Hikâyemiz, Cumhuriyet'in ilk yıllarından.
Bir grup Ankaralı, vali beyi (Atıf Tüzün) ziyaret eder.
Başlarında Hoca Rifat Efendi (Börekçi) vardır:
- Vali bey, havalar kurak gidiyor... Yağmur duasına çıkmak istiyoruz.
- Çıkın... Engel olan mı var?
Hoca Rifat Efendi "nasıl çıkalım" der.
Üslubunda bir "kaygı" vardır.
"Yağmur duasına hükümet ne der, Atatürk'ün tepkisi ne olur" kaygısı.
***
Vali Atıf Tüzün:
- Burada hükümet benim... Toplumun huzur ve güvenliğini bozmayacak her türlü eylemde bulunabilirsiniz... Gazi hazretleri laik bir liderdir... Kimsenin inancına karışmaz... İstediğiniz zaman yağmur duasına çıkabilirsiniz... Çağırırsanız ben de katılırım.
***
"Olay" Atatürk'e kim bilir nasıl intikal ettirilir ki, birkaç gün sonra Vali bey Çankaya Köşkü'ne çağrılır.
Atatürk sorar:
- Hoca efendiler size geldiler... Onlara neler söylediniz?
Vali Tüzün "yukarıdaki diyalogu" aynen tekrarlar.
Atatürk "takdir eder bir yüz ifadesi ile" yanındakilere döner:
- Gördünüz mü benim valimi?
***
Kaynağımız:
İz Bırakan Mülki İdare Amirleri-3... Mehmet Aldan... İçişleri Bakanlığı Yayını... Sayfa 139.
***
Kim derdi ki Cumhuriyet'in kuruluşunun üzerinden bunca yıl geçtikten sonra Ankara hâlâ susuzluğun çaresini yağmur duasında aramak zorunda kalacak?