Türkiye'nin en iyi haber sitesi

New York'ta işleri tamamladıktan sonra, yola çıkmadan önce adet yerini bulsun diye gittiğim "müdavimi" olduğum bar pek de öyle kalabalık değildi. Vakit biraz erkenceydi. Çok güzel barmen kızlara sorduğumda tenhalığın sebebini, krizin de etkisi var, dediler.
Bar dediğin nedir ki? Sonunda bir tür insan panayırı. Ben de etrafta ne var ne yok diye dolaşırken kenarda bir adamın durduğunu gördüm. Elinde pankarttan küçük, dosya kâğıdından büyük bir şey tutuyordu. Üstünde bir şeyler yazıyordu. Yazılı bir şeye rastlayıp da okumamak huyum olmadığı için ortamın loşluğuna gözümü alıştırıp söktüğümde "I'm a one night stand person and ready for tonight" ("tek gecelik ilişkilerin adamıyım, bu geceye hazırım") yazdığını gördüm. Eh dedim kendi kendime gülerek, çeyrek yüzyıllık Amerika hayatımda bunu da gördüm.
Amerika yalnız insanlar ülkesi. Fransız sosyolog Baudrillard'ı birkaç ay götürüp ülkede dolaştırdılar. O da hoş bir kitap yazdı. Orada bir şeyden bahseder ve kendisini en çok yalnız yemek yiyen insanların rahatsız ettiğini söyler. Yalnız yemek yiyen insan der ya delidir ya çaresiz. Gerçekten beni de loş "diner"larda tek başına, yaşadığı derin yalnızlığı her halinden okunan, önündeki pizzayı tıkınan insanlar her dem düşündürmüştür.
Garip bir çelişkidir bu. Bir yanda akıl almaz derecede yoğun bir cemaat hayatı yaşanır o toplumda. Her zaman söylerim, taassubun ne olduğunu görmek için gidilecek yerdir Amerika. İncil, İsa, vatan, millet edebiyatı öyle bizimkiyle mukayese edilemez. Amerikan taşrasındaki muhafazakârlığı başka yerde bulmak ne mümkün? Neredeyse kimsenin kimseye göz açtırmadığı bir kültürdür o.
Buna karşılık bu yalnızlık hâkimdir işte insanlara. Herkesin kendisinden sorumlu olduğu, öncelikle kendisini düşündüğü bir kültür var Amerika'da. Buna aşırı bireycilik demek gerekir. Bir sorun olduğunda herkes çok fazla ilgileniyormuş gibi görünür ama hızla sezersiniz karşınızdakinin sınırlarını. Neredeyse herkes dikenleriyle dolaşır etrafta ve bir istiridye gibi içine kapanmaktan da çekinmez. Ya da kirpi gibi.
Amerika'yı kuran atalar ("founding fathers") getirdikleri Cumhuriyeti liberal bir demokrasiyle bütünleştirirken böyle bir sonucun doğacağını önceden kestirmiş miydi? Cevap kesinlikle olumsuzdur. Onlar, tam tersine, meselenin sadece cemaat boyutunu hesap ettiler ve dayanışmacı bir toplumun oluşacağını sandılar. Amerika'yı bu hale getiren ana mesele kapitalizmdir. Elbette liberalizmin bireyciliği zamanla bir "atomistik" bir doku üretir ama işin dibinde kapitalizmin çıkar-kâr ilişkisi yatar. Bütün o yardımlaşma, dayanışma kültürü ise "marjinal fayda" anlayışından doğar: karşımdakine bir şey yaparsam ortaya çıkacak sonuç benim için de yararlı olur.
Son otuz yılın tarihi ve neo-liberalizmi bütün o sağcı, aileci, cemaatçi, cemiyetçi söylemine rağmen bu çıkarcı birey kült(ür)ünü besledi, büyüttü, şişirdi. Yapayalnız ölen, sokaklarda yaşayan bunca insan sağlık sigortasından faydalanamıyorsa nedeni budur. Devlet de onları başından atmış, sadece kendisini düşünmektedir ve parası olmayan ölebilir demekte, ölene acımamaktadır. Yoksa vergi toplama konusunda bu kadar gaddar olup iş vermeye gelince bu derecede hasis davranan bir devleti nasıl açıklayacağız? Amerika'da iş başına gelen her demokrat başkanın işe evvela sosyal güvenlik politikasıyla başlayıp fazla da bir şey yapmadan dönemini tamamlaması adeta bir kuraldır, bir ilkedir. Şimdi aynı çemberden Obama geçiyor.
Obama'nın getirdiği politikanın başarılı olmasını yürekten dilerim. Nedeni o ülkedeki yoksullara acıyışım kadar ortaya yeni bir kültürün çıkmasına dönük umudumdur. Olmayacak duaya amin demek olduğunu bilsem de bu değişiklik eğer köklü, kalıcı bir değişiklik meydana getirirse, atomistik bireylerden oluşmuş, kimsenin kimseye fayda etmediği insan anlayışı, o çok övülen minimal devletin insanları ölmeye terk ettiği kültür bir nebze olsun geriler ve unutulmuş sosyal devlet anlayışı geri gelir diye kuruyorum kafamda.
Ha o elinde kâğıdıyla bekleyen zavallıya da belki gün doğar. Ama o kadar karamsardı ki, bardan çıkarken kendisine "iyi şanslar" dediğimde, sadece umutsuzca omuzlarını kaldırıp indirdi.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BİZE ULAŞIN