İlk defa "Cumhurbaşkanı"nı bizlerin seçtiği bugün, yeni bir dönemin başlangıcı olabilir de olmayabilir de... Kolaycılığa kaçıp bu olayı bir "Devrim" şeklinde nitelemek yerine, ülkenin siyasal geleneklerini ve gerçeklerini irdelemek herhalde akla daha uygun olur.
Neticede hepimiz siyaset dünyamızın meşru ve kayda geçmiş aktörlerini de kurumlarını da tanıyoruz. Ama Cemil Çiçek'in siyasi sözlüklerimize soktuğu "Kayıt dışı siyaset"in öğelerini ve ağırlıklarını göz ardı ederek, Türkiye'nin sosyopoltik yapısını tam olarak anlamamız, pek mümkün değildir.

Kayıt dışı siyaset
TBMM Başkanı Cemil Çiçek yıllar önce NTV'de Nermin Yurteri'yle yaptığı bir söyleşide "Kayıt dışı siyaset"i şöyle anlatmıştı:
-Siyasetin herkesin bildiği tanıdığı aktörleri var. Millet zannediyor ki siyasetin tamamını bunlar yapıyor. Halbuki onlardan çok daha etkili siyaset yapan başka kurumlar var. Onlar gözükmüyor. Vatandaş her türlü olumsuzluğu bu önde gördüklerinden biliyor... Biz merdiven boşluğunda başkalarından arta kalan alanda siyaset yapıyoruz. Mesela yargının kendi içinde de siyaset vardır özellikle yüksek yargıda bunu seçimlerde görürsünüz.

Asıl iktidar kimde?
Mevcut anayasal yapı içinde kayıt dışı siyasetin etkinliğini çeşitli yansımaları ile sürekli görmekte değil miyiz? Örneğin isterseniz yüzde 90 oy alarak iktidar olun. Başbakan veya bakan olduğunuzda, birlikte çalışmayı tercih edeceğiniz bürokratları atamanız çok zordur. Çünkü görevinden alınan bürokrat Danıştay'a başvurduğunda, o makama yaptığınız yeni atama boşlukta kalır.
"Büroların iktidarı" dışındaki kayıt dışı siyasetin bir öğesi de, ideolojik şartlanmalarla siyaseti rayından çıkartan "Cumhuriyet muhafızları"dır. Yıllar içinde gelen farklı oluşumlarla kafaları iyice karışmış olan bu kesim Batılı olmayı hedef olarak sunarken, Batı'dan gelen ne varsa hepsinin Türkiye'yi bölmek, parçalamak veya zayıf düşürmek amaçlı olduklarını söylerler. Veya kronik sermaye açığı olan bir ekonomide yabancı sermaye düşmanlığını yurtseverlik biçiminde sunmak da, bu kesimlerin alışılmış söylemleri arasındadır.

Kafaları çok karışık
Bunlar "Onlar ortak biz pazar oluruz" dedikleri sırada, bir dönemde bizden her alanda geri olan İspanya, Portekiz ve Yunanistan Ortak Pazar'a girip, bizi her alanda geçmişlerdir. Daha sonra da Polonya, Macaristan ve hatta Kıbrıs Rumları, Romanya, Bulgaristan bile Avrupa Birliği üyesi olmuşlardır.
Bunların "Çağdaşlık" kriterlerine bakarsanız mesela Suriye'deki Baasçı model "Çağdaş uygarlık düzeyi"nin seçkin örneklerinden olabilir. Askeri vesayet döneminde ise bunlara göre "Kuvvetler ayrılığı" Silahlı Kuvvetlerdeki Kara, Deniz ve Hava kuvvetleri olabilirdi.

Halka güvenilir mi?
Bunların bazılarına göre halk da demokrasinin tehdididir. Çünkü nasıl kızı başı boş bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya varırsa, halk da kendi başına oy kullandığı zaman kimi iktidara getireceği hiç belli olmaz. Bu nedenle halkın iktidarları belirleme yetkisine karşı, bu iktidarları devirme yetkisi mutlaka halkın dışındaki odakların elinde tutulmalı ve hatta anayasalar ve yasalar da bu durumu meşru kılmalıdır.
Kısacası halkın cumhurbaşkanını seçmesi ile Türkiye'de yeni bir döneme giriyoruz. Ama eski dönemin alışkanlıkları da, kayıt dışı siyasetin öğeleri de hala devredeler... Bilinçleri karışık bu kesimler için Hikmet Kıvılcımlı'nın "Toplumu bilinçlendirmek dolmayı pirinçlendirmeye benzemez" uyarısı geçerli olabilir. Yani değişimin "Devrim" niteliği içermesi için, oldukça uzun bir zamanın geçmesi, içlerinin boş olmasına rağmen kalıplaşmış ve sloganlaşmış kavramların içlerinin doldurulması ve yepyeni bir anayasal yapı gerekecektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN