Kıbrıs'ta toplumlararası görüşmeler, üzerinde çalışılan ortak bildirgenin kabul edilmesiyle yeniden başladı. Rum tarafı da, Türk tarafı da aslında çözümün parametrelerini de, karşılıklı pozisyonlarını da iyi biliyorlar. 2004'te, Annan Planı ile çok yaklaşılmış olan çözüm hedefi, büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Oysa on yıl sonra çözüm, her zamankinden daha da yakın duruyor.
Annan Planı'nın Kıbrıs Rum Kesimi referandumuyla reddedilmesinden bu yana neler değişti? Her şeyden önce, 2004'te Rum kesimi, bir çözümün "dayatıldığı" inancıyla, daha fazla avantaj kazanabileceğini düşünerek planı reddetti. Eğer Rum Kesimi, ancak çözümün ödülü olarak AB üyeliğine erişmek zorunda olsaydı, AB de üyelik garantisini referandumlar yapılmadan vermeseydi, muhtemelen olumlu bir sonuç alınabilirdi. Ne var ki Rum Kesimi hem planı elinin tersiyle reddetti, hem AB üyesi yapıldı, hem de BM Genel Sekreteri, planının neden reddedildiğini BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya'nın vetosu yüzünden hiçbir zaman gündeme getiremedi. 2005'te AB üyesi olan Güney Kıbrıs'ı, çözüm için teşvik edecek hiçbir husus kalmamıştı. Böylelikle Rum kesimi, üyelik sürecinde AB'nin Türkiye'ye taahhüt ettiği KKTC'nin izolasyonunu hafifletme çabalarını sabote etmekle kalmadı, Türkiye'nin de müzakerelerde önünü kesti. Rusya'nın kara para aklama konusunda en önemli finans üssü haline geldi, ayrıca fiilen Yunanistan'ın bankacılık sistemiyle birleşti, Yunan tahvillerini yüzde olarak en fazla alan bir bankacılık sistemi oluşturdu.
Bu mutluluk piramidi, Yunanistan kriziyle bir anda çökünce, Güney Kıbrıs önce Rusya'dan, daha sonra AB'den yeterli finansal destek istedi. Rus yöneticiler, bankalardaki paralarının bir kısmına el konduğu için, AB de, Güney Kıbrıs tarafından 2005'ten bu yana her aşamada kandırılmış olduğu için, Rum Yönetimine bu desteği istenen ölçüde vermedi. Bir anda Güney Kıbrıs, kendini çok zor bir açmazın içinde buldu. Burada, kurtuluşun tek yolu olarak Ege denizinde, Kıbrıs müstakil ekonomik bölgesinde bulunduğu düşünülen doğalgaz yataklarını gördü.
Sorunlar o aşamada kendini gösterdi. Türkiye, Kıbrıs Rum Kesimi'nin bu doğalgaz yataklarını tek başına işletmesine her aşamada karşı çıkacağını beyan etti ve uluslar arası yatırımcılar Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında bir tercih yapmak zorunda kaldılar. Tercih Türkiye'den yana oldu. Bu yataklarda ne kadar doğalgaz olduğu tam kestirilemediği gibi, çıkartılacak doğalgazın sıvılaştırma ya da boru hattıyla nakletme imkânlarının ekonomik olmadığı da ortaya çıktı. Diğer yandan İsrail, kendi müstakil ekonomik bölgesinde bulduğu ve çok ciddi kapasitede olan Leviathan doğalgaz yataklarını işletmek için hem Kıbrıs, hem de Türkiye üzerinden boru hattı oluşturmayı önerdi. Bunu yapmak için Kıbrıs'ta bir çözüm olması, Türkiye ile İsrail'in anlaşmazlık halinin ortadan kalkması, bir "ortak yatırım" anlayışıyla Kıbrıs'ta İsrail'in kuracağı "doğalgaz sıvılaştırma" fabrikasıyla deniz taşımacılığı için bir doğalgaz terminali oluşturulması gerekiyor.
İsrail, iki koşul da sağlanmadığı sürece, yani Kıbrıs'ta çözüme ulaşılıp Türkiye-İsrail ilişkileri tümüyle normale dönmedikçe, bu projeye taraf olmak istemiyor. Türkiye'nin de, KKTC'nin de, Kıbrıs'ta iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir çözüm var oldukça kaybedebilecekleri hiçbir şey yok. Güney Kıbrıs ise, çözüme evet demezse, deniz altında bulduğunu zannettiği doğalgazı ekonomik biçimde işleyecek bir imkâna sahip olamayacak. İsrail, ABD'nin de desteğini alarak, 2014 içinde bu projeyi ilke olarak başlatmak istiyor. Çözümün bir anda gündeme gelmesi, diplomaside çarelerin hiçbir zaman tükenmeyeceğini, değişen koşulların her zaman yeni çözümler getirebileceğini göstermesi açısından önemli...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN