Bir vatandaş, İstanbul-Maltepe'de bu fotoğrafı çekip şu paylaşımı yaptı:
"Burası sahil yolunda belediyenin ücretsiz otopark ceplerinden biri.
Belediye, insanlar kısa süreli park etsin, sahilde yürüsün diye bu ceplerden yapmış ancak istisnasız hepsi karavanlar tarafından işgal altında.
Adam bırakmış karavanı gitmiş, ondan başka kimse kullanamıyor.
Sanki bedavaya Prens Adaları manzaralı yazlık almış kendine, öyle bir rahatlık, öyle bir konfor.
Kimse de buna müdahale etmiyor. Resmen herkesin hakkı gasp ediliyor." Bence bu yorumun haklılık puanı 10 üzerinden 10!
Sorunun kaynağı; motorlu taşıt statüsünde olan karavanların, diğer araçlar gibi istenen her yere park edilebilmesi.
Nadir de olsa belediyeler durumu abartan karavanları çekiyor ama genelde yasa suiistimal ediliyor!
Evet, karavan park alanları da yetersiz ama olanı da kullanmayanlar var.
Örneğin Maltepe sahilinin 1-2 km uzağında karavan park alanı varmış ama bedavaya ada manzaralı park alanı bulanlar karavanlarını belki de dokuz ay orada tutuyor!
Hafta sonları karavanına gidiyor, Ada manzarası karşısında mangalını yapıyor. Canı isterse karavanda kalıyor.

GECEKONDU KARAVAN!
Yorumlara bakılırsa kaçamak yapmak için bile karavan kullananlar varmış!
Ücretsiz park alanları karavan gecekondusuna dönüştüğü için sahilde vakit geçirmek için aracını park edeceklere yer kalmıyor!
Bu sorun Antalya, Muğla, İzmir gibi turistik şehirlerde de var. Buralarda karavanlar, sahile park edilip yazlık gibi kullanılıyor!
O zaman herkes karavan alsın, canı istediği yere park etsin. Yazlık almaya, otele gitmeye gerek kalmaz! Oysa karavancılık, yolda ve doğada olma, yeni yerler keşfetme kültürüdür.
Bizde ise karavanlar gecekondu yazlıklara dönüştürüldü!
Avantaj sağlayacak yasal boşluklardan faydalanmakta üstümüze yok!
***
KAÇAK ELEKTRİK KULLANAN DOKTOR
İsrail-ABD-İran savaşı petrol fiyatlarını artırınca elektrikli otomobil satış oranları daha da arttı.
Örneğin ülkemizde 2026 yılı ilk dört ayında elektrikli otomobil satışları 54 bin 892 adede ulaşarak pazar payını yüzde 18,9 seviyesine çıkardı.
Türkiye'de elektrikli araçlar, benzinli araçlara kıyasla kilometre başına yaklaşık yüzde 60 yakıt tasarrufu sağlıyor.
Evden şarj edildiğinde avantaj daha da artıyor.

Bu kadar tasarruf avantajına rağmen İstanbul'da bir doktor yakıt masrafını sıfıra indirmeyi kafasına koymuş ve evine kaçak elektrik hattı çekmiş.
BEDAŞ ekiplerinin yaptığı denetimde, bir doktorun perakende satış sözleşmesi veya ikili anlaşması mevcutken ayrı bir hat çekerek, sayaçtan geçirilmeksizin enerji kullandığı saptandı.
Ve doktora 840 bin TL'yi aşkın para cezası kesildi.
Bu cezanın üstüne 400 bin TL daha koysanız Türkiye'de satılan en ucuz otomobili alırsınız!
Elektrik benzinden ucuz, evde şarj ettiğinizde daha da ucuz!
Bu kadar da açgözlülük olmaz ki?
***
TRAFİKTE EN RİSKLİ GRUP!
Ehliyetlerdeki yeni düzenlemede 65 yaş üstü sürücülerin üç yılda bir, 80 yaşını aşan sürücülerin ise iki yılda bir sağlık kontrolünden geçerek ehliyetlerini yenilemesi zorunlu olacak.

Yaş ilerledikçe algı ve reflekslerde meydana gelen fizyolojik gerilemeler sürüş güvenliğini etkilediği için 65 yaş üstü sürücülerin daha sık sağlık kontrollerinden geçmesi mantıklı.
Öte yandan TÜİK verilerinde ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarına karışan yaşlı (65 yaş ve üzeri) sürücülerin oranı, diğer yaş gruplarına göre oldukça düşük.
Yaşlı sürücüler daha dikkatli ve kurallara uygun araç kullanıyorlar.
Trafikte en yüksek risk grubunu 18-25 yaş aralığındaki genç ve tecrübesiz sürücüler oluşturuyor.
Genç sürücüler için ehliyet sınavını zorlaştırmak çözüm olur mu dersiniz?
***
DONDURMADA ÖNEMLİ KARAR!
Rekabet Kurumu, endüstriyel dondurma pazarından bir markaya, 2021 yılında alınan geçici tedbirlere uyulmadığı şüphesiyle soruşturma başlattı.
Ve söz konusu markanın bakkal ve büfelerdeki dondurma dolaplarının yüzde 30'unun rakip markalara tahsis edilmesi kararı alındı.
Üstelik rakip markanın o iş yerinde ürünü yoksa bile dondurma dolabının o alanı boş bırakılacak!
Hatta satış noktalarının talep etmesi durumunda, rakip markalara ayrılan bu alanın oranı yüzde 50'ye kadar çıkarılabilecek.
Acaba o marka piyasada tekel oluşturduğu için mi bu karar alındı?

Eğer ortada bir haksızlık varsa yargı yoluna gidilir ama bu karar esnafın elini güçlendirir ve rekabeti artırır.
Bir tüketici olarak asıl ilgilendiğim konu ise; bazı küresel dondurma markalarının Türkiye'de sattıkları ürünlerin kalitesinin üçüncü dünya seviyesinde olması.
Örneğin bir markanın İngiltere'de sattığı bir ürünün süt oranı yüzde 13, meyve püresi oranı yüzde 11 iken, Türkiye'deki aynı ürünün süt oranı yüzde 1, meyve püresi oranı ise yüzde 0,4!
Durum o kadar vahim ki, bu marka Türkiye'de sattığı ürünün etiketine dondurma bile yazamıyor!
Çünkü içeriğinde yüksek oranda şeker, bitkisel yağ ve katkı maddesi bulunan bu ürünler, düşük oranda süt içerikleri sebebiyle dondurma kategorisine girmiyor ve mecburen etikette 'Bitkisel yağlı sütlü buz' yazıyor.
Başta dondurmalar olmak üzere ülkemizde satılan abur cubur ürünlerindeki düşük kaliteye el atılmalı!
Çocukları aşırı şekerli ürünlerden korumak için dünyada bu ürünlerden ekstra vergi alınırken, bizim ürün kalitesi açısından Avrupa standartlarına bile ulaşamamamız düşündürücü!
***
Altyazı
"Neden savaşlar var biliyor musun? Çünkü dünya insansız başladı ve onsuz bitecek." (La Tigre e la Neve)
