Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Mahkemelerden ağır cezalar çıkınca, kimileri, darbe teşebbüsünü hafifletmek gayreti içine girdi. Yaşanan mağduriyete üzülenleri anlıyorum. Sanıklar ve yakınları zor günler geçiriyor. Ama ortada bir "suç yokmuş", sadece "haksızlık varmış" havasının yaratılmasını onaylamıyorum.
Asker, önce 28 Şubat sürecinde Refahyol iktidarını devirdi, sonra da AK Parti'nin iktidara gelmesinden itibaren onu bertaraf etmek üzere zemin yoklamaya başladı. Genelkurmay'ın Ergenekon mahkemesine gönderdiği Bilgi Destek Dairesi (Psikolojik Harekât) belgeleri bu durumu ortaya koyuyor. Naip Hâkim Hüsnü Çalmuk'un incelediği 2007 tarihli Bilgi Destek Dairesi belgesinde, "28 Şubat gibi bir müdahale yapmaya şartlar hazır değil" deniliyor. Sonra, şartların olgunlaştığı düşünülmüş olacak ki, 2009'da, İrtica ile Mücadele Eylem Planı hazırlandı. Amaç hükümeti yıkmak olmasa, asker neden medya ve sivil toplum örgütleriyle işbirliğine girmek suretiyle psikolojik harekât ve kara propaganda faaliyetine soyunsun? 28 Şubat'ta zemin müsaitti; arzu ettikleri sonuca ulaştılar. Erbakan istifa etmeseydi, doğrudan müdahale gelecekti. Dolayısıyla, meseleye, bu zihniyete caydırıcı bir darbe vurmak açısından bakmak lâzım. Darbe teşebbüsleri, Türkiye'de hem emir-komuta zinciri içinde gerçekleşiyor, hem de hazırlıklar bir sonraki ekibe devrediliyor.
Balyoz'dan mahkûm olan Çetin Doğan'ın 28 Şubat'ta Batı Çalışma Grubu bünyesinde etkili olduğunu unutmayalım. Çetin Doğan'la birlikte hareket eden İbrahim Fırtına ve Özden Örnek'in kuvvet komutanı olduktan sonra, Şener Eruygur'la birlikte "Sarıkız" ile yola devam ettiklerini hatırlayalım.
Elbette insani açıdan bakınca ağır mahkûmiyetlere üzülmemek elde değil. Ama "Bu kişiler hükümeti yıkacak mıydı?" sorusunun cevabı belli. Burada tereddüt yok. Amaç, hükümeti devirmekti. Sadece, müsait bir zemin kollanıyordu.
Peki buna "görev suçu" denilebilir mi? Orada tartışma var. Darbe faaliyeti görev suçu addedildiği takdirde, kuvvet komutanları ve Genelkurmay Başkanları açısından -Anayasanın 148'inci maddesi gereği- Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi yetkili. O zaman, -emir- komuta zinciri söz konusu olduğu için- bütün davalar adliye mahkemelerinden alınıp, Yüce Divan'a mı verilecek? Anayasa Mahkemesi bu yükün altından nasıl kalkacak? Böyle bir olayı, 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk ile yaşadık. Erzincan Savcısı İlhan Cihaner'in davası, Ergenekon davasıyla birleştirilemedi. "Görev suçu" iddiasıyla Yargıtay'a gönderildi. Saldıray Berk'in dosyası da onunla birlikte Yargıtay'a gitti. Oysa Anayasa'nın 145'inci maddesi Berk'in adliye mahkemelerinde yargılanmasını öngörüyordu.
145'inci madde, genel bir düzenleme getiriyor ve diyor ki: "Devletin güvenliğine ya da anayasal düzene karşı bir suç işlemişseniz, adliye mahkemeleri yetkilidir." Yani, bunu, "göreve ilişkin bir suç olarak nitelendiremezsiniz."
Anayasanın 148'inci maddesi ise, özel bir düzenleme. Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının, görevlerinden doğan suçlarda, Anayasa Mahkemesi tarafından yargılanmalarını öngörüyor. 145'inci maddedeki "darbe suçları" istisnası, bence, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları açısından da geçerli olmalı. Bu yüzden 148'inci madde daha açık bir hale getirilmeli. Aksi takdirde, aynı Cihaner -Berk örneğinde gördüğümüz gibi, hem 28 Şubat davası, hem de koskoca Ergenekon davasının Yüce Divan'a intikal ettirilmesi gibi bir durum ortaya çıkar ki, her şey arapsaçına döner.

YAZARIN BUGÜNKÜ DİĞER YAZILARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN