DSP Genel Merkezi'nin en üst katı "yemekhane."
Yemekhane "iki bölüm."
Birinci bölümde "yemeğinizi alıyorsunuz."
İkinci bölüm ise masaların olduğu yer.
Karnınızı doyuruyorsunuz.
***
Genel Başkan Zeki Sezer ile yemekhaneye çıktık.
Bir köşeden "tepsimizi, çatal, bıçak, kaşık, bardağımızı" aldık.
Sonra "herkes gibi" kuyruğa girdik.
***
"Herkes" dediğimiz herkes işte.
Örneğin DSP Genel Sekreteri, eski Bakan Masum Türker.
Örneğin, DSP'li bir milletvekili.
Örneğin, partinin çaycısı, odacısı, şoförü, muhasebecisi.
***
Yemekhanede "protokol" yok.
"Hiyerarşi" yok.
"Ben Genel Başkan'ım, kuyruğa girmem... Ben milletvekiliyim, garson yemeğimi masaya getirsin" yok.
Tabii "ben Zeki Sezer'in konuğu bir gazeteciyim" de yok.
***
"Tabldotta" çorba, köfte, patates, salata ve muhallebi vardı.
Zeki Sezer de biz de "rejimdeyiz."
Aşçıdan sadece "çorba ve salata" istedik.
Sonra tepsilerimizi alıp "masaya" geçtik.
***
Yemekten sonra "tepsiyi, boş tabakları, çatal, bıçak, kaşık, bardağı" alıp yemekhanenin "bulaşık konulan köşesine" götürdük.
Ne garson "siz zahmet etmeyin, ben götürürüm" dedi.
Ne de biz garsondan yardım istedik.
***
DSP'deki tabldot olayı ve Genel Başkan ile temizlikçinin aynı kuyrukta bekleyip, aynı tabldotu yemesi hoşumuza gitti.
Ve sizlerle paylaşmak ihtiyacını hissettik.