Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) Tuncay Özkan kararı, "Hapiste 100 gazeteci var" propagandasının temelden çökmesine yol açtı. Özkan, gazetecilik faaliyetleri dolayısıyla tutuklu olsaydı, mahkeme elbette tutukluluğun "makul sebeplere" ve "somut delillere" dayandığını söylemeyecekti.
Kararı Fransızcasından okudum. Türkçeye tercümelerinde bazı hatalar var. Meselâ AİHM, Ergenekon'un bir "terör örgütü", Özkan'ın da "terör örgütü üyesi" olduğuna dair karar vermiş değil. Zaten henüz yargı safhası sona ermediğine göre, bu açıdan bir inceleme yapmaya hakkı da yok. Ama öte yandan, Mahkeme, Özkan'ın hiçbir şikâyetini haklı görüp, kabul etmiyor.
Özkan'ın başvuru sebeplerinden biri, tutukluluk süresinin uzunluğu idi. Özkan, iç hukukta, tutukluluk haline itiraz için sonuç alabilecek bir mekanizmanın mevcut olmadığını ileri sürüyor, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkından mahrum olduğunu belirtiyordu. Bu durumun, Sözleşme'nin özgürlük ve güvenlik hakkı başlıklı 5. maddesine ve etkili başvuru hakkı başlıklı 13. maddesine aykırı olduğunu iddia ediyordu. AİHM, dosyanın mevcut durumunu gözeterek, iddiaları değerlendirecek imkâna sahip olmadığı gerekçesiyle, şikâyeti Türkiye Cumhuriyeti hükümetine iletti.
Özkan ikinci şikâyetini, Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c bendine dayandırıyor, suçu işlediğine dair makul, kabul edilebilir delil ve sebep bulunmadığını belirtiyordu. Buna mukabil Mahkeme, Ergenekon isimli terör örgütüne üye olmak iddiasıyla tutuklandığını, Ergenekon'un amacının hükümeti devirmek olduğunu, başvuru sahibinin birçok gizli belgeyi yasadışı yollardan elde ettiği yolunda şüphelerin bulunduğunu, Ergenekon'un amaçları doğrultusunda yayın yapan bir televizyonun sahibi ve yöneticisi olduğunu, ayrıca ses kayıtlarının bu örgütle ilişkilerini gösterdiğini, Türk Ceza Kanunu'nun çok ağır biçimde cezalandırdığı bir fiil dolayısıyla tutuklandığını hatırlatarak, suç işlediğine dair somut delillerin mevcudiyetinin altını çizdi ve başvuruyu bu açıdan da reddetti.
Özkan, neyle suçlandığını bilmediğini de söylüyordu. Oysa AİHM, iddiaların tam bir listesinin eksiksiz olarak sanığa verilmesinin zorunlu olmadığına, Özkan'a, Ergenekon örgütü üyeliği ve onun adına faaliyet yürüttüğü şeklindeki şüphelerin intikal ettirildiğine dikkat çekti. "Zaten" dedi Mahkeme, "sanık, tutukluluğuna itiraz ettiğinde de, hakkındaki bu iddiaların doğru olmadığını söylemiştir. Buradan da, söz konusu iddiaları bildiği ortaya çıkmaktadır."
Mahkeme, Tuncay Özkan'ın Emniyet'te kötü muamele gördüğü yolundaki beyanlarını da kabul etmedi.
Davanın uzun sürdüğü savına katılmayarak, "23 Eylül 2008'de dava açılmıştır; 3 yıllık süre uzun değildir" sonucuna vardı.
Tuncay Özkan'ın son şikâyeti, adil yargılanmadığı hususundaydı. Ama bu şikâyeti de kabul görmedi. Zira alt kademe yargı süreci henüz tamamlanmadığı gibi, Yargıtay aşamasına da gelinmemişti. Mevcut durumda, Sözleşme'nin adil yargılamayla ilgili hükümlerinin ihlâlinden bahsedilemezdi. Fakat ceza davası bittiğinde, Özkan, adil yargılanmadığı kanaatini muhafaza ediyorsa, o tarihte yeniden AİHM'ye başvurabilirdi.

***

Keşke, Mustafa Balbay, Soner Yalçın ya da 100 tutuklu gazeteciden herhangi biri AİHM'ye müracaat etse de, kara propaganda bütün yalanlarıyla bir kere daha ortaya çıksa! Cümle âlem, "Bu kişiler gazetecilik faaliyetlerinden dolayı mı tutuklu bulunuyor? Yoksa örgüt üyeliği ya da propagandasından dolayı mı?" açık seçik anlasa...


AİHM, Özkan'ı tutuklu bir gazeteci gibi görseydi, elbette tutukluluğunun kabul edilebilir sebeplere ve somut delillere dayandığını söylemezdi. AİHM kararı, Özkan'ın, gazetecilik faaliyeti sebebiyle değil, örgüt üyeliğinden yargılandığını ortaya koydu.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA