip bağlandığımızı ama belki tam da bu yüzden anlayamadığımızı konuştuk.
"Of Not Being A Jew" şiirinden dem vurdu Selahattin.
Hemen açtım. Şiiri baştan sona okudum. Ürperdim.
Şiirin şu çok tekrarlanan dizeleri mesela; baştan ele alınıp kavranmayı hak etmiyor mu?
"Körüm, o halde karanlık niye benden kaçıyor?/ Sağırım, nasıl oluyor da uğultum/ beni çağırmaktadır?"
Bir de Özel'in bu şiirinin insanı duvara çarpan son dizeleri var ki, siz bulup okuyun.
***

Yine geçen hafta ama bu kez Kanlıca'dayım ve yalnızım.
Bir an kafamı kaldırıp baktım ki, Boğaz'a yavaş yavaş akşamın eflatun örtüsü iniyor.
İşte o an, İsmet Özel ile araları pek hoş olmamış bir şairin; Hilmi Yavuz'un şu dizesini hatırladım: "Farkında mısın? Akşamlar da yaşlanmada artık..." Ama şimdi bunları oturup yazarken Hilmi Yavuz'un "Kayboluş ve Özlem" şiirinden şu çok sevdiğim dizeleri buraya aktarmalıyım.
"Uzakta, kendimin hayali,/bölük pörçük ve paramparça/bir daha görse miydim?/kendine akıyor denizler.../insan kendini özler mi?"
***

Bazı geceler Didem Madak'ın şiirlerini dönüp baştan okuyorum.
Onun "kadın" aynasında erkekliğimin berbat yüzüyle mahcup bir karşılaşma gerçekleşiyor.
Bir de Madak'ın insanı jilet gibi kesen şu türden dizeleri var: "Zamanı sarışın bir kedi olarak baştan yarat Allah'ım/Bırak okşayayım./ Esirge ve bağışla beni gerçekten/ Bırak düşlerimde kaybolayım."
Geçen gün birdenbire şu dizesiyle karşılaştım, dondum kaldım: "Keşke susmanın muhabbet kuşu olsaydım."
***

Susmaktan konu açınca...
Önce Edip Cansever'in dizeleri gelir aklıma: "Yaşlandık da ondan mı/ Susarak katlanıyoruz her mutsuzluğa."
Fakat sanırım bu köşeyi Cahit Koytak'ın "Susma Sanatı" şiirinin başlangıç dörtlüğüyle bitirmek en doğrusu olacak.
"Sana da başkalarına da/yetecek kadar sus ki/ susuşun nara olsun/konuşman çare olsun."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN