Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Başbakan Erdoğan'ın Davos hadisesinden sonra Arap dünyasında hızla artan popülaritesi, "Araplar Erdoğan'ı neden seviyor?" sorusunu da beraberinde getirdi. Başbakan'ın Gazze konusunu gündemde tutmasından rahatsız olan çevreler, bu ilgiyi İsrail karşıtlığıyla izah etmeye çalışıyor. Bir yorumcuya göre Arapların kalbini kazanmak çok kolay: İsrail'e saldır, kısa sürede "Arap sokağı"nın kahramanı olursun. Buna göre Başbakan Erdoğan'ın Arap dünyasındaki popülaritesi, İsrail karşıtı tutumundan kaynaklanıyor. Bu hafta yaşanan "alçak diplomasi" skandalı da sanki bu değerlendirmeleri teyit ediyor. İsrail tarafının çocukça tavrı, Türkiye'nin popülaritesini biraz daha artırmış bulunuyor.

Araplar, Türkiye ve demokrasi

Fakat Arap dünyasının ilgisi sadece Başbakan'ın Filistinlilerin haklarını açık ve cesur bir şekilde savunmasından mı kaynaklanıyor? Arap kanaat önderleri bu tür basit değerlendirmeleri reddediyor. Arap fikir dünyası, bundan daha büyük bir derinliğe sahip. Mısır'ın önde gelen aydınlarından Fehmi Hüveydi, "Türkiye'nin yükselişi"ni ele aldığı yazısında bunun birçok etkene bağlı olduğuna dikkat çekiyor. Bunların başında Türkiye'nin bölgesindeki en büyük artısı, yani demokrasisi geliyor. Arap ve İslam dünyası Türkiye'nin tam demokrasiye geçiş mücadelesini yakından takip ediyor. Laiklik, sivil-asker ilişkileri, Ergenekon davası, Kürt sorunu, AB süreci, merkez-çevre ilişkileri ve "muhafazakâr modernleşme" gibi konular Türkiye'nin olduğu kadar bölgenin sorunları olarak da tahlil ediliyor. Eş-Şarku'l-Evsat gazetesi yazarı Abdulmunim Said, Türkiye'nin demokratikleşme sürecini, Arap ülkeleri için bir model olarak değerlendiriyor. İslam dünyasının çarpık modernleşme tarihi, Türkiye'nin demokrasi mücadelesi bağlamında gözden geçiriliyor.
Azmi Bişara, İbrahim Beyyumi, Mustafa Labbad ve Muhammed Nureddin gibi Arap aydınları Türkiye'nin dış politikadaki artan dinamizmini, içerde yaşanan şeffaflık ve sivilleşme mücadelesinin bir uzantısı olarak görüyor. Etkin bir dış politikanın ancak demokratik meşruiyet zemininde mümkün olduğunu biliyorlar. Bu manada Türkiye'nin demokrasisi, dış politikasının ve "ince gücü"nün en belirgin özelliği. Başbakan Erdoğan'ın değişim ile süreklilik, statüko ile reform arasında gözettiği ince dengeyi, siyasi fırsatçılık değil bir demokratik olgunlaşma süreci olarak görüyorlar. Türkiye'nin yaşadığı "derin normalleşme", bölge ülkelerinin de takip etmesi gereken bir program olarak değerlendiriliyor. Nasıl 19'uncu yüzyılda Müslüman aydınlar Avrupa'ya övgüler yağdırırken aslında kendi liderlerine sürekli göndermelerde bulunuyor idiyseler, aynı şekilde Türkiye tecrübesini yakından takip eden Arap aydınları da kendi liderlerini sigaya çekiyorlar. "

Arap Sokağı" efsanesi

Batılı yorumcular, "Arap sokağı"nın Başbakan'a duyduğu ilgi ve teveccühün merkezinde demokratikleşme ve demokratik meşruiyet olduğunu ısrarla görmezlikten geliyorlar. Çünkü "Arap sokağı"nın rasyonel mülahazalar yapamayacağını varsayıyorlar. "Arap sokağı" tabirindeki gizli ırkçılık kendini tam da bu noktada ele veriyor. Akıldan çok duyguya, bilgiden çok söylentiye, tahlilden çok "sürü psikolojisi" ne dayanan "Arap sokağı" analizleri, bu yüzden gerçekleri yansıtmıyor. Ben bu tabire öteden beri karşı çıktım. Arap sokağı denen kamuoyu, birtakım hissi ve irrasyonel tepkilerden ibaret değil. Tersine akla ve bilgiye dayalı değerlendirmeleri de içeren bir mantık örgüsüne sahip. Bu yüzden Arap dünyasının Başbakan Erdoğan'a yönelik teveccühünü sadece Gazze meselesine indirgemek, hakikati yansıtmadığı gibi, Arap dünyasının dinamiklerini anlamamıza da engel oluyor.
Arap dünyasının "Nobel"i kabul edilen Faysal Ödülü'nün bu yıl Başbakan Erdoğan'a verilmesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Arap dünyası, Başbakan Erdoğan'ın Gazze konusunda ısrarlı olurken gücünü demokratik meşruiyetten aldığını biliyor. Arkasında büyük halk desteği olmayan bir lider, dünyanın bu en muhataralı konusunda bu kadar yavuz davranabilir mi? Başbakan'ın karizması, samimiyeti ve açık sözlülüğü, demokratik meşruiyetle birleşince, karşı konulamaz bir siyasi gerçeklik haline geliyor.
Demokrasisi, refah seviyesi, kültürel derinliği ve etkin dış politikasıyla tanınan ve sevilen bir Türkiye, bölge halkları için de bir şanstır. Batılı devletlerin çifte standart politikaları yüzünden demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne güvenini yitiren Arap ülkeleri, bu değerleri Türkiye üzerinden yeniden sahipleniyor. Bu gerçek, bölgemizin tarihinde yeni bir dönemin başladığının işaretlerini veriyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN