Güz Sancısı'nın galasına gidememiştim. Nihayet hafta sonu matinede izledim. Helâl olsun Tomris Giritlioğlu'na... Son derece "riskli" bir dönemde, bu denli "iddialı" ve "yürekli" laflar eden bir filmi vizyona sürmek için Tomris Giritlioğlu kadar tatlı bir çılgın olmak gerekiyor. Ergenekon davasının sürdüğü şu günlerde dil, din, ırk, mezhep farklılıklarını kışkırtarak nasıl kaos yaratılmaya çalışıldığı yavaş yavaş gün yüzüne çıkarken, Güz Sancısı kendisine 6-7 Eylül olaylarını eksen alıyor. Devlet içinde kendini devlet sananların sadece bugüne özgü olmadığını, 50'li yıllarda da benzer menfaatleri uğruna halkın masum hisleriyle nasıl sorumsuzca oynadıklarını kimi zaman usul usul kulağımıza fısıldıyor, kimi zaman megafonla haykırıyor. Farklı dinlere, kültürlere mensup insanların yıllarca dostça yaşadıktan sonra kirli eller tarafından nasıl birbirlerine düşman edilmeye çalışıldığını yarı-belgesel anlatımıyla gözler önüne seriyor. Ve ne acıdır ki, 60 yıl sonra bile güz sancılarımız yüzünden yüzümüz ekşiyor; yumruklarımız sıkılıyor...