Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Protokol kuralları toplumlar arasında yanlış anlaşılmaları önlemek için geliştirilmiş. Ancak hedefe ulaşıldığını söylemek zor. İran cumhurbaşkanının Fransa ziyaretindeki yemekle ilgili kriz buna son örnekti. Paris saldırısı nedeniyle gezi iptal olunca olay da kapandı

Geçen hafta sonu Paris'te yaşanan terör felaketi, saldırı öncesinde patlak veren ve giderek tırmanan bir protokol krizini unutturdu. Önemli manşetlerin arasına sıkışmış bir ziyaret haberini hatırlayacaksınız. İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ilk kez resmen ziyaret edeceği Fransa'da onuruna verilecek resmi ziyafetin İslami kurallara göre düzenlenmesini, dolayısıyla yemekte domuz eti ve şarap servis edilmemesini istedi. Ev sahiplerinin domuz eti konusundaki isteğe itirazları olmadı. Esasen Batı dünyasında ikinci sınıf olarak görülen domuz eti zaten itibarlı konukların menüsünde yer alamazdı. Ama Fransızların milli içkisi, ekonomilerinin önemli gelir kaynaklarından şarabın konumu farklıydı. Ev sahipleri, düzenledikleri bütün yemeklere mutlaka şarabın eşlik ettiğini, bu kez de durumun değişmeyeceğini bildirmeleri bir anda iki ülke arasında oluşmaya başlayan yumuşama atmosferini buz gibi soğuttu. Fransızlar bir orta yol bulmak amacıyla alternatif olarak sabah kahvaltısı düzenlemeyi önerdiler. O zaman Fransız usulü kahvaltıda kruvasanın yanında kahve içilebilecekti. Bunu da İran protokolü 'ucuz' buldu. Misafiri attan indirip eşeğe bindirmekten farksız bir çözümdü bu. Tam programın yemek bölümü iptal edilmişken, terör, Fransa'nın üzerine bir kez daha çöktü, Ruhani makul gerekçeyle ziyaretini iptal etti ve olay gündemden düştü. Şimdi bu haberi İranlı gözüyle okuduğunuzda, Fransızların büyük kabalık yaptıklarını düşünebilirsiniz. Fransızlar açısından ise sofradaki şarap, onların sofralarının ayrılmaz parçası. Dolayısıyla "misafir umduğunu değil; bulduğunu yer" ilkesine göre ortada bir yanlış yok. Nitekim 1999 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac döneminde, İranlı meslektaşı Hatemi'nin ziyareti öncesinde şarap konusu gündeme gelince davet iptal edilmiş, mesele kökünden çözülmüştü. İki lider ancak bir yıl sonra, Fransız geleneklerine göre zaten alkolün yeri olmayan bir ikindi kahvaltısında bir araya gelmişlerdi.

KADDAFİ'NİN ÇADIRI

Araştırdım, ilkelerinden ödün vermez görünen Fransız protokolü, 2007'de, Kaddafi'nin 30 yıl aradan sonra ziyaret ettiği Paris'e gelirken devesini getirmesine ve çadırını başkentin en mutena bulvarı Şanzelize'nin bitimine, Louvre Sarayı'nın yakınındaki bir malikanenin bahçesine kurmasına hiç ses çıkarmamıştı. Bu hoşgörünün armağanı olarak da Kaddafi, Fransa'dan ayrılırken ardında 15 milyar dolarlık bir anlaşma bırakmıştı. Ruhani'nin Paris'te yarattığı krize benzer bir durum 2004 yılında Avusturya'da da yaşandı. Ama Avusturya Cumhurbaşkanı Thomas Klestil büyük ustalıkla bu zor durumun üstesinden gelmeyi başardı. O dönemde Suudi Arabistan veliahdı olan Prens Abdullah bin Abdülaziz onuruna Viyana'nın Hofburg sarayında verilen ziyafette buğulama somon balığının yanında Batılılar beyaz şaraplarını, Suudi konuklar ise kadehlerde elma suyunu yudumladılar. Biraz sonra servis edilen fırında kuzu etinin yanında ev sahipleri kırmızı şarap içmiş, bu kez de Suudiler etle kırmızı renkli bir meyve suyunu eşleştirmişlerdi. Görünüşte renkler de tutuyordu, gönüller de hoşnuttu. Sadece Batılı tarzı kuzu kızartma, bizler gibi etin kanlısından hoşlanmayan Arap konukları fena halde rahatsız etti, ama ziyafet mutlu sona erdi.

KISMETSİZ DİPLOMATLAR

Farklı ülkeler, farklı kültürler, farklı yiyecek içecek alışkanlıkları... Dünyanın dört bir yanında görev yapan deneyimli diplomatların emeklilik dönemlerinde kaleme aldıkları anılar, koca koca böcekler, beyin salatası, öküz gözü, boğa yumurtası, kuzu kellesi gibi ziyafetlerde kendilerine ikram edilen yerel spesiyalitelerle dolu. Ancak ülkelerinin prestijini olduğu kadar kendi kariyerlerini de düşünen kısmetsiz diplomatlar, ister çıtır çıtır kızartılmış, ister balla tatlandırılmaya çalışılmış olsun, alışkın olmayanlar için zehirden farksız bu egzotik yiyecekleri yalayıp yutuyorlar; hem de yüzlerini bile buruşturmadan.

KADEHTEKİ SARI SIVI
İlginç bir anekdot da 1970'lerin sonlarına ait. Hindistan'ın o yıllarda başbakanı Morarji Desai, İngiltere'ye ilk kez resmi bir ziyaret yapmaktadır. Zevkler ve renkleri tartışmanın da, gelenekleri yargılamanın da yakışık almayacağına inananlardanım. Dolayısıyla başta Hindistan'ın büyük önderi Gandi olmak üzere ülkenin eski kuşak birçok liderinin sağlıklı yaşam uğruna idrarlarını içmelerine yorum yapmak istemiyorum. Tahmin ettiğiniz gibi Desai de Gandi ekolündendi ve sağlığını salgılarına borçlu olduğuna inanıyordu Londra'da Desai onuruna resmi bir ziyafet düzenlendi. Herkes sofrada yerini aldıktan sonra, salona, küçük bir tepside, içinde sarımsı sıvı bulunan bardak taşıyan bir garson girdi. Tüm salondakiler nefeslerini tuttular. Garson yavaş yavaş ilerleyip kadehi şeref misafirinin önüne bıraktı. Şerefe kadehler kaldırıldığında Desai bu kadehi İngiltere başbakanınkiyle tokuşturdu. Kadehteki sıvının elma suyu olduğu ancak yemek bittikten sonra öğrenildi. Protokol kuralları toplumlar arasında yanlış anlaşılmaları önlemek, barışı pekiştirmek üzere yüzyıllar içinde geliştirilmiş. Ancak bu hedefe ulaşıldığını söylemek kolay değil...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN