Farkında mısınız, doğru ve dikkatli dinlemenin değerini tamamen unutmuş durumdayız...
Peki, bunun üzerimizdeki olumsuz etkisini fark ediyor musunuz?
Dinlemeyi yorucu buluyoruz. Uzun lafa gelemiyoruz.
Hatta karşımızdakinin cümlesini bitirmesine bile sabrımız yok! Onun yerine biz bitiriyoruz. Aynı anda iki kafa içinde olmaya çalışıyoruz.
Yani sadece kendimizin değil, karşımızdakinin de düşüncelerini kontrol etmeye çalışıyoruz.
Bu yüzden gittikçe daha otomatik ve kompulsif düşünüyoruz. Daha çok yoruluyoruz, daha çabuk sinirleniyoruz ve daha tahammülsüzleşiyoruz.
KENDİNİZİ BİRAZ İZLEYİN
Halbuki dinlendiğini bilmek, anlaşıldığını hissetmek en büyük ihtiyaçlarımızdan biri...
Mevlana'nın "Sen ne söylersen söyle, söylediğin şey; karşındakinin anlayabildiği kadardır" sözü ne kadar doğru!
Birisini dinlerken aslında beynimizdeki konsepti dinliyoruz.
Yargılıyoruz, konuyu saptırıyoruz, anlamak istediğimiz gibi anlıyoruz ve hemen duygusal tepki gösteriyoruz.
Söylenene değil, anladığımıza...
Bu alışkanlığımızı fark etmemiz gerekiyor. Objektif ve duyarlı olabilmeyi, anlayışımızı kısıtlamadan dinlemeyi öğrenebilmek için...
Kendinizi bu konuda biraz izleyin, pratik yapın, aslında daha sabırlı ve sakin olmaya; düşündüğünüzden çok daha yatkın olduğunuzu fark edebilirsiniz.
HAKLI OLMA İHTİYACI VAR
Geçen gün, evli bir çift arkadaşımla yemek yiyoruz, bir olay anlatıyorlar.
İkisi de aynı olayı o kadar farklı gözle görüyor ki, tamamen iki farklı realite var ortada.
Kendi gerçeklerini yansıtan ayrı realiteler. Tabii hafiften birbirleri ile laf didişmesine başladılar. Yemek sohbeti, ben yukarıdaki konuyu açınca yön değiştirdi tabii.
Evli çiftlerin birbirleri ile didişmesinin en büyük sebebi bu; çünkü aynı şeyi kendi filtreleri ile görüyorlar ve ikisi de kendi görüşünün doğruluğunu ispata çalışıyor. İkisinin de haklı olmaya ihtiyacı var.
Halbuki bir insanı içten, etiketlemeden dinleyebilmenin; hem dinleyici, hem de konuşan için terapik bir etkisi var. (Tabii doğru düzgün konuşanı dinlemekten bahsediyorum, içindeki her türlü negatifliği kusandan degil!) Bu konuda yazar Julian Treasure, insanları kendi filtrelerimizle dinlediğimizden bahseder.
Kültürümüz, dilimiz, değerlerimiz, inançlarımız, beklentilerimiz ve niyetimiz...
Bu filtrelerden habersiziz aslında.
Ama düşünce şeklimiz de dinlediğimize göre değil, bu filtrelere göre şekilleniyor.
'DİNLEME POZİSYONLARI'
Farklı açılardan dinleyebileceğimiz 'dinleme pozisyonları' var.
Aktif ya da pasif, İndirgeyici veya genişletici, Eleştirel ya da empatik düşünce ile dinleyebilirsiniz.
Dinleme pozisyonunuzu, dinlediğiniz şeye göre değiştirebilirsiniz.
Yani o filtrelerle oynayabilirsiniz ve kendi filtrenizin limitlerinde sıkışıp kalmadan dinleyebilirsiniz.
Kendi görüşünüzün netliği kimi dinlediğinize de bağlı... Gürültü yapanı mı, yoksa söylediğinde bir anlam olanı mı dinliyorsunuz?
Genelde medyayı suçlarız ya duyarsızlıkla... Aslında bazen kendi rolümüzü de görmek lazım...
Medyanın duyarsızlığı, aslında toplumun genelinin duyarsızlığının aynası.
CANAVARI BİZ BÜYÜTTÜK
Çünkü bizler beslemesek, reyting canavarı bu kadar büyümezdi.
Neyi dinleyeceğimize, okuyacağımıza ve izleyeceğimize, reytinglere göre karar veriyoruz.
Medyanın 'neye ilgi göstereceğimize' bizim adımıza karar vermesine izin veriyoruz.
Bazen siz de benim gibi kendi perspektifinizi kaybettiğinizden şüphe etmiyor musunuz?
Bilinçli dinlemeyi öğrenmediğimiz, sadece kuru gürültü yapanı dinlemeyi tercih ettiğimiz sürece, 'hak ettiğimiz medyadan' daha iyisini almamıza imkan yok...