HASAN BÜLENT KAHRAMAN
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Gez, göz, Bienal

Benim akademik olarak bir çalışma alanım siyaset bilimi ise diğeri sanat felsefesi, çağdaş sanat kuramları, 20-21. yüzyıl sanatıdır. İstanbul'da dünyanın en önemli bienallerinden birisi açılmışken ve birçok galeride yeni sergiler adeta infilak edercesine art arda gelmişken sadece politika yazmak kültür dünyasına da, ne yalan söyleyeyim kendime de, haksızlık gibi göründüğünden bugün sözü bu mecrada dolaştıracağım.
Pazar günü Sabah'ın Pazar ekinde de aynı konuya değinecek olmam bir şeyi değiştirmez. Bienal de sergiler de öyle bir yazıyla tüketilebilecek şeyler değil. Tam tersine daha çok yazmamız ve tartışmamız gerekiyor. Nedeni şu...

Eleştirmen ve çağdaş sanat

Bir süredir çevremdekilere söylediğim üzere sanat tarihi hiçbir dönemde eleştirmene bugünkü kadar ihtiyaç göstermemişti. Çağdaş sanat bir açıdan bakılırsa 'kolay' bir sanat. Dışarıdan bakanlara göre sanatçının yaptığı herhangi bir şey sanat olabiliyor. Gerçekten de öyle. 1917'de Marchel Duchamp'ın sergilediği pisuvardan beri bu böyle.
O zaman neyin doğru neyin yanlış, neyin güzel neyin çirkin olduğunu söyleyecek, karşımızda duran yapıtı bir yerlere oturtarak açıklayacak eleştirmen beklentisi gitgide büyüyor. Oysa Türkiye'de olmayan da bu. Kimse gücenmesin, kapının dışında şu anda yüzlerce yapıt sergileniyor ama gazetelerde çok basit bir enformasyonun ötesine geçen, işin özüne eğilen, suya sabuna dokunan bir tek yazı çıkmadı.

Politika ve sanat

Oysa bu yılki bienal bu bakımdan önemli. Yıllardan sonra ilk defa bienal çok açık bir biçimde politik sanatı öne alıyor. Hırvatistan'dan gelen dört kadın küratörün 'İnsan Neyle Yaşar' sorusuna 71 sanatçının verdiği 141 yanıttan/yapıttan oluşuyor 11. Bienal. (Bu sorunun ne demek olduğunu, macerasını Pazar günkü yazıda ele alıyorum.) Dünyanın çeşitli yerlerinden gelmiş sanatçılar, çağdaş sanatın tanımına çok uygun bir biçimde, son dönemde dünyayı sarsan politik sorunları cepheden (belki biraz fazla cepheden) karşılayarak ele alıyor.
Antrepo, Feriköy Rum İlkokulu, Tütün Deposu olmak üzere üç mekânda sergilenen yapıtlar politik sanatın bugün geldiği yeri gösteriyor. Bana göre sergiler ve kavram çok önemli. Fakat yapıtlar tartışmaya açık. Bu söylediğim eleştiri değildir, bir saptamadır. Bütün bienaller ve sergiler için geçerli bir saptama.

Sanatın dışı ve içi

Bienaller dünyanın her yerinde tartışma konusudur. Herkesi memnun eden bir bienal aramak saçmadır. Sanatın özünde yer alan tartışma, çekişme, asıl bienaller söz konusu olduğunda ortaya çıkar. Bir yapıttan ötekine insan biraz da başı dönerek gezerken çağdaş sanatın limitlerini de yoklar. O limit bu bienalde çok ilginç bir noktada düğümleniyor: sanatın politik olana yanıt verirken kendisiyle olan hesaplaşması nedir, nereye kadardır?
Hassas bir sorudur bu. Marksist sanat bu konuda en ileri noktaya kadar gitti. Fakat hiçbir aklı başında eleştirmen ve sanat felsefecisi "Sanatın gerçeğini politikada aramak gerekir" demedi. Bugün de kimsenin öyle bir iddiası yok. Fakat bu defa sanatçılar belki sanatın çok uzun bir süredir bu alanı ihmal etmesinin verdiği bir haykırışla biraz fazla 'direkt' yapıtlar üretmiş, tekrara düşen yapıt sayısı bir hayli fazla olmuş, yapıt üretim yönteminde ve altyapısında bir hayli sınırlı kalınmış.
Ne var ki, insanın tüketim nesnesine dönüştürüldüğü, her noktasında savaşların sürdüğü, silah harcamaları, yoksulluk ve eğitim sorunlarının diz boyu olduğu bir dünyada sanatın bunlara bir cevap üretmemesi de olanaksız. İşte soru o: hem bugünün sanatını yapmak, hem sanatın gerçekliğinden ödün vermemek, hem de politik olmak nasıl gerçekleştirilecek?

İstanbul'un armağanı

Bienal, bu soruyu tartışmak için bir zemin. Ama öbür tarafta galerilerde de müthiş sergiler var. Bienalin dünyayı İstanbul'a taşımasına karşılık galeriler hem bunu yapıyor hem de İstanbul'u dünyaya taşıyor. Türkiye sanatının nerede durduğunu kavramak için de bienal ayrı bir olanak sunuyor.
Sanat bize çoğu zaman yaşayamayacaklarımızı hatta tahayyül dahi edemeyeceklerimizi somutlaştırma olanağını verir. Sanatın dünyası, dünyanın ötesidir. İstanbul bienali ve galerilerdeki sergiler dünyanın sanattaki yerinin ne olacağını soruyor, sorgulatıyor.
Bienal bitene kadar her cuma bir sergi yazısı yazsam galiba hiç fena olmayacak!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN