Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ATİLLA DORSAY

Şirince'ye şirinlikle bakalım

Şirince olayı gerçekten de ülkemizin çağdaş şehircilik, korumacılık ve turizm alanlarının bir laboratuarı gibi oldu. Aynı zamanda ırkçı olup olmamanın da... Çünkü, bu olayda merkezdeki Sevan Nişanyan'ı hedef olarak alanlar ve açıkça söylemeseler de onun bir Ermeni vatandaşımız olduğu halde böylesine 'boyundan büyük' işlere karışmasını açıkça olmasalar da gizli biçimde, en azından bilinçaltında eleştirenler öylesine çok ki. Hatta onu neredeyse devlet düşmanı olarak gösterenler bile oldu. Bir zaman önce bir gazetede onun 'dahiyle deli arasında' bir yerde olduğu ve devlete saygıdan yoksun olduğu söylendi. Megaloman olduğu da eklenerek... Tüm bunlar soyut sözler, kişisel yakıştırmalar. Meselenin özüne bakalım. Ne yapmış, Nişanyan adlı vatandaşımız? İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı Şirince köyündeki eski Rum evleri yıllardır koruma altında ya... Ama onların gerçekten korunabilmesi için, bir koruma amaçlı imar planı yapılması lazım. İşte bu yapılmamış. Devletimiz zamanında yapamadığı birçok şey yüzünden insanları bozuk para gibi harcamıyor mu? Tehdit aldıkları için koruma isteyen kadınlarımız, bu yapılmadığı için birer-ikişer öldürülüyor. Zamanında bitirilmeyen davalar yüzünden katiller serbest kalıyor, matemli aileler kahroluyor. Tüm bunların yanında üç-beş evin lafı mı olur? Ama herkes böyle düşünmüyor. Allah'tan! Arada Nişanyan gibi bu ülkeyi lafla değil, taşıylatoprağıyla seven, Anadolu'yu adım adım gezerek tanımış, üzerine kitaplar yazmış bir aydın çıkıyor, devletin koruyamadığı o güzelim köyü tek başına kurtarmaya sıvanıyor. Emeğine, terine, çabasına parasını da ekliyor, bir dizi onarım yapıyor. Ve Şirince'nin gerçekten şirin yüzü ortaya çıkıyor. Ama devlet devletliğini nasıl gösterecek? Yasalar ne olacak? Dahi mi deli mi diye tartışılan Nişanyan oturup da o planın çıkmasını bekleyemez miydi? Burası Türkiye'dir, burada öyle yavaş geçer ki zaman, acelen ne, sabret diyemez miydi? Ama o herhalde deli olduğu için bunları yaptı, yine deli olduğu için de hepsini Aziz Nesin Vakfı'na devrediverdi. Artık devletin karşısında bir kişi değil, bir vakıf var. Belki o devleti ikna edip bu eşsiz yatırımı amaçlandığı gibi bir turizm hareketine dönüştürebilir ve böylece beton yapılar değil, varolanın ihya edilmesiyle oluşacak bir yerel turizmin örneğini verir. Tıpkı Safranbolu'da olduğu gibi. Aslında Nişanyan gibi 'deliler' hep gerekli. Tamam, biz de elbette 'Devlet Ana'yı sever sayarız. Biz de anarşist değiliz. Ama rica ederim, ağır işleyen, ömürleri tüketen, bireye duyulması gereken saygıyı henüz çağdaş düzeye çıkaramamış, üstelik zaman zamam ceberrutlaşan bir anlayışı körükörüne savunmak yerine, yeri geldiğinde kazmayı-küreği eline alıp bir semti, bir sokağı, bir ören yerini, eski bir köyü, bir vadiyi veya bir doğa parçasını korumaya çabalayan bu 'delileri', bu tatlı isyancıları öncelikle dinleyip anlayalım, sonra koruyalım ve yüreklendirelim. Onlar bazen biz akıllılardan çok daha gerekli. Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay'ın bu doğrultudaki müdahelesini ise büyük sevinçle karşıladığımı belirtmeliyim.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA