Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ESRA EZMECİ

Kendini affedemeyenlerin bitmeyen davası

Dışarıdan sakin ve güçlü görünen birçok insanın iç dünyasında, geçmiş kararlar ve suskunluklar nedeniyle bitmeyen bir iç hesaplaşma yaşanıyor. Tekrar eden ilişkiler, tükenmişlik ve iç huzursuzluğun arkasında kaderden çok, insanın kendini affedememesi ve içsel barışını kuramaması yatıyor

Bazı insanlar vardır, kimseyle kavga etmemiştir ama içi savaş alanıdır. Dışarıdan bakıldığında sakin, uyumlu, hatta güçlü görünürler. Ama içlerinde bitmeyen bir hesap vardır. Geçmişle, kararlarla, suskunluklarla, yanlış insanlarla... Ve en çok da kendileriyle... Çünkü insan bazen başkasına kızdığını sanır ama aslında kendine küsmüştür. Toplum bize hep şunu öğretir: Affetmek erdemdir, büyüklük affedebilmektir ama eksik söyler. Çünkü en zor affedilen, çoğu zaman başkası değil, insanın kendisidir. Yanlış bir ilişkiye girdiği için... Bir işte kendini harcadığı için... "Hayır" diyemediği için... Görmesi gerekeni görmediği için... Bile bile sustuğu için...

KIZGINLIK KÜSLÜĞE DÖNÜŞÜR
İnsan kendine kızar. Ve bu kızgınlık zamanla bir küskünlüğe dönüşür. Kendine küsen insan, hayata yarım bakar. Sevinse bile temkinlidir. Güldüğünde içinde bir suçluluk vardır. Mutluluğu hak edip etmediğini sorgular. "Bu kadar mutlu olmamalıyım, bir yerde bedelini öderim, nasıl olsa bozulur." Bu cümleler, kendini affedememiş insanların iç sesidir. Çünkü kendini affedemeyen insan, mutlu olduğunda bile geçmişten izin almaya çalışır. Ve geçmiş hiç izin vermez. Çünkü kendimize karşı acımasızız. Başkalarına gösterdiğimiz anlayışı kendimizden esirgiyoruz. Bir arkadaşımız aynı hatayı yapsa: "Olur böyle şeyler" deriz. "İnsanlık hali" deriz. Ama kendimiz yaptığımızda: "Nasıl bu kadar aptal oldum, bunu nasıl göremedim, benim aklım yok mu?" İşte burada affetme değil, cezalandırma başlar. Kendini affedemeyen insan, iç dünyasında bir mahkeme kurar. Hakim de kendisi, olur savcı da... Karar çoktan verilmiştir: Suçlu sensin.


BU BENİM HİKAYEM
Kendine kızgın olan biri, onu değersiz hissettiren ilişkilerin içinde bulur kendini. Çünkü içten içe şuna inanır: "Ben daha iyisini hak etmiyorum." Bu cümle yüksek sesle söylenmez ama davranışlara siner. Kendini affetmek bir anda olmaz. Bir karar değildir sadece. Bir süreçtir. İlk adım şudur: Kaçmayı bırakmak... O ilişkiye neden tutundum, neyi kaybetmemek için kendimden vazgeçtim, neden sustum, neden sınır koyamadım? Bu soruları kendini dövmek için değil, anlamak için sormak gerekir. Anlamaya başladığında, öfke yumuşar. Yumuşadığında, affetme ihtimali doğar. Kendini affedemeyen insan bunu sadece zihninde taşımaz. Bedeni de yüklenir: Sürekli bir sıkışma, göğüste ağırlık, boyunda, omuzda gerginlik, bitmeyen yorgunluk olur. Çünkü beden, zihnin susturamadığını taşır. Ve çoğu zaman insanlar terapide şunu söyler: "Ben bunu unuttum sanıyordum." Hayır. Unutmadın. Sadece bastırdın. Kendinle barışmak; olan biteni küçümsemek değildir, kendine bahane bulmak değildir, "Herkes yapıyor" demek değildir. Kendinle barışmak şudur: "Evet, bu benim hikayem... Ve bu hikayeyle yoluma devam edebilirim."


KADER DEĞİL İÇSEL TEKRAR
Toplumda hâlâ şöyle bir yanlış inanç var: "Kendini affedersen gevşersin, bir daha aynı hatayı yaparsın, olanı normalleştirirsin." Oysa tam tersi. Kendini affetmeyen insan aynı hatayı tekrar eder. Çünkü ders almakla, kendini dövmeyi karıştırır. Affetmek; "Yaptığımı onaylıyorum" demek değildir. "Bu yanlışla yaşamayı öğreniyorum" demektir. Bu bir olgunluktur. Bu yüzleşmedir. İlişkilerde en çok gördüğümüz şey şudur: Geçmişte kendine kızan biri, bugünde başkasına tahammül edemez. Çünkü içindeki yük fazladır.
Sürekli alttan alır, sonra patlar
Çok sever ama güvenemez
Bağlanır ama kendini geri çeker
Affeder gibi yapar ama unutamaz Aslında karşı tarafla değil, kendi geçmişiyle kavga eder. Ve her tartışmada aynı cümle içinden geçer: "Ben zaten hata yapan biriyim." Bazı barışmalar vardır, kısa sürer. Özürler edilir, sarılırlar, her şey yolunda gibi olur. Ama bir süre sonra aynı konu tekrar açılır. Aynı kırgınlık, aynı sitem.Çünkü barış dışarıda yapılmıştır, içeride değil. İnsan kendini affetmeden bir başkasını affettiğini sanır. Ama o affediş yüzeyseldir. İçte hâlâ bir düğüm vardır. Ve o düğüm çözülmeden hiçbir ilişki gerçekten rahatlamaz. Hayatta bazı döngüler tesadüf değildir. Aynı tip insanlara çekilmek... Aynı yerden kırılmak... Aynı hayal kırıklığını yaşamak... Bunlar kader değil, içsel bir tekrarın sonucudur.


HER SESSİZLİK DOĞRU MESAJ TAŞIMAZ
Kendini affetmeye başlayan insanın hayatında şunlar olur: İlişkilerde daha net olur, sınır koymaktan suçluluk duymaz, geçmişi konuşabilir ama içinde kaybolmaz, daha az tetiklenir, daha gerçek bağlar kurar. Çünkü artık kendisiyle aynı taraftadır. Kendini affetmeyen insan çoğu zaman şunu fark etmez: Aslında geçmişi değil, geçmişteki kendisini taşır. O günkü halini... O günkü korkularını... O günkü yalnızlığını... Bugünden bakıp "ben olsam yapmazdım" dediği her şey, o günkü şartların içinden doğmuştur. Ama insan bunu görmez. Bugünkü bilinciyle, dünkü halini yargılar. Ve bu yargı adil değildir. O gün güçlü değildin belki. O gün yeterince sevilmedin. O gün destek almadın. O gün yalnızdın. Bunları kabul etmek, kendini aciz görmek değildir. İnsani görmektir. Kendini affetmeyen insan sürekli "daha iyisi olmalıydım" der. Ama "olabilirdim" ile "olmalıydım" arasındaki farkı kaçırır. Çünkü insan, ancak sahip olduğu imkanlar kadar büyür. Ve kimse, henüz öğrenmediği bir şeyi doğru yapamaz.
Kendinle barışmak, geçmişteki seni bugüne taşımak değil; ona saygıyla bakıp yerinde bırakabilmektir. "Ben elimden geleni yaptım" diyebilmektir. Belki mükemmel değildi ama gerçekti. Bu barış sağlandığında insan değişir. Daha az savunur kendini. Daha az açıklama yapma ihtiyacı hisseder. Çünkü artık içeride bir kavga yoktur. İç kavga bittiğinde, dış dünya da sakinleşir. İnsan her şeyi kişisel algılamaz. Her sessizliği terk edilme sanmaz. Her mesafeyi reddedilme gibi yaşamaz. Çünkü artık kendini terk etmiyordur. Ve insan kendini terk etmeyi bıraktığında, başkalarıyla olan ilişkileri de başka bir yere evrilir. Daha gerçek, daha sade, daha yorulmadan... İnsan hayatında birçok şey yaşar. Yanlış kararlar, yanlış insanlar, yanlış zamanlar...

UNUTMA
Ama insanı en çok yoran yaşadıkları değil, onlar yüzünden kendine yıllarca kızmasıdır. Eğer bugün hâlâ bazı insanlarla barışamıyorsan, belki de hâlâ kendinle küssündür. Kendini affetmek, geçmişi aklamak değil; geleceği özgürleştirmektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.