Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Geçen hafta kaybettiğimiz bazı gazetecileri andık, bol bol gazetecilik konuştuk. Balyoz darbe planı içinde yer alan gazeteci listeleri tepkilere yol açtı. Oysa didişmek yerine yapılacak önemli şeyler var

Geçen hafta haberlerin merkezinde, "içinde", orta noktasında gazeteciler vardı. Milliyet gazetesinin genel yayın müdürü Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca Pazartesi günü serbest kaldı. Ertesi gün binlerce kişi Şişli'de AGOS gazetesi önünde toplanarak, gazeteci Hrant Dink'i üç yıl önce katledildiği yerde gözyaşları içinde andı. Dün de bir anma töreni 1993'te bombalı karanlık bir terör eylemi ile öldürülen Uğur Mumcu için yapıldı.
Bu arada hangi demokratik ülkede çıksa ortalığı birbirine katacak bir haber gündeme girdi.
Taraf gazetesi, resmi adı "plan semineri" olan 2003 Mart tarihli bir "darbe planı"nı geniş ayrıntılar halinde günlerce yayınladı.
Daha sonra elden savcılığa belgeleri de iletilen, adli inceleme konusu olan haber dehşetengiz bölümler içeriyordu.
Buna göre, 1'inci Ordu karargâhında toplanan subaylar tehdit senaryosu simülasyonunun çok ötesine geçmiş, ses kayıt dökümlerine yansıyan "AKP'yi devirme amaçlı" tartışmalara girmiş, güncel politika tartışmış ve gerçek isimlerden oluşan bazı listeler de hazırlamışlardı. Bunlardan biri "darbe ve sonrasında işbirliği yapılacak olan gazeteciler", diğeri ise "tutuklanacaklar" ile ilgiliydi.
Birinci kategoride 137, ikincisinde ise 36 çoğu tanınmış gazetecinin isimleri yer aldı.
Tabii, konu basını ve onun yıllardır tartışılan rolü ile ilgili olduğu için, isimleri listede yer alan birçok gazeteci buna odaklandı.
"İşbirliği" listesinde yer alanların bir kısmı kendisini savunmaya girişti. Buna 12 Eylül döneminde gördüğü işkenceyi, veya "demokrat tavırlarını" kanıt olarak gösterenler oldu. Bazıları (daha az sayıda) ise bundan duydukları üzüntüyü dile getirdiler.
Ama pek çoğunun refleksi aynıydı:
Taraf gazetesi bunu nasıl basmıştı? Basması kabul edilemezdi. Ortada bir "ayıp", "not edilecek bir durum" vardı.
Diğer listedeki isimler ise buna şaşmadıklarını söylediler. Kimileri kendilerini yere göğe sığdıramadı. Kimilerine göre listede olmak bir "gurur vesilesi" idi.
Bütün bunlar -bu tepkiler- yakın tarihi suikast ve cinayetler, hapisler, andıçlar, baskılar, sansür, gazete ve dergi kapatmalar, türlü yollardan susturmalarla dolu acılı bir mesleğin temsilcileri arasında, üç simge ismin (İpekçi, Mumcu, Dink) ölüm yıldönümlerinin gölgesinde yaşanmaktaydı.
Bu karanlık tarihi gazeteciler kadar okurlar ve halk da iyi biliyor.
Ama gazetecinin bir farkı var: O, ortak hafızaya her gün dürüstçe, cesaretle not düşen bir mesleğin mensubudur. Gazetecidir bilinci canlı tutan, "hatırlatan" ve görünenin arkasındaki gerçeği kovalayan.
Mesleki özgürlüklere burun kıvıran, "güç yanlısı" gazeteciden bu ülke çok çekti...
Bu ülkede gazeteci, neye hizmet etmesi gerektiğinin tam farkında değil.
Bu ülkede gazeteci, demokrasiyi örseleyen bazı güç odaklarına, zorbalığa ve darbeci zihniyetlere tapınmasını sürdürmekte.
Bu ülkede gazeteci, gerçeğin arka planını anlamakla değil, kendisiyle meşgul.
Bu ülkede gazeteci, hata da yapsa, gerçeğin dürüstçe izini sürenlere sahip çıkmaz.
Bu ülkede gazeteci meslek dayanışması nedir bilmez.
Bu ülkede gazeteci "kamu çıkarı"nı "devlet çıkarı" ile eş tutar, ona göre konum belirler, bazı kurumlara "tapınır", bükülür, gerekirse "saklar" veya yalan söyler.
Bu ülkede gazeteci, ideolojik bağlılığını meslek kurallarına üstün sayar.
Bu ülkede gazeteci, siyasi kalıplarına uymazsa, habere "devekuşu" kalır.
Bu ülkede gazeteci, demokrasi olmazsa kendisinin de yok olacağını ya da onursuz yaşama mahkûm kalacağını anlamaz.
Bu ülkede gazeteci, "resmin bütünü"nü görmez. Ormanda kaybolur.
Bu ülkede gazeteci mesleğine sahip çıkmaz, onu "her şeyin üzerinde" görmez, kıymetini bilmez.
Onyıllardır demokrasi sancısı içinde kıvranan ülkemizde, son on yıldır yaşanan hareketlenme, çabalar, reform girişimleri, değişim adımları, süreçler, gelgitler, türbülanslar, tehditler, hamle ve karşı hamleler, gerçek ve yalan rüzgârları, ancak "hafıza" sağlıklı ve kapsamlı oldukça bizi düze çıkaracak.
Toplum mühendisliğine yön veren "güçler" ile iplerini henüz koparamamış bir sektördeyiz hâlâ.
Darbe planları çerçevesinde çıkan gazeteci listelerini bu gözle okumak gerekiyor.
Böyle listeler kabul edilebilir mi?
Bunlara tepki gösterilecek mi?
Nasıl gösterilecek?
"İşbirliği yapılacaklar" listesindekilerin "bunlar yayınlanmamalıydı" önerisi, tam bir saçmalık. (Bunu önerenler arasında geçmişte farklı konularda listeler yayınlayıp insan hayatı karartanların olması da ayrı bir ironi.) Bunlar belgeler içinden çıkan listeleri yayınlayarak habercilik yapanlara kızacaklarına, adresi doğru seçmeliler.
"Tutuklanacaklar" listesindekilerin artık seslenmesi gereken bir adres de var.
Bu rezalet son bulmalı.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN