Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kıbrıs'ta toplumlararası müzakereler yine kesildi. Bu defa, Güney Kıbrıs temsilcileri büyük bir kriz çıkartarak kapıyı çarpmayı ve krizi tırmandırmayı seçtiler. 1960'tan bu yana, olabilecek her türlü çözümü reddeden G. Kıbrıs, önce adanın Yunanistan'a bağlanması için darbe yaparak adanın yarısına yakın bölümünü kaybetti. 1974'te gerçekleşen bu askeri müdahale sonrasında, 1963'ten başlayarak etnik temizlik uygulayan toplum, çoğunluğu elinde bulunduran Rum kesimi değilmiş gibi, inanılmaz bir "mağduriyet edebiyatı" benimsedi.
Türkiye'de ise, özellikle 1980 darbesi sonrası, adada bir taksimin mümkün olabileceği, bunun da sürekli politika haline gelebileceği düşüncesi iyice yerleşti. Rum Yönetimi, uluslararası planda, adım adım Kıbrıs sorununu üç garantör ülke ve iki toplum çerçevesinin dışına taşımaya çalıştı. Yunanistan'ın 1981'de AB'ye üye olmasının iki yıl sonrasında, 1983'te KKTC kuruldu. Önemli bir strateji değişimiydi ve yeni devlet, müzakere masasında taktik manevra alanını genişletmek için kurulmuştu.
Ne var ki, Türk siyaseti cesaretli bir Kıbrıs politikası uygulamak yerine, "çözümsüzlük çözümdür" anlayışının rahatlığına kendini bıraktı. 1992'de, AB gündemine ilk kez Kıbrıs geldi ve Lizbon zirvesinde, Türkiye ile görüşmelerde Kıbrıs sorunu bir anda önümüze kondu. 2004'te yapılan büyük genişlemede, G. Kıbrıs, bölünmüşlüğüne rağmen üye yapıldı. Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi üye yapılmazsa, bütün genişlemeyi veto edeceğini söyleyerek, Annan Planı'nı büyük bir çoğunlukla reddetmiş olan G. Kıbrıs'ın mükâfat almasını sağladı.
Kıbrıs Rum Yönetimi, her aşamada Kıbrıs Türklerine eşit haklar vermeye "hayır" diyerek bugüne kadar başarıyla geldi.
Son olarak, Yunanistan'ın iflas etmesi, G. Kıbrıs ekonomisini de mahvettiği için, Rum Yönetimi diğer AB ülkelerinden destek istemek zorunda kaldı. Böylece ekonomisinin büyük ölçüde Rusya'dan gelen finansmana bağımlı olduğu ortaya çıktı. Hiç istemese de G. Kıbrıs, ABD'nin de büyük baskısıyla tekrar müzakere masasına oturdu. Bütün ümitlerini denizden çıkartılabilecek doğalgaz rezervlerine bağlamış olan G. Kıbrıs, bu kez masadan nasıl anlaşma yapmadan kalkabileceğinin hesabını yapmaktaydı. AB ile Türkiye ilişkilerinde, son İlerleme Raporu'nda G. Kıbrıs'a Türkiye liman ve havaalanlarının açılması hususu, her zamankinden çok daha ayrıntılı ve sert bir lisanla vurgulanmış olduğu için Rum Yönetimi beklediği fırsatı bulduğunu düşündü. Bölgede var olan inanılmaz kargaşa ve savaşın, Türkiye'nin çok yönlü bir politika yürütmesini engelleyeceğini de hesaplayarak, Kıbrıs ekonomik sahasına giren bir parselde doğalgaz arama çalışmalarına başlattı.
Her iki taraf arasında var olan centilmenlik anlaşması gereği, çözüm ufukta görünene dek bu araştırmaların yapılmaması ilkesi de çiğnenmiş oldu. Türkiye, mücavir parsele hem araştırma gemisi Barbaros Hayrettin'i, hem de refakat gemisini gönderdiğinde, gayet trajik biçimde Rum kesimi görüşmeleri terk ettiğini söyledi. Şimdilerde, Mısır, İsrail ve Rum Yönetimi ile doğalgaz anlaşması görüşmeleri yapıyor, daha da vahimi, Rusya ve İsrail ile Rum Yönetimi ortak deniz tatbikatı yapacaklar. Bu girişimi, G. Kıbrıs yönetiminin Akdeniz'de Rusya Federasyonu'nun denizaltısı rolünü oynadığını iyice ortaya koydu. Bu aşamadan sonra gelişmeler, AB içinde ve ABD nezdinde önemli çalkantı yaratabilir.
Her hal ve şartta, geleceğini denizden çıkacak doğalgaza bağlamamış olan Türkiye ve KKTC'nin bu vakit kaybından görecekleri zarar, G.
Kıbrıs'ınki ile karşılaştırıldığında çok ufak kalıyor.
Bunu Kıbrıs Rum yönetiminin ne zaman anlayabileceği zihinlerdeki soru işaretini oluşturuyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN