Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bayram günü böyle bir başlığı atıp atmamak konusunda çok tereddüt ettim. ama bayramın birinci günü, sabahın köründe FOX'un sabah haberleri kuşağı Çalar Saat'i izleyince, çaresiz kaldım.
Haber değil, sanki üst üste sela okunuyordu. Sunucu kardeşim, her reklam arasında "Bomba gibi haberlerimiz devam edecek, bizden ayrılmayın" diyor. Sonra haberler okunuyor: Diyarbakır'da bir cani, yol kesip durdurduğu aracın içindeki biri çocuk, beş kişiyi kurşuna dizmiş.
İş istemek için başvuru yaptığı iş yerinin sahibi tarafından mesajlı tacize uğrayan kızın nişanlısı tacizciyi, başını taşla ezip öldürmüş.
Arife günü eşinin mezarına toprak dökmek isteyen adam kalp krizi geçirip oracıkta hayatını kaybetmiş...
Daha fazlasını yazıp, içinizi iyice karartmak niyetinde değilim. Zaten Çalar Saat'e gelen izleyici mesajlarında da "Bari bayram günü bu haberleri vermeyin" diye adeta yalvaranlar vardı.

HABERİN KÖTÜSÜ MAKBUL
Ne var ki, 'iyi haber' asla 'haber' sayılmıyordu bizim memlekette. Ya cinayet olacak, ya doğal felaket... O da yoksa, gelsin kavşaklardaki güvenlik kamerası görüntüleri... İnsan bunları izledikçe, bayramın geldiğine pişman oluyor vallahi ama gelin görün ki, hepsi de memleket gerçeği.
Her haber bülteninde aynı şeyi düşünüyorum: Acaba dünyada bizim kadar ölüme yakın duran başka ülke var mı?
Trafik teröründe, iş kazalarında, bebek ölümlerinde, doğal afetlerde verilen kayıplarda, siyasi terör olaylarında liste başıyız. Koyun bunların yanına kan davalarını, maganda kurşunlarını, öfkeli eski koca cinayetlerini ve kutlayın, kutlayabilirseniz bayramları...

ASLAN YÜREKLİ KADIN
Çalar Saat'in hırsla dürter gibi uyandırdığı bayram sabahında ruhumu azıcık ferahlatan bir haber vardı ama onun da içinden 'ölüm' geçiyordu ne yazık ki...
Haber, omuzlarda taşınan bir cenazenin üzerine örtülmüş beyaz gelinliğin görüntüsüyle başladı. '14 gün önce giydiği gelinlik, kefeni oldu' anonsuyla devam etti. "Eyvah" dedim, "Yine bir genç kızın hayalleri yarım kalıp toprağa düşmüş..." Ama öyle değildi. Haber aslında hayatının son saniyesine kadar mutluluğun peşinde koşan 'aslan yürekli' bir kadının hikayesiydi.

KELEBEĞİN ÖMRÜ
Ebru Mantarcı kansere yakalanmıştı.
Doktorları ona kısacık bir ömür biçtiler. Oysa Ebru'nun mutluluk hayalleri vardı. Bir adamı seviyordu ve hayatını onunla birleştirmek istiyordu. Sevdiğiyle anlaştılar. Ne olursa olsun evleneceklerdi. Gidip nikah tarihi aldılar ama Ebru'nun durumu kötüledi. Nikah tarihini öne alıp 'yıldırım' yaptılar. Genç kız hastanede giydi beyaz gelinliğini. Sedyenin üzerinde taşıdılar onu nikah memurunun karşısına. Doktorlar, hemşireler tanıklık etti bu mutlu güne ve Ebru, iki hafta sonra veda etti hayata... Yaşamında 'yaşanmamışlık' bırakmadan, kısacık hayatında 'keşke' ile başlayan herhangi bir cümle kurmadan...
Sevdiğine kavuşmanın, beyaz gelinlik giymenin mutluluğuyla yumdu gözlerini...
Sadece bir gün yaşayıp mutlulukla ölen kelebekler gibi...
Biliyorum, kolay değil ama, varsın haberler kötü olsun; siz Ebru gibi, aldığınız son nefese kadar kendi mutluluğunuzun peşinde koşun... Unutmayın, 'Ebru' sadece suya yazılan bir sanat değildir...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN