Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

AB'nin kapısı: Alevilik, Kürtlük, Müslümanlık

Üç ana sorun son günlerin hengâmında gelip kapıya dayandı: AB, Kürt barışının ikinci aşaması, Aleviler.
AB konusu bu çerçevenin biraz daha dışında duruyormuş izlenimini veriyor. Ama değil. O da dahil, bu üç sorun da Türkiye'nin verdiği demokrasi sınavının uzantılarıdır.
Bu demokrasi sınavı sadece bugün verilmiyor. Yüz yıllık bir geçmişi var. Fakat bugünkü sınav öncekilerden ayrılıyor. Eskiden demokrasiyi sadece makro planda yer alan konular çerçevesinde düşünüyorduk. Hatta düşünemiyorduk. Çok partili hayata geçmeyi, oyla çoğunluk iktidarı seçmeyi demokrasi sanıyorduk. Olmadığı anlaşıldı. Demokrasi, ne yapalım ki, 1990'lardan itibaren önemli bir dönemeç aldı. Radikal demokrasi, o çoğunluk oyu olmasa da, seçim yapılmasa da işletilebilecek bir kurumsal model şeklinde çıktı ortaya. Çünkü demokrasi artık insanların yaşama alanlarına, gündelik ilişkilerine kadar inceltilmişti.
Bu dönemde Türkiye büyük adımlarını attı. Vesayet rejiminin geriletilmesi, askerin sivil yönetime bağlı hale getirilmesi, halk iradesinin tüm devlet kurumlarının oluşumunda tek tercih olarak görülmesi, işletilmesi. Bunları başardığı içindir ki, Türkiye ekonomisini düzeltti. Şimdi Daron Acemoğlu ve James Robinson'un kitabı bir kere daha yazıyor bu tarihi, alışılmış, 1960'larda geliştirilmiş modeli tersine çevirerek. Önceleri ekonomisi olmayan ülkelerde demokrasi olmaz deniyordu. Şimdi, matematiksel olarak gösteriliyor ki, demokrasisi olmayan ülkelerin ekonomisi olmuyor.

***

Kürt barışı bu denklemin düğümüdür. Çözümünde hayli yol alındı. Dün yapılan açıklamalar bundan sonrasını tayin bakımından önemli. Fakat her şeyin tamamlanması bir yana henüz yeni başladığını düşünmek gerek. Alevi konusu aynı şekilde geliyor ortaya ve çok önemli bir konu olarak beliriyor. Çünkü 1990'larda toplumu dönüştüren Müslüman ve Kürt kimliklerinin iyi kötü kendilerine bir taban bulmasından ve toplumsal bünyede hazmedilmesinden sonra şimdi dönüştürücü unsur Alevilerdir.
Hatta Alevilik, diğer iki önemli ve büyük kimlikten daha da ilginçtir. Sonuç olarak Müslümanlık bünyesindeki bir mezheptir ve Ortodoks bazı anlayışlarla uzlaşmamaktadır. Mezhep çatışmalarının din çatışmalarından daha ağır olduğunu yazan tarih hatırlanırsa Aleviliğin toplumsal taleplerinin karşılanmasının, 20 yıldır üstünde uğraşılan pozitif ve kapsayıcı laiklik bakımından ne kadar önemli olduğu ayrıca anlaşılır. Alevilikle ilişkisini yeniden ayarlamış bir devlet artık başka bir devlet olacaktır.
AB ise bu üç olgunun, Müslüman, Kürt ve Alevi kimliğinin demokratik olarak kapsanmasının bileşkesidir. Ben buna Gezi Parkı talepleri dediğim ve onlarla simgelenen siyasal tercihleri de eklemek istiyorum. Elbette vandalizmin ötesinde kalan talepler bambaşka bir noktada kristalize oluyordu: Temsili demokrasiden katılımcı demokrasiye geçiş.
Bunlar olacak da Avrupa bizi "kabul etmeyecek." Varsın etmesin!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA