Yeryüzündeki her olayı, tek kaynakla, tek bakış açısı ile anlayamazsınız. Örneğin sizin "Devlet" anlayışınız, bir "Kamusal Alan" kavramı üretir. Bu ürettiğiniz şeyi, yasalar ve mahkeme kararları ile, kurumsallaştırmaya da çalışırsınız. Ama toplumsal gerçekler, sizi sürekli zorlar. Evrensel konjonktür ve mesela "Demokrasi", "Temel Hak ve Hürriyetler" gibi üst kurumlar, sizin yaptıklarınızı "Zorlama"lar konumuna sokar. Sonunda ortaya çıkan tablo, zaten çok fazla olan problemlerinize bir yenisini ve sayısız kavram kargaşalarınıza bir tanesini daha ekler. Yaptığınız işte, "Kamu"yu güçlendirmek isterken, onu tartışmaların ortasına atarsınız. Durum böyle değil mi? Tayyip Erdoğan Başbakan olup, kamu adına kararlar alıyor. Başı örtülü eşi, kamusal alana giremiyor. Buna benzer durumu, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün, Kıbrıs'ı "Stratejik Alan" gibi sunmasından da verebiliriz. Tabii ki dünyadaki her adanın ve coğrafyanın jeo-politik ve jeo-stratejik bir konumu, bir önemi vardır. Kıbrıs nasıl Doğu Akdeniz'de bir sabit uçak gemisi gibiyse, turistik Maldiv Adaları da, Hint Okyanusu'nda aynı konumdadır mesela. Seylan (Sri Lanka) Hindistan'ı, Küba Amerika'yı vurabilir. Eğer siz, Org Özkök'ün yaptığı gibi, bir adayı, "Oradan ya Türkiye'yi vururlarsa" diye değerlendirmekten öteye, başka boyutları ele almazsanız, dünya gerçekleri ile ters düşersiniz. Ve sonunda, Kıbrıs'ta çözümün Avrupa Birliği üyeliğinin anahtarlarından biri olduğu, görmezden gelinir. Kıbrıs'ta ve Ege'de barış ve uzlaşma olduğu takdirde, bu coğrafyaların krizlere değil, barışa ve refaha kaynaklık edeceği unutulur. Ve sorarlar size.. - Türkiye 1974'te Kıbrıs'a, stratejik önemi olan bir toprağı fethetmek için mi, yoksa iç savaşa sahne olan Kıbrıs'a, barışı getirmek için mi çıktı? Bu tek yanlı ve tek boyutlu bakışı, son olarak İstanbul'u da vuran uluslararası terörizmi yorumlayan bazı çevrelerde de görüyoruz. Bunlardan bazıları, Allah'ın kelamı olan Kuran- ı Kerim'den ayetler alarak, "İslami Terör Olmaz" yargısını seslendiriyor. Oysa "İslam" ve "Kuran" ne kadar gerçekse, "Müslümanlar" da öyle bir gerçektir. Her Müslüman, Kuran'ın öğretisine uygun mu davranır? Örneğin İran da, Irak da, Humeyni de, Saddam da Müslüman'dılar. Neden bu iki ülke 9 yıl savaştı ve yüz binlerce Müslüman öldü? Amerika'nın cahil Başkanı Bush da, olayı yanlış yorumladığı için, 11 Eylül sonrasındaki teröre karşı açılan mücadeleyi bir din savaşı gibi sunup, ağzından "Haçlı Seferi" sözcüğünü kaçırmadı mı? Yahudi'nin de, Hıristiyan'ın da, Müslüman'ın da, Şintoist'in, Hindu'nun, Sih'in de, teröristi vardır. Bunlar, terörizm mesleğine girdikleri zaman kutsal kitaplarına veya temel öğretilerine bakmazlar ki. "Nasıl bomba imal edilir", "Nasıl uçak kullanılır", "Nereden silah temin edilir" gibi sorulara cevap veren kaynaklar, bunlar için, dinsel öğretiden daha önemlidir. İyi ki internet var.. Girin bir arama motoruna, mesela Google'a.. "Abu Hafz al-Masri" yi, yani, İstanbul'da eylem koyduğu iddia edilen El Kaide bağlantılı örgütün adını yazın.. Karşınıza yüzlerce belge, sayısız terörist örgüt çıkar. Bunların birbirleriyle bağlantısı din değil, terörizmdir. Kamusal alan da, Kıbrıs da, terörizm de, jeo-politik de, din de, tek boyutla ele alınmaması gereken kavramlardır. Askerler her şeyi askeri, bürokratlar her şeyi bürokratik, din adamları da her şeyi din açısından görseler de, bu, insanlığa ve gerçeklere yetmez.
Müzeyyen, gerçek Türk divasıdır!
10 Kasım gecesi, TRT'de Müzeyyen Senar vardı. Türkiye'nin gerçek "Diva"sı Müzeyyen Senar (doğumu 1919 Bursa), o yaşında ayakta söyledi. "Feraye"yi söylerken, diz vurup, zeybek bile oynadı. Arkadaşlarımla izlerken, hepimiz aynı düşünceyi paylaştık. Mısır Ümmü Gülsüm'ün (veya Külthüm'ün) heykelini dikti. Edith Piaf, Fransızlar'ın ulusal figürü. Müzeyyen Senar da, biz Türkler için öyle değil mi? Soyadını söylemeye gerek yok. "Müzeyyen" denilmesi, bilinmesi için yetiyor. Bir ekol.. Zeki Müren ve Bülent Ersoy, "Erkek Müzeyyen'ler" in çığırını açmadılar mı? Neden Müzeyyen Senar'a, Devlet Hizmet Madalyası verilmedi? Dün, Müzeyyen Senar'ın kalp krizi geçirip, hastahaneye kaldırıldığını öğrenmeden önce, bunları yazmayı planlamıştım. Şimdi O'na, "Allah şifa versin" demek durumundayım.
ŞAKA
Sıra cacıkta!
Sonunda "Türk yoğurdu", FAO kodeksine uygun olarak Avrupa Birliği'nce tescillenmiş. Böylece biz Türkiye'de "Kopenhag Kriterleri"ne uymaya çalışırken, onlar da, Silivri veya Kanlıca kriterlerine uymuşlar. Şimdi sıra onlara "Cacık" normlarını da kabul ettirmeye geldi. Böylece kavga eden şoförleri, birbirlerine, "sana yoğurt lazım" dedikleri zaman, bu anlam taşır.