Tam Beyoğlu'nda sokak müzisyenlerinin de yasaklanması üzerine zehir-zemberek bir yazı yazmak üzereydim ki, bir dostum uyardı. Bir yandan özellikle Galata ve Asmalımescit'te oturan ve geceleri evlerine bile rahat girip çıkmakta zorlanan dostlarının şikayetlerinden söz etti. Öte yandan sokak müzisyenleri deyip hoşgörü ve sevgiyle davrandığımız sanatçıların, özellikle davulludarbukalı topluluklarla inanılmaz biçimde gürültü yaptıklarını söyledi. Ona güvenirim. Onun için yazımı erteledim. Yanlış bir şey yazmak ve kimseyi haksız yere suçlamak istemem. Tüm Beyoğlu âşıkları gibi, ben de sorunu yakından izlemeye çalışacağım. Ama aklıma gelen bir şeyi de anlatayım. Yılllardır Cannes'a giderim. Bu aslında sakin Cote d'Azur kasabası, festival sırasında çılgınlaşır, kalabalıklar sokakları işgal eder, barların önünde içilir. Ve Cannes'ın devamlı sakinleri, hep bundan yakınır durur. Ama buna müdahele edip Cannes'a yasaklar getirmek de kimsenin aklına gelmemiştir ve gelemez. Galiba konular benzeşiyor. Orada da, burada da iki taraf birden haklı gözüküyor. Ama başarılı yönetim, bu gibi sorunları en yumuşak biçimde, kimseyi kırıp incitmeden çözmek değil mi? İşte bizde eksik olan o...