Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Gazze açıklarında yaşanan katliam ve sonrası, habercilik açısından da bir sınav oldu. Ülkeler arasındaki gerilimi anlatmak her zaman duyarlılık ister. Irkçılık ve nefret söylemi açık tuzaklardır. Acaba SABAH hafta boyunca nasıl bir sınav verdi?

Gazze açıklarında, uluslararası sularda seyreden sivil insani yardım gemilerine düzenlenen İsrail askeri operasyonu ve katliamına ilişkin haberler ve yorumlar hafta boyunca gündemin neredeyse tamamını işgal etti.
Başka türlüsü de düşünülemezdi, çünkü bir yanda işlenen cinayetler, diğer yanda Gazze'ye uygulanan abluka, bir başka yanda da Türkiye-İsrail ilişkileri vardı. Buna bir de meselenin uluslararası diplomasi ve hukuk boyutunu da katınca, geriye fazla bir şey kalmadı.
Kanlı gelişme Gazze'yi bir bakıma "bilinmeyen" veya "az bilinen" olmaktan çıkarmış oldu böylece; bu kadar dramatik bir boyuta ulaşması nedeniyle, tüm bilinmeyenlerin enine boyuna öğrenilmesi, kamuoyunun acil ve öncelikli bir ihtiyacı haline de geldi.
Böyle durumlarda konunun açıklık isteyen her boyutuna el atmak gerekir. Hele söz konusu olan iki (eski müttefik) ülkenin düşmanlığa dönüşmeye yüz tutan ilişkileri ise.
SABAH'ın haberleri ve yorumları, konunun insani, siyasi, diplomatik ve hukuki yönlerini (bu sıralamayla diyebiliriz) hafta boyunca ele aldı. Hemen her alana el atıldı.
Biri hariç.
O alan bazı okurlarca önemli bir eksiklik olarak görüldü.
Önce hafta içi SABAH icraatına bakalım.
Salı günü manşete, denizdeki katliamın dünyadaki tepkileri yerleşmişti. Gazete, iç sayfalarında yardım filosunda çeşitli ülkelerden kimlerin olduğunu, saldırının nasıl gerçekleştiğini, buna gelen iç ve dış tepkileri, atılan ilk diplomatik adımları sayfa bolluğu içinde aktardı.
Çarşamba günü manşete Başbakan Erdoğan'ın sert açıklamaları damgasını vurdu. Haberlerde de gözaltına alınıp İsrail'e götürülenlerin serbest bırakılması ve uluslararası kınama yayınlanması amacıyla yürütülen diplomatik girişimlere ağırlık verildi.
Perşembe ve cuma manşetler "dönüş"e ve teknelerde yaşanan şiddete dair tanıklıklara, cenaze törenlerine ayrılmıştı. İç sayfalarda da TBMM başta olmak üzere, yağan tepkiler ve diplomatik yankılar yer almaktaydı.
Hafta içinde, okur tepkilerini de beklemeden, haber ve yorumları birkaç temel kriter açısından taradım. Özellikle söz konusu olan İsrail gibi bir ülke ile olan ikili ilişkiler ve Türkiye'deki mevcut Musevi azınlık olduğu için önce Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hak ve Sorumluluklar Bildirgesi'nin iki maddesine göz attım.
Madde 3: "Gazeteci; başta barış, demokrasi ve insan hakları olmak üzere, insanlığın evrensel değerlerini, çok sesliliği, farklılıklara saygıyı savunur. Milliyet, ırk, etnisite, cinsiyet, dil, din, sınıf ve felsefi inanç ayrımcılığı yapmadan tüm ulusların, tüm halkların ve tüm bireylerin haklarını ve saygınlığını tanır. İnsanlar, topluluklar ve uluslar arasında nefreti, düşmanlığı körükleyici yayından kaçınır. Bir ulusun, bir topluluğun ve bireylerin kültürel değerlerini ve inançlarını (veya inançsızlığını) doğrudan saldırı konusu yapamaz. Gazeteci; her türden şiddeti haklı gösterici, özendirici ve kışkırtan yayın yapamaz."
İsrail ve Musevilik söz konusu olunca, ırkçılığa ve din üzerinden nefret söylemine yönelmek bu ülkede kolay bir tuzak. Ancak, yaptığım taramada, SABAH haber ve köşelerinde bu maddeler açısından bir ihlale rastlamadım.
(Gözden kaçmış bir ırkçılık veya nefret söylemi gördüyseniz ve bundan sonra da görürseniz, lütfen bana başvurun).
Dolayısıyla, yorumlarda sergilenen sağduyu nedeniyle gazeteyi kutlamak gerek.
Ancak, habercilikte önemli bir eksiklik de haftaya damgasını vurdu.
Cuma günü bir toplantı için metroya binerken üç kişi yolumu kesip "Sabah'ın okur temsilcisi sizsiniz değil mi?" diye sorup hemen konuya girdi.
"Gazeteye bugün de baktık ama göremedik, günlerdir İHH nedir diye merak ediyoruz ve bir türlü bunu öğrenemiyoruz."
Son derece haklı bir uyarıydı bu.
Gittiğim toplantıda karşılaştığım bazı yabancı muhabirler de aynı dertten muzdaripti.
Önde gelen bir Batı gazetesinin muhabiri, "asistanıma günlerdir gazeteleri taratıyorum ve Türk basınından bir türlü detaylı bilgi elde edemedim" dedi.
Bu, bizim basın açısından vahim bir eksikliğe işaret ediyordu.
Gazze'ye düzenlenen insani yardım seferini düzenleyenlerin arasında İnsani Yardım Vakfı olarak bilinen İHH, mali ve sosyal gücü açısından öne çıktı. Bu olaylı sürece damgasını vuran bir "aktör", tüm dikkatleri üzerine çeken bir "haber öznesi" oldu. Kanlı operasyon haberinin geldiği andan itibaren dünyada merakın odak noktasına yerleşti.
Katliam ardından başlayan enformasyon savaşında İHH bir kesimin gözünde kahramanlaşırken, İsrail kökenli haberlerde "bir numaralı düşman"a dönüştü. Birçok ülkede basın, "İHH, Hamas'ın kolu mu?", "El Kaide ile bağlantılı mı?", "Terörle ilintili bir sicili var mı?", "sivil mi, örtülü militan örgütü mü?" gibi bir yığın suçlama, iddia, söylenti, şüphe, endişe ile yüzyüze geldi.
Gayet doğaldır. Çünkü ortada bir propaganda savaşı da var. Tam da bu yüzden basının bu konuyla ilgili en meşru adımı, bu örgütü de tarafsız haberciliğin bir nesnesi haline getirmek olmalıydı.
Ortada böyle bir savaş olmasaydı dahi, SABAH gibi büyük gazetelerin okurları en basitinden "Bu İHH da neyin nesi?" diye merak eder. Bu sadece bir merakı değil, haklı ve karşılanması gereken bir öğrenme ihtiyacını da işaret eder.
İHH'nın profili, yapısı, geçmişi, bugünü, amaçları ve faaliyetleri, varsa siyasi bağlantı ve aidiyetlerine ilişkin röportaj ve haberanalizler, yaşananların daha iyi anlaşılması için gerekli bir katkı olacaktı.
SABAH'taki haberciliğin eksik boyutu işte buydu.
Konu aslında tamamen atlanmadı. Nazlı Ilıcak'ın köşesinde (3 Haziran) İHH ile ilgili şu satırlar yer aldı: "İHH İnsani Yardım Vakfı, 1995'te, Bosna savaşının yaralarını sarmak ve savaş mağduru Müslüman Bosnalılara yardım maksadıyla kuruldu. Daha sonra Çeçenistan, Filistin, Kosova gibi savaş bölgelerinde faaliyetlerine devam etti. İHH'nin yardım götürdüğü yerlerden biri de Afrika ülkeleri.
Bu kıtada, 10 ülkeyi kapsayan çalışmalarda körlükle mücadeleye destek veriyor. Katarakt ameliyatlarıyla insanlar ışığa kavuşturuluyor; ihtiyacı olanlara gözlük dağıtılıyor.
Gene Afrika'da, su kuyuları açarak, halkın bu konudaki acil ihtiyaçlarını karşılıyor.
Haiti'de, depremde yetim kalan 700 çocuğa sahip çıktı. Bosna'nın Srebrenika kenti ve çevresindeki bedensel özürlü insanlara tıbbı yardım malzemesi dağıttı. Gazze'de 9 bin yetim çocuğu sahiplendi."
Bazı temel bilgiler içermekle birlikte, bu metin de ortaya atılan eleştirilere ve iddiaların çoğuna yanıt vermemekteydi.
Her gelişme, beraberinde sorular gelir.
Soru neredeyse, haber orada olmalı.
Kapsamlı, çok yönlü, doğru bilgilerle.
Hepsi bu.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN