Türkiye'nin en iyi haber sitesi

ABD Başkanı Richard Nixon'ın 21 Şubat 1972'de Çin'e yaptığı tarihi ziyaret sırasında dönemin Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger, Çin Devlet Başkanı'yla ayak üstü sohbet eder. ABD'nin "Çin açılımı"nın mimarı Kissinger, sözü Çin'in kapalı komünist rejimine getirir ve Çin Devlet Başkanı'na dünya tarihinin seyrini değiştiren "Fransız devrimi hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sorar. Kissinger'in amacı, Fransız devrimi üzerinden Çin rejiminin dünyaya, küresel kapitalizme ve Batılı siyasi ideallere ne zaman açılacağını sormaktır. Çinli devlet adamı kısa bir duraklamadan sonra şu cevabı verir: "Bir şey söylemek için henüz erken."
Beş bin yıllık
Çin geleneğine dayanan bir devlet adamının, iki yüz yıllık Fransız devrimini "daha dünkü olay" diye değerlendirmesi, Kissinger'i şaşırtmış olabilir. Fakat tarihe böylesine uzun bir perspektiften bakabilen milletler, ona yön verme şansına da sahip oluyor. Tarihi birkaç neslin tecrübesinden ve hele kendi yaptıklarından ibaret sayanlar ise, ne geçmişi anlayabilir, ne de geleceği inşa edebilir.

Türkiye'nin tarihi derinliği

Türkiye'nin kronikleşmiş temel sorunlarını çözebilmesi için geniş ve derin bir tarih perspektifine ihtiyacı var. Kürt sorunu ve demokratik açılım konusunda yaşanan canlı ve heyecan verici tartışmanın en eksik tarafı tarih. Tarihe genel geçer atıflarda bulunuyoruz. Fakat tarihi dilimizde, hafızalarımızda, adetlerimizde, gündelik konuşmalarımızda yaşayan bir tecrübe olarak harekete geçirmiyoruz. Tarih ile hafıza arasındaki fark da burada ortaya çıkıyor: tarihi tecrübe, toplumsal hafızaya dönüştüğü oranda bugünümüze ve yarınımıza ışık tutan bir değer haline geliyor. Hafıza haline gelen şey, dinamik ve yol gösterici bir tecrübeye dönüşüyor. Yoksa tarihte yaşanan hadiseleri alt alta koyduğunuzda bir tarih perspektifine sahip olmuyorsunuz.
Kürt sorununun ortaya çıkışına da, çözüm sürecine de geniş bir tarih açısından bakmak gerekiyor. Seksen yılda ortaya çıkan, derinleşen ve sonunda şiddete dönüşen bir sorunu birkaç ay içinde çözmemiz bekleniyor. Sorun çözülsün diyenler de, açılım sürecine karşı çıkanlar da bir an önce filmin final sahnesini görmek istiyor. Oysa bu film seksen yılda o kadar çok koptu ki önce bu parçaları bir araya getirmek gerekiyor ki final sahnesinin ne manaya geldiğini doğru anlayabilelim.

Bedel ödemek

Başbakan Erdoğan iki haftadır "bedeli ne olursa olsun biz bu sorunu çözeceğiz" diyor. Bu sözünü en son, Türkiye'deki yabancı büyükelçilere ve misyon şeflerine verdiği iftar yemeğinde tekrar etti. Mesaj hem iç, hem de dış kamuoyunu hedef alıyor. Bunun temel bir sebebi var: Türkiye kendi iradesi ve referanslarıyla bu sorunu çözmeye, yani PKK terörünü bitirmeye ve demokratik haklar alanını genişletmeye çalışıyor. İç kamuoyunun bu niyet ve kararlılığı doğru anlaması gerekiyor. Aynı şekilde uluslararası kamuoyunun da Türkiye'nin çabalarını anlaması gerekiyor. Zira günümüzde hiçbir sorunu tamamıyla "iç" yahut tamamıyla "dış" mesele olarak tanımlamak mümkün değil. Ulusal ve uluslararası meselelerin bu kadar girift hale geldiği bir dünyada Kürt sorununu ne salt bir iç mesele, ne de salt bir "dış mihraklar" sorunu olarak görmek doğru bir yaklaşım.
SETA ve Pollmark'ın "Türkiye'nin Kürt Sorunu Algısı" araştırması, bir gerçeği daha ortaya koydu: Türkiye'de "Kürt sorunu yoktur" diyenlerin önemli bir kısmı meseleyi bir "dış mihraklar" meselesi olarak görüyor. "PKK illetini Türkiye'nin başına dış mihraklar musallat ettiği" için, çözümü de yine onların empoze ettiğine inanıyorlar. Bu yüzden demokratik açılım sürecini "milli bir proje" olarak görmüyorlar. Başbakan'ın bayramın ikinci günü çıkacağı ABD seyahatini de böyle yorumlayacak bu çevreler.
Başbakan'ın rutin bir programı olarak BM Genel Kurulu ve G-20 zirvesi toplantılarını, onlarca ülke lideriyle yapacağı temasları görmezden gelecekler. "ABD'ye yol haritasını almaya gitti" diyecekler. Başbakan'ın "bedeli ne olursa olsun" sözü, bir kararlılık beyanı. Hükümete ve Başbakan'a şu ana kadar destek verenler, ortaya konan samimiyet ve kararlılığa destek veriyor. Karşı çıkanlar ise niyet sorgulaması yapıp hayali senaryolar üzerinden hükümetle kavgaya tutuşuyor. Oysa birkaç bin yıllık toplumsal hafızamızın tam da burada devreye girmesi, aşırı uçlarımızı tarihle terbiye etmesi gerekiyor. Bu olgunluk ve feraset, demokratik açılım sürecinde kilit rol oynayacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN