Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Dileğinizi bir kelebeğe dönüştürüp evrene yollamak ister misiniz? Gözlerinizden dumanlar çıkarmak? Peki ya kanatlanıp kuş olup uçmak? Zorlu’daki dijital sanat sergisi, birkaç yıl öncesine kadar hayal bile edemeyeceğimiz deneyimler yaşatıyor...

Allah kimseye sonrasında bu kadar madara olacağı bir söz söyletmesin! "Artık yeni bir şey yok. İcat edilecek her şey icat edildi." Adamın biri bu lafı ne zaman etmiş? Yüz kusur yıl önce! 'Küsur'un açılımı: 117. Yani tam 1899'da! Esas kim demiş bunu, orası daha da önemli. Aklı kıt bir kör cahil olsa, hadi neyse... Ama bunu diyen, Charles H. Duell diye biri. Kim o? Amerikan Patent Dairesi Başkanı! Halbuki annemin rahmetli babaannesinin, hem de öyle geçen yüzyıl filan değil, sadece 80'lerin başındaki 'Bu insanlar bu kutunun içine nasıl giriyor, hiç anlamıyorum' kafasından (Televizyonu kastediyor), nerelere geldik. Son derece şanslı bir kuşağız; pek çok değişimi, dönüşümü bizzat yaşadık. Bilgisayarın içine doğan nesil değiliz ama o yerinden kaldırılması imkânsız ağırlıkta koskoca kasalardan, her işi hallettiğimiz akıllı telefonlara uzanan yolu yürümek de kıymetli bir tecrübe doğrusu. Pac-Man'e alışıp, Jurassic Park'a şaşırıp, Angry Birds'den bıkmak diye de özetleyebiliriz belki... Geçen yüzyıl değil, 80'ler de değil, bundan üç-beş yıl öncesinde hayal edilemeyecek işlerin nasıl da pekâlâ mümkün olduğunu gösteren bir sergi var şu an İstanbul'da: Ünlü Barbican Centre'ın imzasını taşıyan Digital Revolution (Dijital Devrim).

LONDRA'DAN İSTANBUL'A...
Barbican Centre, Londra'da kurulmuş olup dans, müzik, film, tiyatro ile görsel sanat alanlarında faaliyet gösteren bir sanat ve öğrenim kurumu. Avrupa'nın 'en'lerinden. Bu sergi, işte o Barbican'ın eseri. Londra ve Stockholm'den sonra buraya gelmiş durumda (The Guardian'ın "İngiltere tarihinin en ihtişamlı sanat ve teknoloji sergisi" diye yazmışlığı var; bizdeki pozisyonu tahmin edersiniz ki haydi haydi öyle)... Zorlu Performans Sanatları Merkezi Sky Lounge'da şubat sonunda açıldı, 12 Haziran'a kadar da gezilebilecek. Mümkünse çoluk çocuk gezilsin. Bizim için antropolojik çalışma gibi ve nostaljik yanları da var ama asıl çocukların hiç kayıtsız kalamayacağı, çok oyuncaklı, etkileşimli işlerle dolu. Sanatseverler kadar, hatta büyük ihtimal onlardan çok, teknoloji meraklılarını tavlayacak, ilham dolu bir sergi bu.

BJÖRK, U2, KANYE WEST
Artık yeni bir şey olmadığını, icat edilecek her şeyin zaten icat edildiğini zanneden Duell bey amcayı mezarında ters çevirecek zamanlardan geçiyoruz. Pek çok yeni alet edevat değil sadece, yeni kavramlar da giriyor her an hayatımıza. Sırf annemizin margarinini kullanmamakla kalmıyor, babamızın sanatıyla da yetinmiyoruz. Dijital teknoloji aracılığıyla acayip bir dönüşüm yaşanıyor sanatta. Dijital medyayı kullanarak, sanattan anladığı yağlıboya tablo olanlara feleğini şaşırtacak işler çıkaran sanatçılar, tasarımcılar ha bire artıyor. Bahsettiğimiz sergi, onları ve yine dijital medyanın imkânlarını seferber eden film yapımcısı, mimar, müzisyen, oyun geliştirici gibi farklı disiplinlerden gibi görünen ama aynı yollardan geçen isimleri bir araya toplamış. Björk de var, U2'dan Kanye West'e bir sürü ünlünün videolarının yönetmeni Chris Milk de, Oscar ödüllü görsel efektçi Paul Franklin de... Giyilebilir teknolojiler, yapay zekâ, zenginleştirilmiş gerçeklik... Sanat artı teknoloji nelere kâdir, hayal gücünün sınırları ne kadar esner; görüyor, içine sızıp bizzat yaşıyorsunuz.

ANİMASYONLU ETEK
Başlayalım gezmeye... Mirror No. 10 ile The Year's Midnight isimli işler, karşısına geçip, suretine şaşmalık. İlkinde Daniel Rozin'in, geçişli çizgilerle sizi nasıl soyutlaştırdığını göreceksiniz. İkincisindeyse Rafael Lozano-Hemmer, gözlerinizden keder göndermeli duman bulutları çıkaracak. İkisi de kamera teknolojileriyle izleyicileri de katıyor esere. Felçli grafiti sanatçısı TemptOne için tasarlanan BrainWriter insanların göz hareketlerini takip ederek, ona da imkân kalmadığında düşüncelerini okuyarak, dış dünyayla ilişki kurmalarını, hatta iş üretmelerini sağlıyor. Dünyayı sadece siyah-beyaz gören Neil Herbisson ise renkleri ses olarak algılamanın yolunu arıyor. Kız çocuklarının delireceği bir eser: Cute Circuit'ın yenilikçi moda tasarımlarından iMini Skirt. Kendini ifade eden, animasyonlu, hareketli, eğlenceli bir etek bu... İster yıldızları uçuşturuyor, ister kalpleri yolluyor, ister vahşi ormanda aslanı oyuna sokuyorsunuz. Küçük ve esnek LED'lerle beraber dokunmuş olan eteğiniz, ona göre desenleniyor.

KUŞ OLUP KELEBEK DOĞUR!
Bu üç işi, bilhassa atlamayın: BİR: Mar Canet ile Varvara Guljajeva'nın, uçuşan kelebeklerle dolu Dilek Duvarı'nın önüne geçiyor, yüksek sesle bir dilek söylüyorsunuz. Sözlerinizin taşıdığı duygu doğrultusunda, farklı renk ve biçimde bir kelebeğe dönüşüyor dileğiniz. Önce koza, sonra dışarı çıkıyor. Elinize alıyor ve evrene uçuruyorsunuz. "Peace" (Barış) dedim ben ve saldım kelebeğimi. Hadi bakalım... İKİ: Umbrellium'un (Londralı bir sanat kolektifi kendisi) Assemblance adlı işi, insanı üç boyutlu lazer ışıklarıyla istediğini yapmaya, içine çekiyor. Sınırsız şekil, sonsuz oyun, bitmez eğlence, dev zevk... ÜÇ: En benzersiz deneyim, bu olsa gerek: Chris Milk'in Treachery of Sanctuary'si. Kuş olma, uçma fırsatı. Esasında üç aşamalı bir doğum, ölüm ve dönüşüm hikâyesi... Panelli, gölgeli, havuzlu, yansımalı, etkileşimli ve hakikaten etkileyici bir iş bu. Sizin vücut hareketleriniz kuşlarınkiyle bir araya gelip gölge oyunları şeklinde çıkıyor karşınıza ve ürpertici şeyler oluyor. Burada ne desek eksik; gidip tecrübe edin. Kanatlarınızın nasıl çıktığını görün. Uçun. Dönüşün.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN