Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Hemen belirteyim, sadece bizde değil neredeyse tüm ülkelerde modern demokrasinin tarihi, yani 1945'ten sonra başlayıp gelişen demokrasinin öyküsü, ordu-siyaset arasındaki ilişkiyle yazılmıştır. Bu tarihsel gerçeğin dışında kalan tek ülke yoktur ve işin daha ilginç yanı söz konusu "karanlık" tarihe diğerlerinden daha fazla sahip olan ülke ABD'dir. Belki İngiltere'nin nispi bir fark meydana getirdiği söylenebilir ama bu da bir şeyi değiştirmez.
Türkiye'nin asker macerasını bir kez daha anatomi masasına yatırmanın âlemi yok. Onca yazıldı. Gene de üstünde durulmayan veya yeterince anlaşılamayan noktalardan biri bizim modernleşmemizin askeri temele dayanmasıdır. Bununla birlikte bilenler bilir ki, köylü toplumlarının modernleşmesi daima askeri yenileşme aracılığıyla olur. Osmanlı'nın hamlesi buydu, Cumhuriyet'e de bunu devretti. Üstüne üstlük bir devlet düşünün ki, şurada 1930'larda askerler tarafından kurulmuş olsun.
Bu kadarı iyi, güzel ve anlaşılabilir. Anlaşılamayanı, askeri ideolojinin bir hâkimiyet rejimi kurmak istemesi de değildir. Asker o talebi daima yükseltir. Aldığı eğitim, edindiği ideoloji bunu adeta ona dayatır. İnönü, Cumhurbaşkanlığı döneminde Harp Okulu'na yaptığı ziyarette "2'nci sınıf öğrencisinin 1'inci sınıf öğrencisinden farkı Cumhurbaşkanlığı'na bir yıl daha yakın olmasıdır" mealinde bir söz etmişse oturup düşünmek gerekir.
Anlaşılmayan, bunların dışında kalan iki ayrı noktadır. İlki, ordunun hâlâ kendisini "koruma ve kollama" yükümlülüğünde hissetmesidir. Kimse İç Hizmet Talimatnamesi'ne böyle bir kayıt düşen ordunun ve onu sahiplenen ülkenin/ demokrasinin askeri bir vesayeti, bırakın gizliliği, açık açık kabul ettiğini görmezden gelmemelidir. Ve bu başlı başına bir hadisedir.
İkincisi ve daha vahimi, demokratik bir sistem içinde olmakla birlikte demokrasiye inanmayan, demokrasinin olanaklarından korkan, demokrasinin en temel türevlerini anlamayan bir sivil-aydın blokudur. Önce burada aydın derken köşe yazarını, gazeteciyi de işin içine kattığımı, hatta onlara daha fazla vurgu yaptığımı, zihnimde, belirteyim. Bu sosyolojik bir gerçek-bugün için. O grubun bir kesimi şu on senelik tarihte bile askeri defalarca öne çıkardı veya itti, öne çıksın diye. Bu da başlı başına bir hadisedir. Hele bu kesimin bir bölümünün açık veya örtülü bir biçimde orduyla, cuntayla, darbeyle her zaman haşır neşir olması geriye itilerek bu meseleler tartışılamaz. Ama düğüm noktası bu tavrı hazırlayan koşulları irdelemektir.
Aydınların bu bulanık zihinlerinden daha "tehlikeli" olanı ise orduyla, askerle işbirliği yapan, onu demokrasinin kurtarıcısı gören sivil kadrolar, siyasetçiler, partilerdir. Mülahazası ne olursa olsun bu kulvara girmiş bir toplumun demokratikleşmesi deveye hendek atlatmaktır. Kolay değil zordur. Şu kadarını söyleyeyim ki, ordu demokratik sistemin içinde hiçbir mülahazayla yer alamaz. Alabileceğini söyleyen siyasetçinin ve sivilin mevcudiyeti demokrasi için ordunun ifade ettiğinden daha büyük bir tehdit ve tehlikedir. Her gece TV'de program yapıp bir sivilin karşısına bir emekli asker çıkaranlar durumlarını bir kere daha gözden geçirmelidir ve bu bir rastlantı değildir.
Şu son YAŞ günleri bana bu bakımdan çok önemli, tarihsel denebilecek derecede öncü görünüyor. Sebebi şu: bugüne kadar ordunun demokrasisinden söz ettik; gerçek modernleşme demokrasinin ordusunu kurmakla kabildir. Yanlış mı?..
Açıklama: Sarp Kuray'ın avukatı Görkem Gürcan'dan bir açıklama aldım. 12 Temmuz tarihli yazımda Kuray için tutuklu demişim. Oysa bir hükümlü Kuray. Bu maddi hata nedeniyle kendisinden ve okurlardan özür dilerim.
İkincisi Kuray, Abdullah Öcalan'la yazıda değindiğim ilişkisinin herkesin malumu ve bunun "kamuoyuna açıklanmış bir ilişki" olduğunu, İsyan ve Tevekkül isimli kitabından anlattığını söylüyor. O kitapta Mustafa Kemal'in Kürtler konusundaki görüşleriyle Öcalan'ın "1919'ların güncelleşmesi" çözümünün "aynı tarihsel çözüme denk düştüğünü" söylediğini belirtiyor. Bunlara hiçbir itirazım yok, ben de yazdıklarımı Kuray'ın kitabından hareketle dile getirmiştim. Buna karşılık vurgum Kuray'la değil, Öcalan'ın bu konumuna, bu düşüncelerine ve Kuray'la bu görüşler çerçevesindeki "ilişkisine" yönelikti. Bir de Kuray derin devletle ilişkili olmadığını bildiriyor. Onu da açıklamasının bir unsuru olarak kaydedeyim.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA