Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HASAN BÜLENT KAHRAMAN

Başkanlık derken ne diyoruz?..

Başkanlık ve anayasa hakkında herkes konuşuyor. Mesele de o zaten: iki konuda da, en geniş katılımlı bir tartışma açmak! Biz de başlayalım... Demirel'in de Özal'ın da yeri geldiğinde bu modeli istediği biliniyor. Fakat onlar başkanlık sistemini sadece (basit) bir yönetsel sistem veya parlamenter sistem içinde bir 'revizyon' olarak düşünüyorlardı. Özal'ın da Demirel'in de sistemi boydan boya değiştirecek bir yaklaşımı olmadı. Kalkınmacı muhafazakârlığın bir aracı olarak, hızlı karar alma olanağı sağlayacak bir mekanizma olarak tasavvur ettiler başkanlığı.
Bugün, tasavvur da talep de farklı. Şimdi, ama az ama çok, fiilen uygulanan bir sistemin anayasaya işlenmesinden ve dolayısıyla anayasanın başkanlık mekanizmasına göre revize edilmesinden söz ediyoruz.

***

Bu yeni bir yaklaşım. Arkasında, Akparti'yi, Türk siyaset hayatındaki farklı yerine oturtan zihniyet var. Bu zihniyet, katılım ve yönetim dışı kalmış, siyasal modernleşmemizin çok uzun dönemleri boyunca hep 'yönetilmesi düşünülmüş' kitlelerin siyasete dönüşünü öngörüyor.
1990'lardan itibaren dindar siyaset hep bunu yaptı. En nihayet Cumhurbaşkanını halk seçtiği andan itibaren de sistem, gidebileceği en uç noktaya taşındı. Bugün o noktayı hukuk bağlamında daha da derinleştirme girişimi olarak geliyor başkanlık karşımıza.
***

Gerçekleşir mi, gerçekleşmez mi sorusuna verilecek iki yanıt var. Önce pratik olanı: tekrar edeyim, başkanlık, de facto ortaya çıkmış durumdadır. Gerek iktidar partisinin yıllardır yönetimde bulunması ve Erdoğan'la organik ilişkisi bakımından, gerekse Erdoğan'ın yönetim anlayışıyla, başkanlık, Türkiye'de uygulanıyor.
İkincisi şu: halk, Cumhurbaşkanını doğrudan seçmeyi benimsemiştir. Kaçınılmaz biçimde destekleneceğini o dönemde çok yazdım. Nedeni basit. Türkiye'de, 65 yıl önce, insanlar, bireysel hatta toplumsal özne olmadan siyasal özne olmuştur. Caddeye çıkması engellenen halk, oyuyla iktidarı değiştirmiştir. Bu anlayışa sahip olduktan sonra CB'nın kendisi tarafından seçilmesine hayır demeyecekti. Buna, bahsettiğim kitlenin siyasal mobilizasyonunu katın. Başörtüsü tartışması, İslam'ın görünür olmasını ve serbestçe uygulanmasını ekleyin, bu büyük resim içinde, 'doğrudan seçim' haydi haydi kabul görecekti.
***

Şimdi soru eğer bu işlerin bugünden ileriye nasıl şekilleneceği ise iki cevap vereyim. Her şeyden önce Türkiye'de bir 'demos' ve 'demokrasi' var. Halkı başıboş, yozlaşmış kitle olarak yani 'okhlo' ('güruh')diye görmek ve yönetimi 'okhlokrasi' saymak vahim bir hatadır. O 'göbeğini kaşıyan adam' yorumu budur, yönetimin demokrasi değil, okhlokrasi olduğunu sanmaktır.
İkinci yanıt buna bağlı: demokrasi Türkiye'ye muhalefetle geldi. Ülke daima muhalefeti iktidar yaptı. DP muhalefetti, Ecevit CHP'si muhalefetti, Akparti büyük bir muhalefetti. Yani, o 'siyasal özne'lik hali muhalefette teşekkül eder, muvafıklıkta değil. Dolayısıyla, başkanlığı eğer (sisteme) muhalefet etme olanağı görürse destekler. Onu sistemle bütünleşme ve sistemi pekiştirme olarak değerlendirirse direnir.
Böyle...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA