Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Köyünde sertliği ile tanınan Fatma kadının burnunun direği sızlıyordu. Dün gece uyumuş uyanmış, her gece olduğu gibi yine kızı Emine'yi düşünmüştü.
Her ne kadar "ben onu defterden sildim, Emine diye bir kızım yok" dese de, söylediklerinin kendini aldatmaktan ibaret olduğunu biliyordu.

***

Emine ilk çocuğuydu.
Doğum yaptığında evinde sevinç rüzgârları esmiş, kurban kesilmiş, lokma dökülmüştü.
Emine güzeldi, zekiydi.
Sonraki yıllarda bir oğlu ve bir kızının daha olması, Emine'nin ayrıcalığını sona erdirmemişti.
Emine onun ilk göz ağrısıydı.
***

Köydeki ilkokul öğretmeni devamlı olarak "Fatma Hanım, bu çocuğu okutmazsanız yazık olur" dediğinden, onu öğrenimi için Saruhanlı'da oturan ve çocuğu olmayan Ayşe teyzesinin yanına göndermişlerdi.
Emine liseyi birincilikle bitirmiş ve tıp fakültesini kazanmıştı.
***

Üniversitenin ilk iki yılında sınıfı birincilikle geçen Emine, üçüncü sınıfta eğitimini aksatmaya, köye gelmemeye, gelse de günü birlik ziyaretle yetinmeye başlamıştı.
Emine'nin kaldığı yurttan çıkarak bir evde kalmaya başladığını, kendisinden 15 yaş büyük evli bir adamla yaşadığını öğrenince yıkılmıştı.
***

Tüm karşı çıkmalarına rağmen Emine, bu şahısla birlikteliğini sürdürmüş, eşinden boşanınca evlenmiş ve okulunu bırakmıştı.
Ancak bu evlilik yürümemiş ve 3 yıl sonra da boşanmıştı.
***

Fatma kadın, eşi ve diğer 2 çocuğu, Emine ile ilişkilerini kesmişlerdi.
Eşi bu acıya dayanamamış, kahrından ölmüştü.
Fatma kadın, Emine'nin tüm eşyalarını atmış, fotoğraflarını bile yırtmıştı.
Artık evde Emine'nin adı anılmıyordu.
***

Kocasından boşanınca Emine çeşitli işlere girip çıkmış, hiçbir işte dikiş tutturamamıştı.
Önce okuldan arkadaşı olan bir doktorla yaşamış, bu ilişki bitince kendisinden yaşça küçük Mehmet isimli bir şoförle evlenmiş, bir kızı dünyaya gelmişti.
Kıt kanaat geçinip gidiyorlardı.
Mehmet'in bir trafik kazasında ölümü, Emine'nin mutluluğunun sonu olmuştu.
***

Emine'nin hayatı zorlaşmış, kısa bir süre sonra da kanser teşhisi konulmuştu.
Günleri sayılıydı.
Geçen yıllar Fatma kadının kızgınlığını azaltmıştı.
Kızının gideceği kaç kapı vardı ki?
Pişmanlığını kimseye açamıyor, kendi kendini yiyip bitiriyordu.
***

Bir gün, kız kardeşi Ayşe "Abla, Emine çok hasta, benim evimde kalıyor" diyerek, söze ortasından girmişti.
Fatma kadın "Ayşe, bu evde ondan söz edilmeyeceğini bilmiyor musun" diye kardeşini tersleyince...
Ayşe hiddetle ayağa kalkıp bağırdı:
- Yeter abla yeter... Bıktım senin kininden... Emine bir hata yaptı, bedelini ödedi... Emine ölüyor, hiç insafın yok mu?
***

Ayşe "abla ne yaparsan yap, Emine benim yanımda" demiş ve hızla evden çıkıp gitmişti.
Fatma kadın hemen mantosunu giyip, tülbendini örtünerek köy meydanına doğru yürüdü.
Kız kardeşini, bindiği dolmuşun kalkmasını beklerken buldu.
Gidip yanına oturdu.
***

Hiç konuşmadan Saruhanlı'ya, Ayşe'nin evine gittiler.
Eve girdiklerinde Emine'yi yere serilmiş bir yatakta yatar buldu.
Yanında Emine'ye çok benzeyen 5-6 yaşlarında bir kız çocuğu yatıyordu.
Emine annesini görünce zorlukla doğruldu:
- Anne, annem, seni çok özledim, affet beni.
***

Sözün bittiği andı.
Ana-kız birbirlerine sarılıp dakikalarca ağladılar.
Fatma kadın torununu kucağına alarak uzun uzun sevdi.
Emine ise bitikti.
Her halinden hastalığı anlaşılıyordu.
***

Fatma kadının kızına karşı hiçbir kızgınlığı kalmamıştı.
Ne olursa olsun Emine onun kızıydı.
Geç de olsa yılların acısını çıkaracak, birlikte olacaktı.
Emine'yi tedavi ettirecek, sonuna kadar bakacak, ölürse de çocuğunu bağrına basıp sahiplenecekti.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN