Zico'dan sonra, kim gelirse gelsin, Fenerbahçe'nin büyük sıkıntılar yaşayacağı belliydi. Zico'nun, Fenerbahçe'nin başında yakaladığı performans, ne antrenman kalitesi, ne de maç içindeki hamlesi ile açıklanabilir.
Bu müthiş adam, Brezilya ekolünün getirdiği rahatlık ve stabiliteye bağlılığı ile çok eleştiri aldı. Başarıyı kazandı ama buna katkısı ne kadardı; tartışılır.
Bugün yaşanan sakatlıklar, oyun düzenindeki sıkıntılar, geçmiş dönemlerde maçların sistemden ziyade, oyuncu yaratıcılığına teslim edilmesinden kaynaklanıyor. Şimdi kurallar var ama ne yazık ki, bunu uygulayacak oyuncuların eski alışkanlıkları devam ediyor. Daha çok koşmak, daha disiplinli olmak, topun arkasına takım halinde geçmek ve rakibi sürekli rahatsız etmek Aragones'in istediği. Zico ise keyif almalarını istiyordu öncelikle. Bu yüzden takım sadece Şampiyonlar Ligi'nde koştu, Süper Lig'de 'almaza' yattı.
Zico için yukarıda saydığımız eleştirilerin hemen aynısını Aragones'e kopyalamamız mümkün. Elindeki yedeklere güvenmiyor. Bu yüzden sistemi değiştirmiyor belki de. Bilemiyoruz.
Fakat sonuçta işine sonuna kadar sahip çıkan, kazanmak adına analizlerine güvenmeye çalışan, rakiplere göre taktik değiştirmeyi isteyen bir teknik adam var karşımızda. Böyle giderse tüm bunların işe yaramayacağını anlayacak. Ama sakat oyuncu sayısı ve bunların takım için önemi o kadar büyük ki... Semih, Edu ve hatta Deivid ile Vederson... Bu dört oyuncunun olduğu takımın çehresi de farklı olacak. Emre, Roberto Carlos ve Gökhan Gönül'ün formsuzluklarına çare bulunduğunda da hocanın yükü azalacak.