Türkiye'nin en iyi haber sitesi
TULU GÜMÜŞTEKİN

İlerleme Raporu'nu beklerken...

Türkiye ile AB ilişkilerinin, uzun zamandır tehlikeli bir durağanlıkta olduğu hep tartışıldı. Bu satırlarda konuyu sıklıkla gündeme getirmeye çalıştım. İlişkilerde var olan ataletin, ne AB'ye ne de Türkiye'ye yaramayacağı teslim edilse de, 2013'e dek, tıkanıklığı aşmak için AB ülkelerinde ciddi bir kıpırdanma görülmedi.
Türk hükümetinin ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın müzakereleri sürdürme konusunda kararlı olduğu, ancak sadece bunun için olmadık tavizler vermeyeceği iyice belli olduğunda, AB ülkeleri arasında ilişkileri düzeltmek için hareketlenme başladı. Bu olumlu gelişmede, Fransa'da Nicolas Sarkozy'nin devreden çıkması, Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek isteyen bir yönetimin iş başına gelmesi de rol oynadı.
Başbakan, mayısta önemli bir ABD ziyareti gerçekleştirdi. Bu ziyaret, Türkiye'nin, kaotik bir gelişme gösteren yeni dünya düzeninde, müttefikleri tarafından olması gerektiği düzeyde bir iş bölümüne dâhil edileceğinin işareti oldu. Mayıs sonunda Avrupa Konseyi Başkanı görevini yürüten Herman Van Rompuy, müzakerelere bir şans daha tanınması yolunda AB'nin adım atacağı garantisini vermek için, Ankara ve İstanbul'da temaslar gerçekleştirdi.
Bunun üzerine, üç senedir açılamayan fasıllar konusu gündeme geldi. AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın da gayretleriyle Fransa, bazı fasıllardaki çekincesini geri aldığını açıkladı. Ne var ki, Almanya'da seçimlerin yaklaşması yüzünden, Angela Merkel, sadece ilke kararı alınmasını şart koşarak, "İlerleme Raporu" ortaya çıkana dek fiilen Bölgesel politikalar faslının müzakeresini başlatmadı.
Van Rompuy ziyaretinin hemen akabinde Gezi olayları patladı. Çoğu gelişmiş ülkede benzeri yaşanan bu olaylar, Türkiye'de gerçekleşince bir anda göstericiler, sanki totaliter rejime karşı ayaklanan kahraman Polonya halkı gibi dış dünyaya yansıtıldı. Türkiye'nin ABD ve AB açılımını ciddi biçimde sabote etmek isteyenlerin de gücü böylece ortaya çıktı. AB ilişkilerinde beklenen düzelme, adeta ertelenir hale geldi. Türkiye'ye zaman kredisi tanınır gibi bir hava oluştu. Bu havadan yararlanmak isteyen Güney Kıbrıs yönetimi gibi, uluslararası düzeyde hiçbir kredisi kalmamış yönetimler bile, "fasıl açmak için Maraş'ın iadesi" türü pazarlıklara girmek konusunda beis görmediler.
Demokratik açılım paketi, Türkiye'nin bölgesindeki tutumu ve gelişmeler, bu kötü gidişi tersine çevirecek bir perspektif oluşturdu. Önümüzdeki hafta açıklanacak olan İlerleme Raporu'nun, Brüksel'den ve Avrupa Komisyonu'na yakın çevrelerden sızan haberler ışığında, dengeli ve Türkiye'nin açılımlarını doğru değerlendiren bir rapor olması kuvvetle muhtemel görünüyor. Bu raporu takip eden haftalar içinde de, yeni faslın müzakerelerinin fiilen başlaması beklenebilir.
Böylesi bir gelişmeye, bölgede ve dünyada herkesin giderek daha fazla ihtiyaç duyduğu bir gerçek. Ne var ki, son derece kutuplaşmış bir toplumda, bir kesim her şeyi "iktidarın zemin kaybetmesi" açısından ele aldığı sürece, AB ilişkileri konusunda da ortak bir anlayış oluşturmak çok zor. AB ilişkilerindeki çıkmaz sürdükçe, bütün toplumların bundan kaybedeceğini hatırlamak gerekir diye düşünüyorum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA