Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Covid-19 enfeksiyonuyla birlikte hayatımızın bir parçası haline gelen maskeler nedeniyle hastalarda ağız kokusu konusunda ciddi bir farkındalık oluşturdu. Karantina süreçleri ve sosyal izolasyonlar da, psikolojimizi olumsuz etkilerken, dişimizi sıkmamıza da neden oldu

Koronavirüs salgın süreciyle birlikte günlük hayatımızın bir parçası olan maske kullanımı; kişinin kendi ağız kokusunu fark etmesini ve çözüm arayışını beraberinde getirdi. Ağız kokusu da tıpkı ter kokusu gibi oldukça hassas bir konu; insanlar bazen en sevdiklerine bile ağzının koktuğunu söylemeye çekinebiliyor, kişinin kendisinin bunu fark etmesini bekliyor. Ancak Covid- 19 enfeksiyonuyla birlikte hayatımızın bir parçası haline gelen maskeler nedeniyle hastalarda ağız kokusu konusunda ciddi bir farkındalık oluştu. Sık sık maske değiştirmesine rağmen, yediklerinden bağımsız kötü bir koku aldığını söyleyen ve ağız kokusu şikayetiyle kliniğimize başvuran hastaların sayısı pandemi süresinde oldukça arttı.
Halitozisin (ağız kokusu) cinsiyetler arasındaki dağılımına bakıldığında farklı çalışmalar olmasına rağmen erkeklerde kadınlardan daha fazla olduğu görülüyor. Yaşın ilerlemesi ağız kokusunun artması için belirgin bir faktör olurken, buna karşın özellikle karma dişlenme dönemleri ile boğaz ve bademcik enfeksiyonları sırasında çocuklarda da ağız kokusu sorunu yaşanabiliyor. Fizyolojik halitozis; daha çok beslenme alışkanlıkları, soğan, sarımsak vb. gıdalar ve uzun süre aç ve susuz kalmaya bağlı olarak ortaya çıkarken, tehlikeli olan patolojik halitozis ise bazı sağlık sorunlarından kaynaklanabiliyor.
Patolojik halitozis; kulak-burunboğaz hastalıkları, geniz akıntıları, ve bademcik hastalıkları, reflü, , gastrit gibi sindirim sistemi hastalıklarının yanı sıra; ve solunum yolu hastalıkları, kronik böbrek yetmezliği, diyabet, hematolojik hastalıklardan kaynaklanabiliyor.

DÜZENLİ DİŞ İPİ KULLANIN
Ağız kokusunun en yaygın nedenini ağız ve diş sağlığı sorunları oluşturuyor. Öyle ki bu tüm nedenler içindeki oranı, yüzde 80'e ulaşıyor. Diş çürükleri ve çürük yüzeylerde biriken plaklar, bakteri tabakaları, ağızla uyumsuz dolgular ve diş eti iltihapları ağız kokusunun en belirgin sebepleri arasında yer alıyor. Diş aralarında biriken gıdalar, diş etinde kokuşmaya neden oluyor. Dişlerin yüzeyine yapışan plak ve tartar önce diş etinin iltihaplanmasına yol açıyor; oradan da çene kemiğine sirayet edebiliyor. 20 yaş dişleri olarak adlandırılan üçüncü azı dişleri de, ağız içinde kendine yer bulmaya çalışırken sadece çapraşıklığa değil, ağız kokusuna da neden oluyor. Kötü ağız hijyeni yani düzenli diş fırçalamama ve diş ipi kullanmama da ağız kokusunun en yaygın sebepleri listesinde yerini alıyor.
Dişler günde en az iki kez, ikişer dakika, diş etinden dişe doğru fırçalanmalı; ayrıca çürüklerin en çok olduğu diş araları diş ipi veya ara yüz fırçası ile temizlenmelidir.
Dilin kadifemsi dokusu yüzeyinde çok miktarda mikroorganizma barındığından, bu mikroorganizmaların özel dil fırçaları ile temizlenmesi ağız kokusunu önlemede çok önemlidir.
Zamanında çekilmeyen 20 yaş dişleri, arka bölgede cep oluşumu ve kokuya neden olabilir.
Düzenli temizliği yapılmayan protez yüzeylerinde bakteri ve mantar birikimi olabilir. Yemek artıklarının yapışmasıyla kokuşma meydana gelebilir.
Bol su içmek ağız kokusu ile mücadele etmekte faydalıdır.
Tütün ürünleri ve alkol genel sağlığı tehdit ettiği gibi ağız kokusuna da yol açar.
Meyveleri ısırarak yemek, tükürük bezlerinin salgı üretimini aktive eder. Şekersiz sakız çiğnenmesi de tükürük miktarını artırarak ağız kokusunun önüne geçebilir.



COVID-19 SÜRECİNDE DİŞLERİMİZİ ÇOK MU SIKTIK?
Bu hafta sayfamda Marmara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Dekanı, Protetik Diş Tedavisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin Özkan'ın pandemi döneminde artan diş sıkma sorunu ile ilgili yazısına da yer vereceğiz…
Koronavirüs pandemisi nedeniyle yaşadığımız belirsizlik, karantina süreçleri ve sosyal izolasyon gibi süreçler, psikolojimizi olumsuz etkilerken, kelimenin tam manasıyla dişimizi sıkmamıza da neden oluyor. Koronavirüs pandemisinin neden olduğu stres ve kaygı, pek çok insanda yüz ve çene ağrısının yanı sıra diş sıkma ve diş gıcırdatmada da önemli bir artışa neden oldu. Yine pandemi döneminde fakültemize acil olarak diş kırığı şikayeti ile başvuran hastalarda da ciddi derecede artış vardı.
Bize bu şikayetlerle gelen hastaların dağılımına baktığımızda, cinsiyet açısından kadınların bu semptomlardan erkeklerden daha fazla etkilendiğini (daha fazla hassasiyet ve ağrı hissettiklerini belirtmişlerdir) ve yaş olarak da en çok 35-55 yaş arasındaki bireylerin etkilendiğini gördük.

DİĞER ORGANLARI DA ETKİLİYOR
Yine hasta analizlerinde bu gruptakilerin çoğunun; ebeveynlerinden yardım alamayan ve küçük çocuklarıyla tek başına evlerinde mahsur kalanlar, işe bağlı problem yaşayan ve yaşlı ebeveynleri ile görüşemedikleri için onların sağlığı için endişelenen bireyler olduğunu gördük. Bilindiği gibi, uykusuzluk, huzursuzluk, umutsuzluk ve korkunun ağız sağlımız üzerinde çok fazla olumsuz etkileri vardır.
Dişlerde biriken bakteriler, diş etlerini enfeksiyona yatkın hale getirir. Bağışıklık sistemi enfeksiyona saldırmak için içeri girer ve diş etleri iltihaplanır. Enfeksiyon kontrol altına alınmadıkça iltihap devam eder. Zamanla iltihaplanma ve salgıladığı kimyasallar dişleri yerinde tutan diş etlerini ve kemik yapısını yok eder. Sonuç, periodontitis olarak bilinen ciddi diş eti hastalığı ortaya çıkar ve bu durum vücudun geri kalanında da sorunlara neden olabilir. Bu durum bize dişler ile diğer organlarının etkileşimlerinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.
Ciddi periodontal hastalığı olan bireylerin, kalp problemleri, felç, Alzheimer, romatoid artrit, böbrek hastalığı gibi hastalıklara yakalanma riskinin fazla olduğuna dair bilimsel kanıtlar her geçen gün daha da artmaktadır.
Gündüz kontrol altında tutabildiğimiz stres ve endişeler, geceleri uyku sırasında kendini diş sıkma ve diş gıcırdatma olarak gösterebiliyor. Halk arasında diş sıkma hastalığı olarak bilinen bruksizm (diş gıcırdatma ve sıkma), gündüz veya gece (genellikle uyku sırasında) gerçekleşen dişlerin istem dışı ve güçlü bir şekilde sıkılması veya gıcırdatılmasıdır.

KENDİNİZE TELKİNDE BULUNUN
Bu kişiler sabah uyandıklarında da çiğneme kaslarında ve dişlerinde ağrılar hissedebilir. Ağrı eklemle olan komşuluktan kaynaklanmakta olup kulak ağrısı şikayetleri de görülebilir.
Bununla birlikte diş sıkmaya bağlı olarak gelişen ağrılar da migren, trigeminal nevralji, küme tipi baş ağrısı, migren, kulak ağrısı gibi semptomlarla da karıştırılabilmektedir.
Pandemi döneminde oluşan diş kırıkları da çoğunlukla aşırı diş sıkmaya ve gıcırdatmaya bağlı olarak çiğneme kuvvetinin daha fazla olduğu arka bölgedeki azı ve küçük azı dişlerinde gözleniyor. Dişlerimizi gündüz sıktığımızda, gün içerisinde farkındalık daha yüksek olduğu için sıkmaktan veya gıcırdatmaktan kaçınabilir, kendi kendimize bunu yapmamız gerektiğini telkin edip bu alışkanlığımızı önleyebiliriz. Farkındalıkla davranış yönlendirmesi yapılabilir, kasların gevşemesine yönelik desteklerden faydalanılabilir ama uyku esnasında, gece bilinçsizce dişlerimizi sıkmaya devam edebiliriz. Bu durumda bir protez uzmanına başvurmamız gerekir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA