Öcalan'ın mektubunda kullandığı ifadelerle daha sonra Başbakan Erdoğan'ın yaptığı açıklamalarda kullandığı ifadeler arasındaki benzerlik şaşırtıcı gibi görünse de bence değil.
Çünkü iki taraf da birbirine hayli benziyor. Bu benzeşme tarihin onları yerleştirdiği pozisyondan kaynaklanıyor.
Bunu iki bağlamda açıklayayım: birincisi, devletin demokratikleştirici aktörleri olmaları. Yani Kemalist devlet modelinin aşılmasını sağlamaları. İkincisi post modern siyaset dönemine geçişe öncülük etmeleri.

***

Demokratikleşme demek, Türkiye'de, devletçi bürokrasinin askerle yaptığı ittifakın ve onlara destek veren belli bir elitist/ aydın grubun bertaraf edilmesidir. Böyle bakarsanız Türkiye'deki büyük değişimin niçin Kürtler ve Müslümanlar aracılığıyla yola çıktığını anlamak da kolaylaşır. Sistemli olarak laikçi bir zeminde siyaset yapan bürokratik devlet Müslümanları, hâkim etnisite etrafında siyaset yapan anlayış da Kürtleri dışlıyordu. İki taraf da hak talep etmeye başlayınca sistem dönüştü.
Kabul etmek gerekir ki, Müslümanların siyasal temsilcisi olanlar uzun süre Kürt taleplerinin manasını yeterince kavrayamadı. Bütün o Milli Görüş temelinden gelen ve çekirdeğinde koyu ve katı bir milliyetçiliği de barındıran muhakeme Kürt kesimiyle kuracağı ittifakın manasını sezemedi. Fakat bilhassa AK Parti döneminde, Güneydoğu'da ve diğer bölgelerde Kürtlerin kendi siyasal temsilcilerinden daha fazla bu partiye teveccüh etmesi beklenen ve doğal uzlaşmayı doğurdu.
Öcalan'ın mektubuyla Erdoğan'ın yaklaşımı arasındaki benzerlik budur: devletin dönüştürülmesi ve sistemin demokrasi temelinde yeniden inşa edilmesi.
***

Bin türlü tanımı olsa da post modern siyaseti ben Türkiye ölçeğinde bu kanavaya yerleştiriyorum.
Özünde aydınlanmacı ve özgürlükçü bir yapıyı barındırsa da uygulamasında dışlayıcı, baskıcı, devlet ve aydın eliyle toplumu yukarıdan dönüştürmeyi öngören modern devlet anlayışı 1980'lerden sonra ama özellikle 1990'larda çok eleştirildi. Kimlik, fark, tanıma politikaları bu çatlaktan içeri girdi. Bireysel özgürlüklerin, kişisel tercihlerin kamusal (devletçi) tercihlerin önüne geçmesi, mikro referans gruplarının hâkimiyet alanının genişlemesi, devletin aktif değil pasif bir pozisyonda kalması gene bu post modern politikanın bir sonucudur. Kısacası yurttaşın veya insan tekinin nesne değil özne olduğu bir rejimden söz ediyoruz.
Türkiye AK Parti iktidarıyla ve İslami/dinsel bir tonlamayla bugüne kadar bu politikaları büyük kırılma ve çatışmalar pahasına sürdürdü. Şimdi eski devletin iki dışlanmışı bir araya gelerek, benzer söylemler kullanarak, dar modernist dönemin sonunu ilan ediyor. Ama gene de söyleyeyim. Bu planda asıl değişen Öcalan'dır. Kemalizm benzeri bir anlayıştan geçti geldi, din vurgularıyla dolu bir açıklama yaptı. İşte o din vurgusu post modern bir tercihtir.
Demokratik devlet şimdi kuruluyor. Siz buna gerçek manada modern devlet de diyebilirsiniz...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
BİZE ULAŞIN