"Güneşi Gördüm" filminde anne rolündeki Şerif Sezer'i hatırlıyor musunuz? Gülistan ananın, bir oğlu asker, diğer oğlu PKK'lı terörist. Her ikisini de nasıl büyük bir sevgiyle bağrına basıyordu. Çünkü anne kalbi suçlamaz, hesap sormaz, sadece sevgi besler.
Cem Garipoğlu vakası, işte tam bu noktada, bende değişik duygular uyandırdı. Her fırsatta "empati" diyoruz ya! Gelin o empatiyi birlikte yapalım. Bir an kendimizi Münevver'in annesinin yerine koyun. Öpüp okşayarak büyüttüğünüz, siyah saçlarını taradığınız, hastalığında başında beklediğiniz, bir nebze canı sıkıldığında kahrolduğunuz, biricik kızınız Münevveriniz hunharca katlediliyor. Katilin en ağır cezayı görmesi için nasıl çırpınırsınız. İçinizdeki öfkeyi bastırmak hiç mümkün olur mu? Ama bir de, kendinizi Cem Garipoğlu'nun annesinin yerine koyun. O bir katil olsa da sizin oğlunuz değil mi? Onu da, ninnilerle büyütmediniz mi? Sevip, okşamadınız mı? Başucunda ağlamadınız mı? Başarılarıyla övünmediniz mi? Bir bakışı sizi mest etmeye yetmedi mi? Peki kendi kendinize sormaz mısınız: "Böyle bir sonda benim kabahatim ne? Acaba yeterince şefkat mi göstermedim? Babası çok sert davrandı da, onu mu engellemedim? Yoksa onu çok maddiyatçı mı yetiştirdim? Şiddete eğilimli olmasında benim ve babasının payı ne?" Oğlunuzu himaye etmek için elinizden gelen her şeyi yapmaz mıydınız?

***

Demokratik açılımlarda, empati iyi şey de, bu gibi polisiye vakalarda, o acıları paylaşmak insana çok ağır geliyor. Münevver'in anası olarak da ağlıyorsunuz, Cem Garipoğlu'nun anası olarak da...
Allah, annelere sabır versin!!!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN